Üçüncü Bölüm:Vuslat +18

2502 Words
Dakikalar sonra Azat odaya geri döndü. Kapıyı kapatıp kilitlediğinde, gözlerinde bir yorgunluk vardı. “Yaşlılarla uğraşmak bazen bunaltıcı olabiliyor,” diyerek ceketini çıkardı ve bir kenara astı. Onu izlerken, içimde ona olan sevgim ve bağlılığım daha da güçlendi. Ama aynı zamanda, onu kaybetme korkusu da içimde yer etti. Azat’ı o kadar çok seviyordum ki, onun yanımdan ayrılması düşüncesi bile beni ürkütüyordu. Durgunlaştığımı fark etmesi uzun sürmedi. Yanıma gelip ellerimi tutarak beni ayağa kaldırdı. Gözlerinin derinliklerinde, benimle ilgili bir endişe vardı. “İyi misin?” diye sordu, sesi yumuşak ve sevgi doluydu. Onun sıcaklığını hissetmek, içimdeki tüm endişeleri biraz olsun hafifletti. Gülümsedim ve “İyiyim,” dedim ama sesim hafifçe titriyordu. Alnıma bir öpücük kondurdu. Bu dokunuş, içimdeki tüm korkuları ve endişeleri yok edebilecek bir büyü gibiydi. “Yüz görümlüğünü sabah vereceğim sana,” dediğinde ikimiz de gülümsedik. Sıcak elleri ellerimi tuttuğunda, kalbim bir kez daha hızla atmaya başladı. Gözlerimin içine bakarak beni kendine doğru çekti. Tekrar alnımı öptü ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Bu dokunuş, içimde bir kıvılcım yarattı. Onunla bu anı paylaşmak, hayatımın en özel anlarından biri olacaktı. Gözlerinde sevgi ve tutku vardı. "Seni çok seviyorum," dedi fısıldayarak. Dudaklarını tekrar benimkilerin üzerine koydu, bu sefer daha tutkulu ve derin bir öpücükle. Elleri belime sarıldı ve beni kendine daha da yaklaştırdı. Kalbim hızla atarken, onun sıcaklığını hissedebiliyordum. İçimde bir heyecan ve aynı zamanda bir rahatlama vardı. Onunla birlikte olmak, bana huzur ve mutluluk veriyordu. Öpücüklerini boynuma doğru kaydırdığında, vücudumun her hücresinde onun dokunuşlarını hissettim. Parmakları, saçlarımda ve sırtımda gezindi. Her dokunuşunda, içimdeki tutkuyu daha da alevlendiriyordu. “Deli gibi özledim seni.” “Ben de," dedim nefesim kesilmiş bir halde. "Seninle her şeyi paylaşmak istiyorum." Gözlerimiz tekrar buluştu ve bu sefer daha derin bir bağ kurduk. Beni yatağa doğru yönlendirdi. Kendimi onun kollarında güvende hissediyordum. Yatağa uzandığımızda, gözlerinde gördüğüm sevgi ve şefkat, bana her şeyin yolunda olduğunu hissettirdi. Elleri vücudumda gezindi ve her dokunuşunda beni daha da derin bir tutkuya sürükledi. Dudaklarımızı tekrar birleştirdi. Öpücüklerimiz daha da derinleşti. Elleri, vücudumu keşfederken, içimdeki tüm duygular açığa çıktı. Kolumdan tutarak beni yatağın içinde oturttu. Arkama geçtiğinde gelinliğimin iplerini çözmeye başladı. Parmakları hızlı hareket ediyordu. Solukları sık sıktı. “Kim düğüm yaptı bunu?” “Süeda, kocan akşam çok uğraşsın dedi.” “Tam bir cadı. Keseceğim.” Ona dönmeye çalışarak “Hayır,” dedim. “Çöz.” “Yavrum bu kadar düğüm atılır mı? İnsan bu kocana acımaz mı? Yapma diyemedin mi?” Kıkırdadım. “E kolay olsun istemedim.” “Kolay mı? Kaç senedir bu anın hayalini kuruyorum ben, hiç de kolay olmadı sana kavuşmak.” Dudaklarını omzuma değdirdi. İçim ürperdi. İpleri zorlukla çözüp gelinliğimin omuzlarından aşağı doğru indirdi. Dudakları omuzlarımdan sırtıma doğru inerken midem heyecandan kasıldı. Gelinliğim üst bedenimden tamamen ayrıldığında parmakları pürüzsüz sırtımın üzerinde dolaştı. “Seni gördüğüm ilk an sana âşık oldum. Diğer erkekler gibi benim olmalı demedim beni sever mi dedim yalnız kaldığım gecelerde. Beni sevdin, benimsin ve ben heyecandan toy bir delikanlı gibi hissediyorum.” Dudakları omurgamdan aşağı kaydığında iç çektim. Bedenimi yavaşça yatağa yatırıp gelinliği üzerimden tamamen çıkardı. Derin bir kuyunun içini andıran gözleri bedenimin üzerinde dolaşırken dudaklarının arasından çıkan solukları sık sıktı. İçimdeki arsız kadın ona sarıl, özlediğin hayal kurduğun bedenine dokun diyordu ama bir yanım bırak bu gece seni doya doya sevsin diyordu. Altında sadece siyah pantolonuyla karşımdaydı. Buğday teni hafif terden nemliydi. Göğsündeki hafif tüylere dokunmak isteyen parmak uçlarım kaşınıyordu. Göbeğinde baklavaları yoktu ama karnı düz, kaslıydı bedeni. Sevdiğim adamı ilk kez yarı çıplak görmek içimde farklı hisler uyandırıyordu. Üzerime doğru uzandığında ellerimi kollarından kaydırarak boynuna getirdim. Parmaklarım saçlarının arasına doğru süzülürken dudaklarımız birbirine tekrar kavuştu. Yavaş değildik, özlemle dolu iki bedenin birbirine kavuşmasını istiyorduk. Alt dudağımı emip üst dudağıma geçti. Dilini dilimimin üzerinde kaydırarak soluklarımızı birbirimizin içine hapsederken parmakları bacaklarımın üzerinde dolaşıyordu. Kasıklarımı kasıklarına bastırmamak adına kalçamı yatağa bastırıyordum. Dudaklarımın arasından çıkan ıslak dili çeneme doğru kaydı. Tenimi emerek öpüyor yavaş yavaş aşağılara iniyordu. Yüzünü boynuma sokarak kokumu derin bir şekilde içine çekti. “O kadar güzel kokuyorsun ki, bundan sonra her gece bu kokuyla uyuyacağım. Yüzümü boynundan çıkarmayacağım.” Dokunuşları beni serseme çeviriyordu bu bir gerçekti ama sözleri sarhoş ediyordu. Parmaklarımı sırtından dolaştırırken dudaklarını boynundan çekmedi. Öpüyor, ısırıyor, ısırdığı yeri emerek acısını alıyordu. Eminim tenim moraracaktı. Göğsümün üzerinde inen ıslak dudakları nefesimi kesti adeta. “Azat!” “Söyle yavrum.” Göğüs ucumu ısırdı. “Ah!” diyerek inlediğimde başını hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı ve ısırdığı göğüs ucumun etrafında dilini dolaştırdı. Karnımın içinde olan ateş kora dönüşmüş, bu kor kasıklarımı ele geçirmişti. Sağ göğsümü serbest bıraktığında sol göğsüme de aynı şekilde dokundu. Hem acı çekiyor hem de zevk alıyordum. Kendimi geride tutamıyordum. Onu öpmek istiyor, onun bana dokunduğu gibi dokunmak istiyordum ama bana fırsat vermiyordu. Dudakları göbeğimin üzerinde kayarken soluğu dudaklarının arasından titreyerek çıktı. Üzerimde doğrulup kemerini çözdü. Gözlerini gözlerimden kaçırmadan düğmesini de çıkarıp fermuarını indirdi. Soluksuz bir şekilde izliyordum onu, tıpkı onun gibi. Pantolonunu çıkarıp yere bıraktığında, gözlerim güçlü, karşımda devleşen bedeninin üzerinde kaydı. Kaslı baldırı, uzun bacakları, teni muhteşemdi. İşaret parmağımın tersini göbeğimin etrafında dolaştırdı. Aralık dudaklarını diliyle ıslatıp gözlerini daralttı. Parmağı kasıklarıma doğru ilerlerken, “Derdin ne?” dedim fısıldayarak. “Derdim bu güzel bedenin tadına bakmak.” “Arsız mısın?” “Bir tek sana güzel karım.” Beyaz iç çamaşırımın ipini iki parmağı arasında kopardığında gözlerim büyüdü. Diğer tarafı da aynı şekilde yırttığında, “Nefes al,” dedi fısıldayarak. “Sen böyle davranmaya devam edersen nefes almayı unutacağım.” “Ben sana nefesimi veririm.” Yırtığı iç çamaşırımı iki parmağı arasına alıp sağ avcunun içinde tuttu. “Seninle yapacaklarımı düşününce aklımı oynatma noktasına geliyorum. Korkmanı istemiyorum.” “Korkmuyorum,” dedim başımı iki yana sallayarak. “Seni seviyorum, sana güveniyorum, sana dokunmak istiyorum. Bana istediğini yapabilirsin, sen ne hissediyorsan ben de aynı hislere sahibim.” Sanki gözlerinin içinde odun parçası vardı ve bu odun parçaları bir anda tutuşup kor haline geldi. Parmaklarını kadınlığımın üzerinde kaydırırken diğer elini yatağa bastırarak üzerime uzandı. Dudaklarımın üzerine ufak ufak öpücüklerini konduruyor, parmakları sınırlarımı zorluyordu. “Krem kullanacaktım ama gerek yok, ıslaksın. Benim için hazırsın.” Ellerimi yanaklarına bastırıp kuvvetle öptüm onu. “Ben sana çoktan hazırım.” “Ulan böyle konuşunca beni daha çok kudurtuyorsun. Dayım sevmediğine sakın elini sürme içindeki duyguları kör edersin dediğinde ne demek istediğini anlamamıştım. Şimdi anlıyorum ki sadece bedenim değil, ruhum da seninle sevişiyor.” “Sen nasıl bana geliyorsan ben de sana öyle geliyorum demiştin bir keresinde.” “Öyle, birbirimizin ilkiyiz, sonumuz olacağız.” Ateşler içinde kalmıştık aynı anda. Tenimiz terden nemliydi. Dudaklarımı emerek parmaklarını geriye çekti. Çamaşırını hızlı bir şekilde çıkardı. Penisini kasıklarımın arasına sürtüp beni hazırlarken, bacaklarımı hafifçe araladım. Ondan korkmuyor oluşum onu daha çok mutlu ediyordu. Gözlerimizi birbirinden koparmadan kasıklarını kasıklarıma bastırdı. İtiraf etmeyim ki ne kadar deli gibi onu istesem de yanma hissi vardı kendini bana bastırdığında. Tekrar bastırdığında, “Ah,” diyerek acıyla inledim. “Çok darsın, krem yine de süreceğim.” O kadar büyüktü ki, nasıl içime alacaktım onu? Komodinden aldığı jeli avcuna dökerek penisine sürdü. Kapağını kapatmadan yatağın üstüne bıraktığında tekrar üzerime uzandı. “Sakin ol, kendini kasma.” “İyiyim ben.” Dudağımı tekrar öptü. Eliyle penisine yön vererek kendini bana doğru ittiğinde tırnaklarımı koluna batırdım. “Sorun değil, istediğin kadar batır.” İçime girdikçe sanki etimin yırtıldığını hissediyordum. Böyle acı olabilir miydi? Bana kimse bu kadar acıdığını söylememişti. Kasıklarımda yoğun bir yanma olsa da kendimi kasmıyor ya da geriye çekmiyordum. “Özür dilerim, bir kere olsun.” “Ne?” Bir anda kendini bana bastırmasıyla dudaklarımın arasından kaçan çığlığım kulaklarımızı çınlattı. Gözlerimden süzülen yaşları parmağıyla silip peş peşe öpüyordu. “Yavaş oldukça canın daha çok acıyordu. Dayanamayacak gibiysen çekeyim kendimi.” Başımı iki yana salladım. Derin derin nefes alıp verirken kollarımı boynuna doladım sımsıkı. “İyiyim, durma.” Sözlerimle dile getirsem de bedenimi kontrol etti. Kasmıyordum kendimi, bu gecenin yarım kalmasını istemiyordum. Kalçasını hafifçe geri çekip içime iterken tepkilerimi kontrol ediyordu. Eğer ani bir tepki verirsem biliyorum ki içimden çıkacaktı. “Hızlan Azat.” “Canın çok yanar.” “İyiyim ben.” “Hayır, bu ilk. Bu yüzden alışman için yavaş olacağım.” “Ama zevk almıyorsun.” “Delirdin mi sen? Her an boşalabilirim.” İçimde hareket ederken dudaklarını tenimin üzerinden çekmiyordu. Parmaklarımı kalçalarının üzerine indirip, ardından kasıklarına doğru getirdim. Bu hareketim onu çıldırtırken bir anda hızlanmasıyla tekrar, “Ah,” dedim. “Sikeyim, yapma güzelim. Duramıyorum.” Durmadım. Onun hassas yerlerine dokunup hızlanmasını sağladım. İnlemelerimiz odanın içinde dolaşarak kulaklarıma ulaştığında bu ses kalp atışlarımızı hızlandırıyordu. “Geliyorum.” “Çok değil, konuşmasını bitirdiği an içime boşaldı. Soluk soluğa omzumda nefeslenirken kalçasını hala hareket ettirmeye devam etti.” Zevk alsam da hissettiğim yoğun yanma devam ediyordu. Nefesimi sesli bıraktım. Başını omzumdan çekip olabildiğince yavaş olarak içimden çıktı. Derin bir rahatlama hissettim ama yanma hala devam ediyordu. “İyi misin?” “İyiyim.” Sesim boğuk çıkınca yüzünü endişe kapladı. “Çok mu acıyor?” “Sadece yanma var?” Gözleri kasıklarıma kaydı. “Küveti hazırlayıp geliyorum.” Gözlerini üzerimden çekmeden banyoya gitti. Bacaklarımı kıpırdattığım an tekrar aynı acıyı hissettim. Neden bu kadar çok acımıştı? Yengemin de mi böyle olmuştu acaba? Okuduğum kitaplarda kadınlar canlarının acımadığını söylüyordu. Kocam bana oldukça nazik dokunmuştu, neden böyleydim? Sanki yatağa yapışmış gibiydim. “Suyu ayarladım.” Banyodan çıkıp, “İyi misin?” dediğinde daha fazla kendimi tutamadım. “Yavrum?” “Çok acıyor.” Gözlerinde endişe, “Gel bakayım,” dedi. Bedenimi kucağına aldı. Bizi banyoya soktuğunda beni kucağından indirdi. Ayaklarım yere değdiği an bacaklarımdan aşağı akan kan ikimizin de nefesini kesti. “Bu da ne?” “Azat? Neden bu kadar çok kan var?” “Bilmiyorum, canını çok mu yaktım? Neden durdurmadın beni?” Panik halinde ıslattığı bezle bacak aramı sildi. “Durmuyor kan.” Korkudan ellerim titriyordu. “Ne yapacağız?” “Hastaneye gideceğiz.” “Olmaz,” dedim korkuyla. “Neler derler arkamdan.” “Sikerim ecdatlarını.” Alnımı öptü. Hızlı bir şekilde duş aldıktan sonra beni yine yatak odasına kucağında getirdi. Dolaptan kıyafetlerimi getirirken, “Sakin ol,” dedim. “Çok acımıyor.” “Beni kandırma. Gözlerinin içinden anlıyorum.” Bana bırakmadan üzerimi giydirdi. “Banyodaki dolapta ped vardı, getirir misin?” Başını salladı. Ayağa kalktığı gibi banyoya giderken, belindeki havlu yere düşünce kıkırdadım. “Gülme, korkudan ne yapacağımı şaşırdım.” “İyiyim ben, gecemizi mahvetmeyelim lütfen.” Elinde pedle geri geldi. “Yardım edeyim mi?” “Hayır, hallederim ben. Sen üzerini giyin, sana bakmaktan hazırlanamıyorum.” Başını iki yana sallayarak dolaba yöneldi. Hızlı hareket ederek giyinirken pedi koydum. Umarım bizi kimse görmezdi. Çıkacak laflardan korkuyordum. “Kimliğin çantanda mı?” “Evet, sana vermiştim sabah.” Odanın içine bakındı. “Nereye koydum çantanı?” Tekli koltuğun üzerinde duran eşyalara yöneldi. Çantayı bulduğunda kimliği alıp yanıma geldi ve beni yine kucağına aldı. “Biri görür diye çok korkuyorum.” “Görürlerse görsünler.” “Görmesinler Azat ağa. İstemiyorum.” Derin nefes alarak yanağımı öptü. “Tamam yavrum tamam.” Sırf ben üzülmeyeyim diye konağın içinde sessizce adım attı. Gözlerim tedirginlikle etraftaydı. Kimse yoktu, umarım dönüşümüzde de kimse olmazdı. Arabaya bindik. Evin önünden ayrıldığımız gibi rahat bir nefes aldım. “İyi misin?” “İyiyim, sadece yanıyor.” Direksiyonu sıktı. “Böyle bir gece hayal etmemiştin değil mi?” “Saçma sapan konuşma Damla. Kafanı da doldurup durma.” Unutulmayacak bir geceydi. Hastanenin önüne gelince, “Sakın inme,” diyerek arabadan indi. Kapımı açıp beni kucağına aldığında, “Yürüyebilirim,” dedim ama dinlemedi. Kollarında hastanenin kapısından içeri girdiğimizde, kalbim hızla çarpıyordu. Koridorda ilerlerken, soğuk floresan ışıkları altında her şey daha da gerçek ve korkutucu görünüyordu. Azat’ın kollarındaki güven duygusuyla, içimdeki paniği biraz olsun bastırmaya çalıştım. Bir hemşire hemen yanımıza gelip ne olduğunu sordu. Azat, endişeyle durumu açıkladı. Hemşire hızla bizi muayene odasına yönlendirdi. Odanın kapısından geçerken, içimdeki korku ve belirsizlik iyice arttı. Azat beni yatağa yatırdı, gözlerindeki endişe her halinden belliydi. Doktor hızla yanımıza geldi, gözlerinde profesyonel bir ciddiyet vardı. Her şey o kadar hızlı ilerliyordu ki takip etmekte zorluk çekiyordum. “Neyiniz var?” diye sordu doktor. Azat benden önce atlayarak, “İlk beraberliğimizdi, kanaması fazla oldu ve hala devam ediyor,” dedi. Doktor korkumu görmüş olacak ki, “Sakin olun, her şey yolunda,” dedi. Bu sözler, içimdeki korkuyu biraz olsun hafifletti. Muayene etmeye başladı, her hareketi nazikti ama ben yine de tedirgindim. Kanamayı inceledikten sonra bana dönerek, “Bu tür durumlar ilk cinsel deneyimde olabilir,” dedi. Gözlerinde sıcak bir ifade vardı. “Bazı genç kızlarda ilk cinsel deneyimde yırtılma ve kanama olabilir. Bu doğal bir süreçtir, endişelenmenize gerek yok. Vajina girişinizdeki yırtılma derin görünüyor ama tekrar söylüyorum endişelenme.” “Peki, şimdi ne olacak?” diye sordum, sesim hala titriyordu. Gülümsedi. “Şimdi sizinle ilgileneceğiz ve gerekli bakımı yapacağız. Siz dışarıda bekleyebilirsiniz,” dedi Azat’a bakarak. “Yanında kalmak istiyorum.” “Beyefendi lütfen dışarıya alalım sizi.” Gözlerimle huzursuzluk çıkarmamasını anlattım. Doktorun tavrına bozulsa da, “Kapının önündeyim, seslen hemen gireceğim,” diyerek dışarıya çıktı. “Kendini sıkma lütfen.” Derin nefes aldım. “Korkma.” Doktorun her hareketi nazikti ve bana sürekli ne yaptığını açıklıyordu. “Şimdi biraz baskı uygulayacağım,” dedi. “Bu, kanamayı durdurmak için gerekli.” Yine derin nefes aldım. Kendimi sıkmamaya çalışırken gözlerimi yumdum. “Bitmek üzere.” “Ne olur hemen bitsin.” “Bitti bile.” Geriye çekildiğinde, “Eşini alabilirsiniz içeriye,” dedi hemşireye. Hemşire kapıyı açtığında Azat tekrar odaya girdiğinde, yüzündeki endişeyle, “İyi misin?” dedi. “İyiyim.” “İlk cinsel deneyimlerde yaşanabilecek olumsuzluklar konusunda bilinçli olmak çok önemlidir. Bu tür durumlarda panik yapmadan bir uzmana başvurmak gerekir,” dedi doktor her ikimize bakarak. “Her şeyin yolunda olduğundan emin olmak, hem fiziksel hem de duygusal sağlık açısından önemlidir.” “Teşekkür ederim doktor hanım.” “Üç gün ilişkiye girmeyin. Vajinanız dar, bunun için kayganlaştırıcı jel kullanabilirsiniz. Rahminiz temiz, yara veya kist yok. Fiziksel olarak bir durumunuz yok psikolojik olarak da kendinizi iyi hissedin. Hep acıyacağını düşünürseniz cinsel hayatınızı da etkileyebilir.” “Teşekkür ederiz doktor hanım.” kadının laflarını ağzına tıkan kocam üzerimi giyinmeme yardımcı olup beni kucağına aldı. Odadan çıktığımızda, “Çok ayıp,” dedim. “Oturup nasıl sevişeceğimizi anlatacaktı bize. Sanki bilmiyoruz.” “Azat, çok ayıp.” “Beni odadan çıkardı ya ayar oldum.” Kollarımı sıkılaştırdım. “Çok uykum var evimize gidelim.” “Gidelim yavrum.” *** Azat ve Damla hastanedeyken, Azat'ın annesi, konağın uzun koridorlarında sessiz adımlarla ilerledi. Gözlerinde kararlı bir ifade, yüzünde sert bir bakış vardı. Oğlunun ve gelinin odasının kapısına yaklaştı, etrafına bakarak kimsenin onu görmediğinden emin olduktan sonra kapıyı sessizce açtı ve içeri girdi. Odaya girdiğinde, karşılaştığı manzara yüzünü buruşturmasına neden oldu. Yerde dağınık halde duran kıyafetler, yatağın üzerinde düzensizce bırakılmış nevresimler ve odanın genel dağınıklığı onu rahatsız etti. Her şey, Damla’nın bu eve ne kadar uyumsuz olduğunu kanıtlar gibiydi. Çarşafın üzerindeki kana midesi bulanarak baktı. "Bu kız bu evden gidecek. Oğlumun geleceği için ne gerekiyorsa yapacağım." Yüzündeki sert ifade, nefretini daha da belirgin hale getiriyordu. Damla'nın bu evde yeri olmadığını, onun bu ailenin düzenini bozduğunu düşünüyordu. Oğlunun iyiliği için, Damla’yı bu evden göndermek onun için kaçınılmaz bir görev haline gelmişti. Sahran’lıların gelini asil biri olmalıydı. Ona göre Damla asil değildi. Onun gelini yeğeni Canan olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD