SK ~ 5. "Sır."

1757 Words
Mahalleye geldiğimizi, Esved arabayı yeşil evin önünde ani bir frenle durdurduğunda fark ettim. Bakışlarımın odağında bu sefer karanlık bahçe ve kurumuş ağaçlar vardı. Duygularım kat ettiğimiz yoldan beri karmaşa ve şaşkınlık içindeydi. Hissizleşmiş gibiydim, zihnim durağandı. Sanırım hala idrak edemiyordum. Kafamdaki düşünceler darmadağınık bir hal alıncaya dek karanlık bahçeyi izlemeye devam ettim. Birbirinin ardından gelen bu felaketleri ve süregelen olayları bir türlü kabullenemiyor, yerine oturtamıyordum. O yanılmıştı. Annem kaçmamıştı. O kaçırılmıştı. Ve Esved bunun farkındaydı. "Kimdi o adamlar?" diye sordum ona dönerek. "Polislere ihbar ettiğini söyledin, plakayı bulabilmişler mi?" Sessiz hissiz, durağandı. Bakışlarını karanlık yoldan ayırmadan başını olumsuzca salladı. "Biraz zaman alacak." "Babandı." dedim. Başka kim olabilirdi ki? Konuştuğu için anneme zarar verebilirdi ve ben şu anda hiçbir şey yapamıyordum. "Evet." dedi sessizce. Ben söylemesem bile bu gerçeğin başından beri farkındaydı. Ve onun da kolları bağlı görünüyordu. Onun bu hali beni daha da çaresizliğe sürükledi. Arabanın kapısını açarak araçtan yavaşça indim ve sokağın sonuna doğru yürümeye başladım. Ayaklarım uyuşuk gibiydi, koşmak istesem bile yavaş hareket ediyorlardı. Arkamdan indiğini duydum. "Nereye?" diye seslendi kapıyı kapatarak. "Polise gidiyorum." dedim. Orada ne yapabileceğimi bilmesem de burada boş boş oturmaya katlanamazdım. Artık hiçbir şey umrumda değildi, her şeyi olduğu gibi polise anlatacak, yardım etmeleri için yalvaracaktım. Annemin geri dönmesinden daha önemli değildi hiçbir şey. Sonunda hapse girecek olması bile. Arkamdan gelen güçlü adım seslerini duydum. Siyah botlarının altında ezilen zeminin gürültüsü gecenin sessiz karanlığına karışıyordu. Adımları benimkilere kıyasla oldukça hızlıydı. Bir hamlede kolumdan yakalayarak bedenimi kendine çevirdi ve beni yüzüne bakmaya zorladı. "Yapabileceğin bir şey yok." Sesi yakarır gibiydi. Kaşlarımı çattım. Nasıl yapabileceğim bir şey olmazdı? O adam polisten daha güçlü değildi. Elbette onu yakalayacak ve annemi geri getireceklerdi. Annemi koruyamamışken nasıl böyle saçmalayabilirdi? "Bırak!" dedim bağırarak. Ama mengene gibi koluma sarılan eli ondan kurtulmama izin vermiyordu. "Kurtaracağım annemi, bırak!" Parmakları gevşediğinde hızlıca kolumu elinden çektim ve öfkeyle arkamı dönerek yürümeye devam ettim. Koşmak istiyordum. Koşmak istiyordum. Neden koşamıyordum? Neden göğsüm bu kadar sıkışıyordu? Neden ayaklarım bu kadar dermansızdı? Annemi bulmalıydım. Ne pahasına olursa olsun onu bulmalıydım. Nazende hanım gibi kayıplara karışmasına göz yumamazdım. Esved buna katlansa da ben katlanamazdım. Ben o kadar güçlü değildim. Koşmak isteyen ayaklarım bir adım bile ileri gidemedi. Birden dizlerimin bağı çözüldü, yere kapaklandım. "Anne...." Ağlamaya başladım, hıçkırarak. Kalbim patlayacak gibiydi. Göğüs kafesim hızla inip kalkıyor, hıçkırıklarım nefes almama izin vermiyordu. "Anne!" dedim adeta sesimden feryat yükselirken. Hıçkırıklarım durmuyor, sesim kesiliyordu. Göz yaşlarım yanaklarımdan hızla yuvalanırken elimle göğüs kafesimi tuttum. Sanki tutmasam patlayacaktı... Acıdan. Rüzgar yüzüme vuruyor, uzun saçlarımı dalgalandırıyordu. Dizlerimi yasladığım beton zemin sert ve soğuktu. Hıçkırıklarım ve göz yaşlarım gecenin karanlığına karışıyor, kayboluyordu. Başucumda dikildiğini hissettim. Ne kadar süre beni izledi bilmiyorum, sonra o da yanıma çöktü. "Git!" diye bağırdım yüzüne karşı. Onu burada istemiyordum, onu bir daha görmek istemiyordum. Ondan nefret ettiğimi de söylemek istiyordum ama bir türlü durmayan hıçkırıklarım konuşmama izin vermiyordu. "GİT!" diye bağırabildim bu sefer, zorlukla. Göğsüm sarsılıyor, kalbim acıyla yanıyordu. Bir türlü gitmiyor, beni duymazdan geliyordu. Elimi yumruk yaparak bir kaç defa göğsüne vurdum. Bu kadar kayıtsız görünmesi daha da yakıyordu canımı, onun da canı yansın istiyordum. Kaçıncı darbemdi bilmiyorum, yumruk olmuş elimi tuttu birden ve kolunu belime sararak beni göğsüne çekti. "Özür dilerim..." diye fısıldadı. Soğuk rüzgar sesini kulağıma taşıyordu. Titredim. "Böyle olmasını istemedim." Onu uzaklaştırmak için belime sarılı olan kolundan tuttuğumda daha sıkı sarmıştı bedenimi. "Beni kendinden uzaklaştırma." dedi. "Böyle olsun istemedim." Sesine yansıyan hüznü ve pişmanlığı hissedebiliyordum ama pişmanlığı annemi geri getirmeyecekti. "Bırak." dediğimde diğer kolunu da belimde kenetledi ve bana tam anlamıyla sarıldı. "Anneni geri getirmek için ne gerekiyorsa yapacağım." Acıyla yutkundu. "Ona daha kötüsünü yaşatmak için mi?" Bağırmak istiyordum ama sesim kısık ve güçsüz çıkıyordu. Ağlamayı ne zaman kestiğimi bile bilmiyordum. "Sebeplerim olduğunu biliyorsun." dedi. Sesi acziyet yüklüydü. Biliyordum, kahretsin ki biliyordum ama bu onu anlayacağım anlamına gelmezdi. Annem gitmişti, o yoktu. Bir zanlının, belki de bir katilin elindeydi. "Annem ölecek!" diye bağırdım yolun ortasında. Sesim titredi. "Ölürse ne yaparım?" Başını hafifçe eğerek yüzüme baktı. Kolunu belimden çekmemişti ve siyah gözleri, hızla akıp giden göz yaşlarımı izliyordu. "Özür dilerim..." diye mırıldandı sessizce. Beni teselli edemeyeceğinin farkındaydı ve bu çaresizlik yorgun bakışlarına yansıyordu. Sol elini kaldırıp usulca yanağıma götürdü ve baş parmağıyla nazikçe göz yaşlarımı sildi. "Dokunma bana..." dedim kendimi geri çekmeye çalışarak. Ondan uzaklaşma çabalarımı umursamayarak beni kendine çekti ve inat eder gibi daha sıkı sarıldı. "Seni teselli edemiyorum." dedi eli nazik hareketlerle sırtımda daireler çizerken. "Ama onu bulacağım." Acıyla yutkunduğunu hissettim. "Söz veriyorum." "Sözüne güvenmiyorum." Bu sefer elleri gevşediğinde hızlıca kolları arasından çıkarak ayağa kalktım ve ona tepeden baktım. Bakışlarım nefret doluydu. "Ona bir şey olursa," dedim yutkunarak. "Asla peşini bırakmam." Benim nefret dolu gözlerime karşılık onun bakışları kayıtsız, duygusuzdu. Arkamı döndüğümde "Polise gidemezsin." dedi aynı ifadesiz, kayıtsız sesiyle. Biraz önceki bütün duyguları aniden kaybolmuş gibiydi. Omzumun üzerinden ona baktığımda ayağa kalkmıştı. "Nedenini biliyorsun." "Annemin hapse girecek olması umrumda değil." dedim. Yüzünde alaylı bir ifade vuku buldu. "Sence bunu umursuyor muyum?" Elbette umursamıyordu. Neden beni durdurmak istiyordu o halde? Tozlu ellerini çırparak ceplerine bıraktı. "Polis şu anda sadece annenin kaçırılma olayını biliyor. Daha derinini öğrendiğinde bir şey yapabileceklerini mi sanıyorsun? İşleri bu değil gibi senden kanıt isteyecekler, onlara bir kanıt sunamayacaksın. Çünkü annem kayıp görünüyor ama onlara göre evinden ve kocasından kaçan bir kadın sadece. Kimse olayın gerçek yüzünü bilmiyor, inanmak için kanıt istiyorlar. Benim bulamadığım kanıtı sen nasıl bulabilirsin?" diye sordu küçümseyen, kızgın bir tonla. "Elim kolum bağlı oturamam." dedim kaşlarımı çatarak. "Elimden geleni yapacağım, gerekirse onlara kanıt bile bulurum." Çaresizce düşündüm. "Elimizde kanıt var hem, annenin tutulduğu ev, fotoğraf. Orası olay yeriydi, illa iz bırakmışlardır. Polise bunları verirsek..." Alayla güldü ama yüz ifadesi öfkeliydi. "Fotoğrafta sadece hasta yatağında, yüzü solunum cihazından net görünmeyen hasta bir kadın var. Annem olduğunu nasıl kanıtlayabilirim?" "Ya ev?" diye sordum çaresizce. Kollarını birbirine bağladı. "Bunları denemediğimi mi sanıyorsun? Ev babamın üzerine değil, bir çalışanının üzerine kayıtlı. Hasta annesi olan bir çalışanın. Mazereti çok açık değil mi?" diye sordu sesini yükselterek. Bunları nasıl böyle soğukkanlı bir şekilde açıklayabiliyordu? Kanım donmuştu. Bir adam nasıl bu kadarını hesaplayabilirdi? Gözlerini birkaç saniye kapalı tutarak bekledi. Göz kapaklarını tekrar araladığında yüzündeki ifadesizlik geri dönmüştü. "Eğer şimdi polise gidersen, o adamın bildiğini öğrenmesi dışında bir şey kazanmayacaksın." Kaşlarım çatıldı. "Bildiğimi öğrenmesi, neden bu kadar önemli?" "Annenin sana neden her şeyi anlatmadığını sanıyorsun? O adam gerçekleri bildiğini öğrenirse seni rahat bırakmaz çünkü. Annenin sessiz kalmasının sebebi bu, seninle tehdit edildiği için." Kanım donmuştu. Titriyordum ama ağlayamayacak kadar da yorgundum. Bütün gücüm çekilmiş, tükenmişti sanki. "Yine de..." diye mırıldandım çaresiz bir sesle. "Bir şeyler... Bir şeyler yapmalıyız." "Yapacağız." dedi güven vererek. "Annen onun elinde de olsa ona bir şey yapamaz. Hızlı hareket ettiği için hata yaptı, güvenlik kameralarına yakalanan araç onun üzerine kayıtlı. Sana yemin ederim ona bir şey yapmayacak. Polise yakalanmaya cesaret edemez." Ne kadar kabul etmek istemesem de söyledikleri mantıklıydı. Şu an yapabileceğim hiçbir şey yoktu, olsaydı Esved seneler önce yapmaz mıydı zaten? Üstelik aptalca bir şey hata yaparsam o adamın anneme zarar vermesinden korkuyordum. "Şimdi ne yapacağız peki?" Durdu. "Öncelikle bir plan yapmalıyız. Tahminime göre şu anki koşulda annenin gözünü korkutup bırakacaktır sadece. Başka bir şey yapmaya cesaret edemez." Sözlerine güvenebilir miydim? İçinde bulunduğum durumda bunu yapmaktan başka çarem yok gibi görünüyordu. Birine tutunmaya, inanmaya ihtiyacım vardı. Birden aklıma geldi, babam! Birden aklımdaki bütün şeyler uçup gitmiş, onu tamamen unutmuştum. Saat 22.00'a geliyordu, beni merak etmiş olmalıydı. "O zaman hemen bırakması gerekiyor değil mi?" diye sordum umut kırıntısı sinen sesimle. Başını salladı. "En geç birkaç gün içinde." İçime umutsuzluk salındı. "Onu evde bekleyeceğim." Ona arkamı döndüğümde bileğimden tutarak durdurdu beni. "Eve gidemezsin, senin de peşinde olabilir." Kaşlarım çatıldı. "Babam evde zaten." Yüzünü huzursuzluk kapladı. "Değil, senden bir saat kadar sonra çıkıp dönmemiş." Ona nereden bildiğini bile sormayacaktım. Cebimden telefonu çıkarıp kontrol ettim. Babamdan iki çağrı ve bir mesaj vardı. Kızım, acil bir iş için şehir dışına çıkmam gerekiyor. Eğer evde tek kalmaktan korkuyorsan birkaç günlüğüne halanlarda kalabilir misin? En kısa sürede geri döneceğime söz veriyorum, seni seviyorum. Bakışlarım bir süre gereksizce ekranda oyalandı. "Şimdi hiç eve gidemezsin." dedi bakışları benim gibi ekranda gezinen Esved. Telefonuma gelen mesajı açıkça okuduğunu belli etmekten çekinmiyordu. Telefonu aşağı indirdim. Ya ne yapacaktım? Halamlarda, Azra ile birlikte mi kalacaktım? Evde kalmaktan korkmuyordum. Eğer annemin yanına götürüleceksem beni de alıkoyabilirlerdi. "Korkmuyorum." dedim. "Düşüncelerini okuyabiliyorum." Bakışlarını aksice yüzüme indirdi. "Seni annene götüreceklerini mi sanıyorsun? Saf mısın yoksa salak mı?" Ona kızgınca baktım. "Bana karışamazsın." "Aptallık edersen karışırım." dedi. "Seni alıp annenle kavuşturacaklarını mı sanıyorsun? Onların elinde, annen için sadece daha büyük bir tehdit olacaksın. Anneni birkaç gün sonra bırakacak iken iş senin yüzünden daha da uzayacak, bunu mu istiyorsun? O kadının canını daha çok yakmak mı?" Boğazıma acı bir yumru oturdu. Ne yazık ki, haklıydı. İnkar edemiyor, kendimi savunamıyordum. Tüm mantığım buhar olup uçmuş gibiydi. "Benim evimde kal." dedi ciddiyetle. "Şu an senin için en güvenli yer benim yanım." Bakışlarım aniden yüzünü buldu. Benim için, bizim için en tehlikeli yerdi onun yanı, haberi yoktu. Onu reddetmek üzereyken telefonum çaldı. Bakışlarım ekrana, Berk'in yanıp sönen isminin üzerine düştü. Berk neden beni arıyordu ki şimdi? Babam sahiden de yalnız olduğumu onlara mı haber vermişti? Gereğinden uzun çalan telefona Esved'in bakışları düştü ve Berk'in ismine dikkat kesildi. İç çekerek telefonu açtım. "Efendim Berk?" "Neredesin?" diye sordu hemen. "Eve baktım ama bulamadım seni. Annem bizi bekliyor." Elimle alnımı ovaladım, her ne kadar halamın evi dahi olsa Azra ile aynı çatıyı paylaşmak istemiyordum. Ne birkaç gün, ne birkaç dakika. Ama Esved'in teklifini de kabul edemezdim. Zira uzun bir süre, gerekmedikçe yüzünü görmek istemiyordum. Esved gözlerini yüzümden ayırmadı, cevabıma dikkat kesilmiş görünüyordu. "Sağ ol Berk. Halama selamlarımı ilet, babam arkadaşımda kalacağımı bilmiyordu bu yüzden sizi aramış." "Arkadaşın da mı kalacaksın yani?" diye sordu, meraktan değil de emin olmak istercesine. "Evet." dedim. Esved'in kaşları çatılmıştı. "Tamam o halde, anneme söylerim ben. Okulda görüşürüz." "Görüşürüz." diye mırıldandım ve telefonu kapadım. "Arkadaşın kim?" diye sordu telefon kapanır kapanmaz. Omuz silktim. "Sercan veya Çınar. İkisinden birinde kalırım, ilk değil ne de olsa." Kaşları çatılmıştı. "Mahalledeki arkadaşların mı?" Başımı salladım. "Olmaz." dedi hemen. Alayla güldüm. "Senden izin istediğimi nereden çıkardın?" O da güldü, alayla. "Arkadaşlarını tehlikeye atmak mı istiyorsun?" Yüz ifadem ciddileşti. "Neden bahsediyorsun?" "Seni takip ettirmediğini, izlemediğini mi düşünüyorsun?" Tüylerim ürperdi. Korkuyla çevreme baktım. "Beni takip mi ettiriyor?" "Emin olamayız." dedi ciddiyetle. "Eğer arkadaşlarınla görüşürsen onları da tehlikeye atarsın." Yutkundum. Böyle bir riski göze alamazdım. "Senin yanında güvende olacağımı nasıl garanti ediyorsun peki?" Korktuğumdan sormuyordum bunu, zira annemi alıkoyduğundan beri o adamdan zerre korkmuyordum. Meydan okuduğumdandı. Kendine olan sınırsız güvenini baltalama isteğimden. "Çünkü benden korkuyor." dedi. Gözleri odağını yitirmiş, bakışları kararmıştı. Bir baba, evladından korkuyordu. O korkunç adam, oğlundan korkuyor muydu gerçekten? Ondan korkması için Esved ne kadar ileri gitmişti? O adamın kaç katı korkunç birine dönüşmüştü?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD