Sonun gerisindeydik.
Öyle bir noktadaydım ki bütün dünyam parçalanmış ve ben o enkazın altında kalmıştım.
Zihnim darmadağındı. Bildiklerim yapboz parçaları gibi etrafa saçılmıştı.
Sonun gerisindeydim.
Belki de sonu çoktan geçmiştim.
İki yanımda sımsıkı kapanarak yumruk olan avuçlarım yeşil evin kapısını dövmeye başladığında bedenim şiddetli bir titremenin esiri altındaydı.
Anneme bir şey olmuştu, ona kötü bir şey olmuştu. Ölmüş anneannemi bahane ederek kayıplara karışmıştı. Zihnimde tek bir ihtimal yanıp sönüyordu.
Belki de bu bana bıraktığı bir ipucuydu.
Güçsüz yumruklarım siyah ahşap kapıyı daha da şiddetle çalmaya başladı. Hemen kapıyı açmak zorundaydı. Açmak ve bana hesap vermek zorundaydı. Annemi tekrar zorla alıkoyacak kadar ileri gitmişti.
Ona yalvarmama rağmen.
Kapı açılmasa da inadımdan vazgeçmiyor, bir zili bir kapıyı durmadan çalıyordum. Evde olmak zorundaydı. Bana ne işler çevirdiğini anlatmak zorundaydı.
Yanaklarımdaki ıslaklığı hissettim. İçinde bulunduğum çıkmaz beni çaresiz bırakıyor ve bu durum gözlerimi yaşlara boğuyordu. Ağlamaktan nefret ediyordum.
Kolumla gözlerimi hızlıca sildim ve cevapsız kaldığım her saniye daha da hiddetlendim. Öfkeyle bu sefer de kapıya tekme atmaya başladım.
"Esved! Aç şu kapıyı!" Neyseki üçünçü tekmeden sonra adım sesleri duyulmuş ve kapı onun tarafından sonuna kadar açılmıştı.
"Ne yaptığını sanıyorsun?!" diyerek ökeyle bağırdı.
Aniden öne doğru atıldım ve omuzlarına asılarak onu içeri ittim. "BUNU NASIL YAPARSIN?!"
Arkamızda kalan kapı gürültüyle kapandı. Tavrım karşısında bakışlarına yansıyan şaşkınlığı oldukça belli oluyordu. Önce yumruk olmuş ellerime, sonra da göz yaşlarının ıslattığı yanaklarıma baktı. Sesi bu sefer alçaktı. "Ne oldu sana?"
"Ne mi oldu?" Öfkeyle üzerine atılarak onu tekrar ittim. Bu sefer ilk seferki gibi sarsılmamıştı. Hatta onu yerinden kıpırdatamamıştım bile. Bu beni daha çok sinirlendirdi. "Annem nerede?!"
Ona bakan irislerim, bedenim gibi öfkeden şiddetle titriyordu.
Bana dikkatle baktı. Kaşları çatılıyor, bakışları şaşkınlığının yansımasını taşıyordu. "Ne saçmalıyorsun sen? Annen mi kayıp?"
"Dalga mı geçiyorsun?!" diyerek üzerine yürüdüm. "Bana bugün anlatacaktı her şeyi! Ben de gelip sana anlatacaktım..." Gözlerim doldu ama ağlamamak için duygularımı bastırmak zorunda kaldım. "Bu sefer nereye sakladın onu? Söyle!"
Elindeki tişörtü parçalamak ister gibi sıktı. O an üzerinin çıplak olduğunu yeni fark ediyordum. Altına bir eşofman geçirmiş, giyeceği ama benim yüzümden giyemediği tişörtünü elinde tutuyordu. Islak saçlarından anladığım kadarıyla duştan yeni çıkmıştı ve benim çıkardığım gürültü yüzünden olsa gerek tişörtü üstüne geçirecek vakit bulamamıştı.
"Annen kayıp mı oldu?" diye sordu. Çenesi kasılmış, gözleri öfkenin yansıttığı ateşle alev almıştı. "Biliyordum..." diye mırıldandı alayla gülerek. "Kaçacağını biliyordum!"
Bakışlarımı şaşkınlık kaplamıştı. "Kaçmak mı?" diye sordum kaşlarımı çatarak. "Ne saçmalıyorsun! Neden kaçsın?!"
"Bir şeyler saklıyor da ondan!" diye bağırdı o da. "Hala anlayamıyor musun?"
Nasıl böyle bir şey söylerdi? Annem her şeyi ona anlatmamış mıydı zaten? "Sana her şeyi anlattı!" dedim onu yakalarından iterek. Ama yerinden milim kımıldamadı. Bana öylece, bomboş gözlerle baktı. Tenine temas ettiğimi idrak ettiğimde ellerimi hızla çekerek iki yanıma indirdim. Ellerim ıslanınca fark etmiştim, teni hala ıslaktı.
"Ne anlattı?" diye sordu en az bakışları kadar bomboş bir sesle. "Elimize boş bir adres vermekten başka ne anlattı?!"
Sanki içinde bulunduğumuz koridor üzerime doğru geliyordu. Gözlerim kısıldı bir an, başım dönüyordu. Hiç kimseye, hiçbir şeye anlam veremiyor, çözemiyordum. Zihnimde boş bir uğultu geziniyordu.
Esved aniden kolumdan tuttu. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. "Solgun görünüyorsun." dedi. "Koltuğa otur önce, sonra hesap sormaya devam edersin."
Kolumu ondan hızlıca çektim. "İstemiyorum."
Kaşları çatılarak kolumdan tuttu ve beni salona doğru izinsizce sürükledi. Adımlarım birbirine dolaşarak onu takip etmek zorunda kalmıştım.
Beni koltuğun önüne bıraktı ve yeni hatırlamış gibi elinde tuttuğu siyah tişörtü hızlıca üzerine geçirdi. "Otur."
Kaşlarım çatıldı. "Oturmayacağım."
Oflayarak omuzlarımdan tuttu ve beni oturmaya zorladı. "Baştan anlat şimdi," dedi hemen yanıma geçerek. "Annen ne zaman kayboldu, polise gittin mi?"
Gitmemiştim. Kafam allak bullaktı. Babam anneme ulaşacağını, endişelenmememi söylemişti. Ama annem telefonlarını bile açmıyordu, nasıl ulaşacaktı?
O an aklıma sadece Esved'in bunu yapmış olabileceği ihtimali gelmişti. O an endişeden ve stresten mantıklı düşünemeyerek kendimi burada bulmuştum ama şimdi biraz sakinleşince Esved'in yalan söylemediğine inanıyordum. Çünkü yapsaydı önceki gibi yaptım derdi. Benden bir şey saklıyor olması için benden korkması gerekiyordu ve onu tanıdığım kadarıyla Esved'in kimseden korkusu yoktu.
Ona ayrıldığımızdan bu yana dek iki günde neler olup bittiğini anlattım. Beni sessizlik içinde dinledi, yüzünde yine hiçbir ifade yoktu ama bakışlarına öfkenin kırmızı alevi yansıyordu.
"Tahmin ettiğim gibi," dedi konuşmamı bitirdiğimde. Dudaklarında alaylı bir gülümseme asılıydı. "O kadın kaçmış."
"Hala kaçtığını mı düşünüyorsun?" diye sordum şaşkınlıkla.
Bakışları karardı. "Gitmesine izin vermemeliydim." Öfkenin harladığı gözlerini yüzüme çevirdi. Bakışları, zihninde başka şeylerin döndüğünü ele veriyordu. "Yine de gitmesine izin vermemeliydim, sana güvenmemeliydim."
"Kaçmadı diyorum sana!"
Sesimi yükseltmem karşısında hiddetle yüzüme baktı. "Sana olanları anlatacaktı madem, neden dün anlatmadı da yarına erteleyerek oyaladı? Aptal mısın? Hala anlamıyor musun? Sakladığı şeyleri bize açık etmemek için hasta numarası yaptı ve ilk fırsatta da kaçtı! Hala gözlerinin önündeki gerçeği göremiyor musun?"
Sözlerinin bıraktığı enkaz zihnime çökmüş, ağırlığı kalbime batmıştı. Nefesim kesilerek Esved'e baktım. Söylediklerinin mantıklı şeyler olduğunu inkar edemezdim ama yerine oturtamadığım şeyler vardı.
"O zaman neden anneannemin yanına gittiğini söyledi?"
Kaşları havalandı.
"Yalanını yakalayacağımı biliyordu, bildiğimi bilmesine rağmen...!" Zorlukla nefes aldım. "Neden anneanneme gittiği yalanını söyledi? Başka bir bahane bulamaz mıydı?"
Sırtını geniş koltuğa yasladı ve bakışlarını ahşap zemine çevirdi. "Bilmiyorum... Belki de kaçtığını açıkça anlaman için?"
Kaşlarımı çattım. "Açıkça söylemek yerine neden böyle bir şey yapsın?"
"Sana açıkça kaçtığını nasıl söyleyebilirdi?"
Ön yargılı baktığı için önündeki apaçık gerçeği fark edemiyordu. "Ya bu bir yardım çağrısıysa? Ya gerçekten kaçırıldıysa?"
Bir şeyleri yeni fark etmiş gibi aniden yüzüme baktı. "Gerçekten kaçırıldığını mı düşünüyorsun?" Sesi bu sefer alaylı değil, şüpheliydi.
"Önce senin yaptığını düşünmüştüm. Şimdi ise..." Sanki o ismi söylersem kötü bir şey olacaktı.
"Halit Erdem'in mi yaptığını düşünüyorsun? Babamın?" Sesi, bu ihtimali kendinin de düşündüğünü ele veriyordu.
Ona ciddiyetle baktım. "Evet!"
Bunu inkar edemedi. Çünkü sözlü olarak ikimizin de dile dökemediği bir gerçek vardı; Halit Erdem artık ikimizin de ortak düşmanıydı.
Sephanın üzerindeki telefonunu alarak ayaklandı ve ince, uzun parmakları bir numara tuşlayarak telefonu kulağına taşıdı.
"Kemal bey?"
Arkasını döndü ve yüzüme ciddiyetle bakarak telefonu hoparlöre aldı. "Buyrun efendim."
"Selma hanımı hala takip ediyor musunuz?"
Bakışlarım hızla onun gözleriyle buluştu. Annemi takip mi ettiriyordu? O an sinirleneceğim bu durum beni inanılmaz sevindirmişti. Hızla ayağa fırlayarak Esved'in hemen yanında durdum ve sanki bir metre uzaktan duyamıyormuşum gibi aceleyle telefona eğildim.
"Evet efendim, emriniz üzerine takibi koparmadım."
"Konumu şu an elinde mi?"
Kısa bir sessizlik ve karşı taraftan duyulan bir iç çekme sesi. "Maalesef efendim, telefonu kapalı olduğu için konumunu kaybettim ama bugün size bildirdiğim üzere otobüse bindi. Bir adamımız onu takip etmeye devam ediyor."
"Otobüs mü?" diye atladım konuşmanın ortasına. Esved başından beri annemin ne yaptığını biliyor muydu? Bu yüzden mi bu kadar rahattı?
Kemal bey cevap vermemişti. Esved'e baktığımda telefona eğildi ve Kemal beyi bilgilendirdi. "Sorun yok Kemal bey, konuşmalarımızı Ece duyabilir, devam edebilirsiniz."
"Evet Ece hanım, şehirlerarası bir otobüstü. Biletini Bolu olarak kestirdi."
Kaşlarım çatıldı. Bolu mu? Annemin orada ne işi vardı?
"Bolu da bir tanıdığınız var mı?" diye sordu Esved. Başımı olumsuzca iki yana salladım. Kaşları bir anlığına çatılırken bakışları tekrar telefona döndü. "Onu izlemeye devam edin lütfen."
Telefon kapandığında üstüme hayal kırıklığının ağırlığı çöktü, adımlarım geri geri gitti.
Nereye gideceğini bilmiyordum ama onu bulmalıydım. Hiçbir yere gitmesine izin veremezdim. Bu sorunu çözmeli ve her neden korkuyorsa onu korumalıydım.
Arkamı dönerek adımlarımı hızlandırdım ve otogara bir an önce gitmek üzere koşmaya başladım.
Henüz salonun kapısını geçememiştim ki kolumun tutulması ve yolumun Esved tarafından kesilmesi yalnızca birkaç saniyeyi bulmuştu.
"Nereye gidiyorsun?" diye sordu.
"Annemi bulmaya."Ona baktım. "Otogara gideceğim."
Kaşlarını kaldırdı. "Onu zamanında yakalayabileceğini mi düşünüyorsun?" Sesi alaylıydı.
"Denemeliyim."
Kolumu ondan çekerek birkaç adım attım ki bu sefer elimden yakalayarak sımsıkı tuttu ve önüme geçerek beni peşinde sürükledi. Telefondan birkaç tuşa basarak kulağına götürmüştü.
"Selma hanımın bindiği otobüsün yol güzergahını istiyorum."
Evden çıktığımızda adımlarım onu takip etti. "Tek başına yakalayamazsın," dedi arabasının önünde durduğumuzda. "Bu yüzden birlikte gidelim."
Eğilip benim için kapıyı açtığında sorgulayıcı bakışlarım hala üzerindeydi. Arabanın önünden dolaşıp kendi yerine geçerken homurdandı. "Ona bir şey yapacak olsaydım seni yanımda götürmezdim, şüphe etmeyi bırak da bin şu arabaya."
Haklıydı. Ne kadar kabullenmek istemesem de onunla birlikte daha hızlı yakalayabilirdik. Vakit kaybetmeden arabaya bindim ve kapıyı kapadım. Motor çalıştı ve araç hızla öne doğru hareket etti.