Birinci Bölüm:Düğün

2074 Words
Bugün içim içime sığmıyordu. Sevdiğim adamla evlendiğim gündü. Kalbim heyecandan yerinden çıkacak gibiydi. Yüz kişilik konvoyla Mardin’e doğru yol alırken, yanımda oturan Azat’a her bakışımda içim ısınıyordu. Eli benimkini sıkıca tutuyor, bu dokunuş bana güç veriyordu. Dışarıdaki araçların korna sesleri, birbirine karışarak gökyüzünde yankılanıyordu. Mardin’in topraklarına girdiğimizde kalbim daha hızlı atmaya başladı. Azat bana dönüp gülümsediğinde, içimdeki heyecan daha da arttı. "Her şey yolunda mı?" diye sordu, sesi sert olsa da sevgi doluydu. Ona gülümseyerek, "Evet," dedim, "Her şey mükemmel." Avcumun içini öptü. Araba ailesiyle yaşadığı konağın önünde durduğunda, derin bir nefes aldım. Azat arabadan inip kapıyı açtı ve bana elini uzattı. Elini tutarak yavaşça dışarı çıktım. Silah sesleri birdenbire patlamaya başladı, kadınlar yüksek sesle zılgıt çekiyordu. Bu sesler kalbimi heyecanla çarptırdı, ama aynı zamanda bir korku dalgası da getirdi. Konağın kapısına doğru yürürken, elini daha sıkı tuttum. Kalabalığın arasından bir anda kayınvalidem çıktı ve karşımda durdu. Yüzünde sert bir ifade vardı. Kalbim onun soğuk bakışları altında biraz daha sıkıştı. Bu kadından korkuyordum. "Hoş geldin, gelin" dedi, sesi tok ve otoriterdi. "Adetlerimizi bilmezsin ama merak etme ben hepsini sana tek tek öğreteceğim. Burada her şeyin bir anlamı, bir sebebi vardır." Elime kırmızı bir testi verdi. "Bu testiyi kırmalısın," dedi. "Bu, yeni bir başlangıcın ve eski sorunların sona erdiğinin simgesidir." Elimdeki testiye baktım. Ellerim hafifçe titriyordu ama yüzüme bir gülümseme yerleştirip korkumu belli etmemeye çalıştım. "Elbette," dedim. Testiyi aldım ve yere doğru kaldırdım. Azat, yanımdaydı ve gözleriyle bana cesaret veriyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra testiyi yere doğru savurdum. Testi büyük bir gürültüyle parçalandı. Kalabalıktan bir alkış koptu ve zılgıt sesleri yeniden yükseldi. Kalbim heyecandan deli gibi çarpıyordu. Kayınvalidem hafifçe başını sallayarak onayladı, ardından kollarını açarak beni kucakladı. Bu sarılışın sıcaklığında bir an için rahatladım. Fakat kulağıma eğilip fısıldadığında, yüreğime bir ağırlık çöktü. "Hoş geldin gelin," dedi, sesi buz gibiydi. "Burada güçlü olmalısın. Bu konakta her şey göründüğü kadar basit değil." Geriye çekildi. Ellerim titriyordu. Kayınvalidemin ardından konağın kapısından içeri girdiğimde, içimdeki heyecan, biraz da korkuyla karışmıştı. Ama Azat’ın sevgisi ve desteğiyle her şeyin üstesinden geleceğime inanıyordum. Azat benimle beraberdi, beni kimseye ezdirmeyeceğini biliyordum. Biz birbirimizi seviyorduk ve sevgimiz her türlü zorluğu aşardı. Azat'la birlikte konağın büyük kapısından içeri adım attığımda, içimdeki heyecan ve korku karışımı hisler biraz daha yoğunlaştı. Geniş salonun ortasına doğru ilerlerken, gözlerim kalabalığın içinde ailemi arıyordu. Tam o sırada, ikiz kardeşim Süeda ve yengem Dilan hemen yanıma geldiler. Süeda'nın yüzündeki sıcak gülümseme bana biraz olsun rahatlık verdi. “Annem nerede?” diye sordum, gözlerimde bir endişe parıltısıyla. Süeda, “Onların hepsi salona geçti. Biz de birazdan geçeceğiz,” dedi. Bu cevapla yetinerek başımı salladım. Bir yanım annemi görmek için sabırsızlanıyor, diğer yanım ise yeni ailemin arasında olmanın ağırlığını hissediyordu. Azat, misafirlerle ilgilenmek üzere dışarı çıktığında, ben de yanımdaki yakınlarımla birlikte salondaki kadınları incelemeye başladım. Artık bu konakta yaşayacaktım ve buradaki insanlarla aramı iyi tutmak zorundaydım. Ancak Azat’ın annesinden ne bir yakınlık hissediyordum ne de kız kardeşlerinden. İçimdeki sıkıntı büyüyordu ama olumsuz düşünmek istemiyordum. Bu yeni hayatı kabullenmek ve uyum sağlamak zorundaydım. “İyi misin?” Yengemin sesiyle iç çektim. “Ağabeyin beni sıkı sıkı tembihledi. Ona söyle; üzüldüğünde, canı yandığında gelecek bir kapısı var. Aşiretin, insanların ne söylediği benim umurumda değil. Kardeşim üzgünse onu o konakta bırakmam dedi.” Gözlerim doldu. “Bunları dün akşam bana da söyledi yenge.” Elimi sıktı. “Arkanda dağ gibi ağabeyin var, bu yüzden sakın korkma. Sevdiğin adamla evlendin, ama ailesinin tavırlarını biz gördüğümüz gibi sen de görüyorsun. Başta kendini ezdirirsen bu hep böyle gider biliyorsun değil mi?” Başımı salladım sıkıntıyla. “Biliyordum elbette ki.” “Bu yüzden kendini ezdirme. Her ne yaşarsan yaşa kocana anlat, ondan asla bir şey saklama.” Dakikalar sonra Azat tekrar salona geldi. “Salona gidiyoruz,” dedi, elimi tuttu. Elini sıkıca tutarak ayağa kalktım ve birlikte konağın büyük kapısından tekrar çıktık. Alkış sesleri yine yükseldi, bu sefer biraz daha anlamlı ve destekleyici geliyordu. Arabaya bindiğimizde, içimdeki sıkıntı kısa bir an için su yüzüne çıktı. Azat, bu değişen halimi hemen fark etti. “Ne oldu, Damla?” diye sordu, sesi gergin ve endişeliydi. Bir an duraksadım ama sonra gerilimi azaltmak için, “Ailemden ayrılacağım için üzgünüm,” dedim. Bu sadece bir bahaneydi ama içinde biraz da olsa gerçeklik payı vardı. Alnıma bir öpücük kondurdu. “Ne zaman istersen, seni ailenin yanına götürürüm,” dedi. Biliyorum götürürdü, o beni çok seviyordu, üzülmemi asla istemezdi. Mardin’in taşlı yollarında ilerlerken, dışarıdaki manzarayı izledim. Düğün salonuna doğru giderken, içimde bir umut ışığı belirdi. Azat yanımdaydı ve onun desteğiyle her şeyin üstesinden geleceğime inanıyordum. Bu yeni hayatımda beni nelerin beklediğini bilmiyordum ama Azat’ın yanımda olduğu sürece, karşıma çıkacak her türlü zorluğa göğüs gerecektim. Düğün salonunun ışıkları uzaktan görünmeye başladığında, kalbim tekrar heyecanla doldu. Bu yeni hayatın başlangıcıydı ve ben bu yolda Azat’la birlikte yürümeye kararlıydım. Salonun kapısına geldiğimizde, arabadan inip Azat’ın elini sıkıca tuttum. Bu el, bana her zaman güç verecekti. Birlikte düğün salonuna doğru ilerlerken yanımızda yürüyen kadınlar yüksek sesle zılgıt çalıyordu. Acem aşiretinin ve Sahran aşiretinin tüm üyeleri salondaydı. Bir o kadar da tanıdık vardı. Kalabalığın içinde bir an için boğulacak gibi hissettim ama derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Azat’ın elini sıkıca tutmak bana güç veriyordu. Nikah memurunun yanına geldiğimizde, heyecandan kalbim deli gibi atmaya başladı. Azat’la yan yana durduk, nikah memurunun sorularını tek tek cevapladık ve sonunda ikimiz de güçlü bir, "Evet," dedik. Nikah memuru, nikah cüzdanını bana uzattığında, elimi uzatıp titreyen parmaklarımla cüzdanı aldım. Cüzdanı tutarken Azat’a doğru döndüm. Azat, duvağımı kaldırıp alnıma bir öpücük kondurdu. "Hayatım boyunca seni seveceğim," dedi. “Bugün bu yola birlikte adım attık, sonsuza kadar da bu yolu birlikte yürüyeceğiz.” Kadınlar yine zılgıtlar çalmaya başladı. Bu sesler arasında kendimi bir anda salonun ortasında buldum. Ne olduğunu anlamadan, üzerime altınlar takılmaya başlandı. Kollarım bileziklerle doldu, belimde altın bir kemer vardı, boynumda zincirler parlıyordu. Azat’ın üstü de altınlarla doluydu. Göz göze geldiğimizde, onun da benim kadar heyecanlı olduğunu gördüm. Bir an önce bu kalabalığın dağılmasını, yalnız kalmamız gerektiğini fısıldıyordu gözleri. Ben de bunu her şeyden çok istiyordum. Kalabalık öylesine yoğundu ki, bir adam misafirlere seslenip takıları ailemize teslim etmeleri gerektiğini söylediğinde derin bir nefes aldım. Azat’ın yanında, bu altınların yükünden bir an olsun kurtulmanın hafifliğini hissettim. Ardından salonda Reyhani müziği çalmaya başladı. Azat’la karşı karşıya durduk ve dans etmeye başladık. İlk adımlarda biraz tedirgindim ama Azat’ın bakışları beni cesaretlendirdi. Dans ederken, adımlarımız uyum içinde ilerliyordu. Ellerimi hafifçe havaya kaldırıp bileziklerimin şıkırtısıyla ritmi takip ettim. Azat’ın gözlerinde sevgi ve gurur vardı, bu bakışlar beni daha da motive etti. Ellerimizi kenetledik ve adımlarımızı biraz daha hızlandırdık. Eteklerim dönüyor, bileziklerim ışıldıyordu. Azat, beni döndürüp tekrar kendine çektiğinde, kalabalığın alkışları arasında dansımızı sürdürdük. Kendimi müziğin ritmine kaptırdım, bedenim özgürce hareket ediyordu. Azat’ın güçlü kolları beni yönlendirirken, onunla bu dansın keyfini çıkarıyordum. Ayaklarımızı yere vurarak ritmi artırdık, birbirimizin etrafında döndük ve tekrar birleşip dansa devam ettik. Kalabalık coşkuyla bize eşlik ediyor, zılgıtlar ve alkışlar arasında dansımızı sürdürüyorduk. Azat’la göz göze geldiğimde, onun da benim gibi mutlu olduğunu gördüm. Bu anın büyüsüne kapılmıştık. Dakikalar boyunca dans ettik, müziğin ve kalabalığın enerjisiyle adeta kendimizden geçtik. Kol hareketlerimizle, beden dilimizle ve adımlarımızla Reyhani müziğinin ruhunu yansıtıyorduk. Her adımda daha da rahatlıyor, her hareketle daha özgür hissediyordum. Sonunda müzik yavaşladığında, kalabalık büyük bir alkış kopardı. Ter içinde kalmıştım ama içimdeki mutluluk ve heyecan tarifsizdi. Azat’la el ele tutuşarak salonun ortasında durduk, misafirlerin alkışları ve tezahüratları arasında birbirimize bakarak gülümsedik. Bu an, hayatımın en unutulmaz anlarından biriydi. Azat’ın yanımda olması, bu yeni hayatın başlangıcında bana güç veriyordu. Kalabalık kısa bir süre sonra büyük bir halay çemberi oluşturmaya başladı. Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde toplanıyordu ama ben Azat’tan ayrılmak istemiyordum. Elimi sımsıkı tutan Azat da aynı şeyi hissediyor gibiydi. Halay başlarken, kadınlar kendi grubunda, erkekler kendi grubunda coşkuyla dans etmeye başladı. “Beni bırakma.” “Bırakır mıyım? Asla.” Birlikte kadınlar ve erkeklerin ortasında kalmıştık. Elleri sıkıca kenetlenmiş halde, birlikte halaya katıldık. Müziğin ritmi yükseldikçe, ayaklarımız ahenkle yere vuruyordu. Kadınların zılgıtları ve erkeklerin coşkulu tezahüratları arasında, büyük bir enerji ve mutluluk dalgası vardı. Kadınlar, rengarenk elbiseleriyle adımlarını uyum içinde atıyor, ellerini havada sallıyorlardı. Erkekler omuz omuza vererek güçlü adımlarla halayı sürdürüyorlardı. Azat’la ben ise bu iki grubun ortasında, ellerimizi hiç bırakmadan dans ediyorduk. Onun sıcak eli, bana güç ve güven veriyordu. Halayın ritmi hızlandıkça, ayaklarımız daha hızlı hareket ediyor, vücutlarımız müziğin ritmiyle birlikte sallanıyordu. Her adımda, her dönüşte Azat’ın bakışları beni cesaretlendiriyor, kalbimdeki tüm endişeleri siliyordu. Gözlerimizi birbirimizden ayırmadan, bu coşkulu dansın keyfini çıkarıyorduk. Müziğin ritmi biraz daha yavaşladığında, halay çemberi daralmaya başladı. Herkes birbirine daha da yakınlaşarak dans etmeye devam etti. Azat, gözlerini benimkilerden ayırmadan, "Bu gece sadece senin," dedi, sesi yumuşak ve sevgi doluydu. Onun bu sözleri, kalbimdeki sevgi ve güven duygusunu daha da pekiştirdi. Halay çekmeye devam ederken, Azat’ın kız kardeşleri birden aramıza girdi. Kalbimde bir sıkıntı oluştu, kocamdan uzaklaşmak beni üzmüştü. Ancak bu üzüntümü yüzüme yansıtmamak için hemen toparlandım, gülümsedim ve devam ettim. Fakat içimdeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Azat, benim bu halimi hemen fark etti. Kız kardeşlerinin arasından çıkıp yanıma geldi, elimi tutarak beni ortaya getirdi. Beni etrafında döndürürken, gözlerimin içine bakarak alnıma bir öpücük kondurdu. "Asma yüzünü," dedi yumuşak bir sesle. "Kimse seni benden uzağa götüremez." Bu sözlerle kalbime bir sıcaklık yayıldı. Kız kardeşlerinin duyabileceği bir sesle devam etti, "Damla, Azat’ın karısıdır ve onun bu güzel yüzünü asan kim olursa olsun karşısında beni bulacaktır,” Bu sözler tüm salonu doldurdu, misafirlerin bakışları üzerimize döndü. Azat’ın bu güçlü ve sahiplenici tavrı, içimdeki tüm endişeleri silip attı. Artık kimsenin bizi ayıramayacağını biliyordum. Birlikte halayın ortasında hareket etmeye devam ettik. Azat’la göz göze geldiğimizde, birbirimize aşkla bakıyorduk. "Seni çok seviyorum," dedi gözleri benim gözlerimdeydi. "Ben de seni çok seviyorum," dedim, gözlerim dolmuştu. Alnıma bir öpücük daha kondurdu. Bu öpücük, içimdeki sevgi ve güven duygusunu daha da pekiştirdi. Gözlerim doldu, bu anın güzelliği beni derinden etkiliyordu. "Seni çok seviyorum, Azat," dedim, sesim titriyordu. Azat, beni sıkıca kucakladı, "Seni benimle evlendiğine asla pişman etmeyeceğim," dedi. Halayın ortasında, herkesin bakışları arasında, birbirimize olan sevgimizi ve bağlılığımızı ilan ediyorduk. Göz göze gelip gülümserken, birden Azat’ın annesi elinde bir mendille yanımıza geldi. Azat'ın yanağını öpüp oğluyla birlikte dans etmeye başladı. Azat beni yanında tutmaya çalışsa da ister istemez geri planda kalıyordum. Bir an için yalnız kaldığımı hissettim ama hemen toparlandım, gülümseyerek etrafa bakındım. Bu durumu fark eden ailem hemen yanıma geldi. Süeda ve yengem Dilan, Havin elimi tutup beni tekrar halayın içine çektiler. Onlarla birlikte halaya katıldığımda, içimdeki sıkıntı bir anda dağıldı. İnsanların bakışlarını umursamadan, gülüp eğlenmeye başladım. Kahkahalarımız salonu dolduruyordu. Etrafımızda dönen insanlar, bizim bu neşemize katılıyordu. O an, Azat’ın gözlerinin beni izlediğini fark ettim. Kıskançlıkla dolu bir bakışla bana doğru yaklaştı. "Dikkatleri bu kadar üzerine çekme, kıskanıyorum.” “O zaman yanımdan ayrılma.” “Elimi bırakmazsan bir adım uzağıma gidemezsin.” Elimi sımsıkı tuttuğunda gülümsedim. “Annen seni benden kıskanıyor, e o aramıza girince mecbur geriye çekiliyorum.” “Yok öyle bir dünya. Çekilmeyeceksin geriye, daha çok yanaşacaksın ki kocandan başka bir yerin olmadığını bilecekler.” Ellerini sıktım. “Kocama ölürüm ben.” “Canına feda bu fani bedenim.” Kollarımı boynuna doladığımda kız kardeşlerinin bana nefretle baktığını fark ettim. Bu bakışlar, içimde bir korku dalgası yarattı. Beni bu konakta nelerin beklediğini bilmiyordum ama bu bakışlar, zorlukların habercisi gibiydi. Azat'ın kollarındaki güven duygusuna rağmen, içimde bir tedirginlik oluştu. Beni sıkıca kucakladı ve kulağıma fısıldadı. "Seni her zaman koruyacağım." Onun yanında her türlü zorluğun üstesinden geleceğimi biliyordum. Ancak yine de kız kardeşlerinin bakışları içimde bir yara gibi duruyordu. “Bu geceyi konakta mı geçireceğiz?” Biliyorum ki sabah hepsi çarşaf isteyeceklerdi. “Evet, evde daha rahat ederiz diye düşündüm.” Sıkıntıyla iç çektim. “Sabah kapımıza dayanırlarsa?” “Buna izin vereceğimi mi düşünüyorsun? Evliliğimize, yatak odamıza onları karıştırmayacağım, bunu bildikleri için asla adım atmazlar.” O ne kadar kararlı konuşsa da beni nefretle izleyen kadınlar onun gibi düşünmüyordu. İçim ne kadar kaygılı olsa da gülümsedim. “Zaten hemen olmak zorunda değil.” “Ha diyorsun ki, iki sene seni peşimde koşturdum, sevdandan yataklara düşürdüm bir de evliyken bekleteceğim öyle mi?” Güldüm. “Yok öyle bir dünya, bu adam daha beklemez. Birazdan bu düğünü dağıtıp karısını evine götürecek. Hasret kaldığı ruhuna, tenine doya doya dokunacak.” Yanaklarım kızarırken, “Sussana,” dedim. “Beni tanıyorsun, asla susmayacağım. Seni istiyorum, Te bi hêzê dinya dixwazim, jinê xweşê min.( Seni deli gibi istiyorum güzel karım.)” Yeni hikayemize hoş geldiniz canlar, umarım her hikayemde olduğunuz gibi bu hikayemde de benimle birlikte olursunuz. Yetişkin okurlar içindir, yetişkin sahneler diğer hikayelerimden fazla olacaktır. Haziran ayına kadar bölümler iki günde bir gelecek. Ama haziran ayında her gün gelecek tıpkı diğer hikayelerimde olduğu gibi. Yorumlarınızla destek verirseniz çok sevinirim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD