6.Bölüm

1428 Words
... Dedektiflik sanatının en önemli kurallarından biri, asla tahmin etmemektir. ... Texeria ile ofise gelmemiz ardından üç saat sonra poşeti kimin açıp inceleyeceğine karar vermiştik. Tabii ki yine ben kaybetmiştim. Kazanabilmek için parmak güreşi bile yapmıştım. Ama şuan düşünüyorum da çöplüğün içine girmiş biri olarak çöpüde karıştırmak beni etkilemezdi. Eldiveni ellerime geçirirken "Hadi bakalım." dedim motivasyonumu artırmak için. Poşetin düğümünü çözmek için parmaklarım hareket ederken Texeria masaya yaslanmış dikkatlice hareketlerimi izliyordu. Sanki bomba imha ediyormuş gibi adrenalin duyuyor ve alnımdan terlerin döküldüğünü hissediyordum. Derince nefes alıp poşetin düğümünü çözdüm. İçerisini iyice açıp elimi daldırmadan önce göz gezdirdim. Sadece çöp görmem çektiğimiz çilenin karşısında bizi hiçe uğratmıştı. Omzumu dürtükleyen Texeria'nın "Hadi ama umudunu hemen kaybetme. Eminim çöplerin altında bir şey vardır, iyice karıştır." demesiyle kafamı aşağı yukarı sallayıp onayladım. Yine derin bir nefesle poşetin içindeki çöpleri masaya çıkardım. Kasaptan çıkması beklenmeyen birçok çöp vardı. Gelen müşteriler atıyor olabilirdi. Daha çok yemek paketleri vardı. Yüzüm aşağıya düşerken "Şu not defterine bak." dedi Texeria, eline lateks eldiveni geçirirken. Umutsuzca not defterini elime alıp bakarken "İlk sayfasında bir şeyler yazıyor ama mürekkep dağılmış. Bir şey çıkmaz." diye söyledim masanın üzerine bırakıp. Texeria not defterini eline alıp bakmaya başladı. Diğer sayfaları da çevirirken parmağını şıklattı. Beyaz dişleri dudakları arasında görünürken "İşte bu!" deyiverdi. Gizemli gizemli kelimelerle oynarken arasından bir kelime seçip almamı bekliyordu. Gözlerimi kısarak bakarken "Patron, oyunu bırakıp anlatacak mısınız? Eğer benim bulmamı beklerseniz sanırım suratım mayın tarlasına dönecek. Tam bir stres topusunuz." dememle Texeria ciddileşmişti. Yeşil gözleri kavislenirken kaşları çatılıyordu. Bu ciddi ifade için yıllarını vermiş olsa gerek. Oyuncular bile tüm eğitimlerine rağmen böyle ustalaşamazlardı. Not defterini masaya bırakıp boş bir kağıt ve kalem alırken "İpucunu bulduk. Düşünsene, bomboş bir defteri kim niye çöpe atar ki?" demesiyle boş kağıdı not defterinin boş sayfasına koyup kalemle karalamaya başladı. Beynim ani uyarıyla "Şimdi anladım. Bu yöntemle not defterinde mürekkeple silinen yazıyı ortaya çıkarıp katili bulacağız." deyip not defterini karalamaya devam eden Texeria'ya dikkatlice baktım. Dilinin ucunu dudağının dışarısına çıkarmış ve yukarıya kaldırmıştı. Sanırım birçoğumuz resim ya da boyama yaparken bu hareketi yapıyorduk. Sonunda karalamayı bırakıp not defterini masada bırakıp karaladığı kağıdı parmaklarıyla tuttu. Masanın köşesinde duran lambayı açıp kağıdı ışığa doğru hizaladı. İkimiz de biraz yere doğru eğilmiş ne yazdığına bakmaya çabalıyorduk. "Aşkım! Hep son bulsun istedim ama olmadı. Bu adam sürekli benim peşimde ve rahatsız ediyor. Ona her defasında seni sevdiğimi ve sadece seninle olmak istediğimi söyleyip durdum. Beni tehtit etti. Eğer onunla olmazsam basına, bir kadınla aşk yaşadığımı duyuracağını söyledi. Bir şeyler yapmalısın. Seni seviyorum. (Fullian)" Şaşkına dönmüş halde birbirimize bakmıştık. Bu resmen basın ve Dünya için her gün gündemde olacak bir olaydı. Bu işin ucunda ünlü bir isim mi vardı? Texeria çenesini tutup "Artık nereden başlayacağımızı biliyoruz." demişti ama araya girip "Patron, bu poşeti Gabriela'nın çıkarıp çöpe atması onu suçlu göstermez. Orada çalışan herhangi birisine yazılmış da olabilir. Bence ilk olarak Fullian'ı bulmalıyız." dememle kafasını onayla salladı. Saatine bakarken "Yine uykusuz kaldık. İki kahve kap gel, biraz terasta duralım." demiş ve ofisten çıkmıştı. Kahve makinesinin önünde sade kahveleri karton bardaklara doldururken şiddetli bir şekilde çekmecelerin açılma seslerini duydum. Makineyi durdurup etrafıma bakınırken Texeria'nın odasının ışığı kapanmıştı. Elim belimde ki silaha uzanırken bu saatte sadece Texeria'yla ikimizin burada olduğundan emindim. Texeria'nın odasına parmak uçlarımda giderken topuklarımın yere değmemesi için çabalıyordum. Bazen topuklu ayakkabı giyinmek benim zararıma dokunuyordu. Oda kapısı açıldığında sırtımı duvara yapıştırıp o tarafa doğru görünmemeye çalışarak baktım. Kalın bacaklar ve kolları görmemle duvara iyice yaslanıp yüzünü görmeye çalıştım. Kısa saçlarını savurup sakince kendi odasına yönelen amirimiz Shelly'den başkası değildi. Texeria'nın odasında gizlice ne yaptığını merak etmekle kalmıştım. Şimdi önümde iki seçenek vardı. Bu gördüklerimi Texeria'ya anlatmak ya da anlatmamak. Yine yavaş adımlarla kahveleri makineden alıp ofisten çıktım. Koridorun sonunda küçük bir teras vardı. Texeria sandalyenin üzerinde, ayakları balkon korkuluklarına dayalı halde oturuyordu. Kahveyi uzatırken "İşte patron, kahven." deyip yanında duran sandalyeye oturdum. Kabanının içerisinden sigara paketini çıkarıp bir sigarayı ağzına götürdü. Ardından sigara paketini bana gösterip "İçer misin?" diye sordu. Kafamı olumsuzca sallarken "Patron." diyebildim. Aklımda ki soru kafamı kurcalıyordu. Amirimizin gizlice yaptığı bu şeye neden kalkıştığını merak ediyordum. Sorup sormamakta terddüt ediyordum ama merakım ağır basmıştı. Texeria soru sorarcasına yüzüme bakarken "Size bir şey sormak istiyorum." dedim onayını bekleyip. Kafasını sallamış ve manzaraya bakmaya başlamıştı. Keskin çenesi yan profilinden daha güzel görünüyordu. Sigarayı içine çekerken ben de yutkundum. Kahve bardağıyla avuçlarımı ısıtarak "Amirimiz, neden sürekli sizinle uğraşıyor?" diye sormamla tekrar yüzüme baktı. Telaşla "Yanlış anlamayın, sadece meraktan sordum." diyerek kendimi savundum. Küçük gülümsemesiyle sigarayı parmakları arasına alıp "Onunla ilişkim geçmişe dayanıyor." demişti ve kahveyi içmek için ağzıma götürürken "Asıl neyi merak ediyorsun?" diye sormuştu. Kahveyi dizime indirirken "Aslında boş verin. Uykusuzluktan ne dediğimi bilmiyorum." deyip gülümsedim. Şuan onu şüphelendirmekten başka hiçbir şey elde edememiştim ama içimde ki merak beni yiyip bitiriyordu. ... Mesainin başlamasıyla ofis polislerle dolmuştu. İçeriye James ve Lenny gülerek girerken Texeria odasındaydı. Ben ise masamda oturup evrak işlerine bakınıyordum. Lacivert kabanını askıya asan James "Günaydın Alice." demişti mutlu çıkan sesiyle. Sandalyeme yaslanıp "Eğer uyuyup uyanırsam bu dediğini duyacağım dostum." dedim alayla. James sandalyesine otururken "Tahmin edeyim. Bütün gün buradaydın, değil mi?" diye sormuştu. Sadece kafamla onaylayıp ayaklanırken "Sanırım şimdi eve gidip kendime çekidüzen vereceğim." demiş ve Texeria'nın odasına yönelmiştim. Kapıyı tıklatıp içeriye girdiğimde Texeria sandalyesine yaslanmış ve ayaklarını masaya uzatmış halde kafasını geriye yaslayıp uyukluyordu. Onu rahatsız etmemek için odadan çıkacakken "Ne var?" diye sormuştu. İçeriye girerken kapıyı arkamdan kapatıp " Öğlene kadar izin alabilir miyim? Eve gitmem gerekiyor." demiştim. Olduğu pozisyondan kıpırdamadan "Sadece iki saat." demişti. Trafik, duş, trafik ve iki saat. Nasıl yetişecektim ki? Masaya yaklaşırken "Patron, trafiği hesaba katmıyorsunuz. İki saatte asla yetişemem." demiştim. Texeria gözlerini açıp koltukta doğrulduğu sırada kapı açılmış ve James gelmişti. İkimize bakarken "Bana iki gün önce verdiğiniz adresten aldığım silah incelendi ve elde edilen sonuçlar şimdi ortaya çıktı, suçluyu almak için ekip hazırlıyorum patron." diye bilgi vermişti. Texeria James'e onayla kafasını sallarken "Tamam patron, iki saate geliyorum." deyip odadan çıktım. Hızlı adımlarla çantamı ve montumu alıp ofisten çıkmıştım. Otoparka bile dakikasında indiğime şaşırarak arabama oturmuştum. Kontağa taktığım anahtarı çevirmemle park ettiğim yerden uzaklaştım. Şansıma ışıklar ben geldiğimde yeşile dönüyordu. Texeria bunu sezmiş olmalıydı. ... Tam iki saat sonrasında ofise paldır küldür, nefes nefese girmiştim. Texeria etrafına James, Lenny ve adını bilmediğim bir arkadaşı daha almış bir şeyler anlatıyor gibiydi. Aralarında yerimi alıp camdan tahtaya baktım. Çoktan şüphelilerin isimleri yazılmış ve işaretlenmişti. Texeria göz ucuyla bana bakarken "Çok mu geç kaldım?" diye sordum. Ellerini birbirine sürtüp tam karşımızda yerini aldı. Ben anlamsızca bakarken "İlk olarak kasaptan hiçbir şey bulamadık." demişti. Gözleri benim üzerimdeyken "Alice, dün bize bir ipucu buldu. Tebrik edelim." diyerek kollarımdan tutarak beni kendisine çekti. James gülerken "Alışacağını biliyordum." deyip bana göz kırptı. Memnuniyetle gülümserken "Fullian'ı bulma işini, Alice sana bırakıyorum." diyen Texeria ile somurttum. İsminin anlamsızlığından yola çıkarak bu ismi taşıyan kişiyi nereden bulacaktım ki? Beni neden bu kadar zorluyorsun Texeria? Bilerek yaptığı bariz ortadaydı. Texeria kolunu omzuma atıp "Bunu başarırsın." deyip dalga geçmişti. Kolunu kendisine çekerken uzun masanın üzerine oturup çalan telefonunu çıkardı. Sadece tamam deyip kapattı ve ayaklandı. Gitmesine engel olarak kolundan tutup "Patron nereye?" diye sorma cesaretinde bulundum. Çatık kaşlarını değiştirmeden "Amir Shelly toplantı odasına çağırıyor." diyerek cevapladı. Kolunu bırakmamla hızla gitmesi bir oldu. Gözlerim merakla gidişini izlerken aklımda dolaşan tilkileri onayladım. Tam zamanı olduğunu düşünerek amirimizin odasına yöneldim. Kapının önünde durup etrafı kontrol ederken kimsenin beni görmemesi için çabalıyordum. Kapı kulpunu kavrayıp seri hareketle açıp içeriye girdim. Kapıyı arkamdan kapatmış ve yaslanmıştım. Kalp atışlarımı normale alıp derin nefes bırakarak masaya ilerledim. Önce masa üstünde duran dosyaları karıştırmadan bakınıp çekmecelere döndüm. Ne aradığımı bilmez halde bir şey bulmayı umuyordum. Demir raflı arşivlere baktığımdaysa bir sonuç elde edememiştim. Umutsuzca tekrar masaya baktığımda kırmızı dosyayı gördüm. Orada duran diğer dosyalardan bağımsızdı. Üzerinde ki dosyaların altından çekip aldım. İlk sayfasına baktığımda bir adamdan bahsediyordu. Adam Luther. Eski FBI çalışanıymış ve beş ay önce ölmüş. Ölüm sebebi bilinmiyor. Dosya beş ay önce kapanmış ama amir Shelly bunu neden Texeria'nın odasından aldı ki? Dosyadan gözlerimi ayırıp tek bir soruya odaklandım. Amir Shelly ne yapmaya çalışıyordu? Kapının açılmasıyla donup kalmıştım. Texeria ve Amir Shelly içeriye girmiş bana bakıyordu. Shelly hızla yanıma geldi ve dosyayı elimden alıp "Burada ne işin var?" diye telaşla sormuştu. Texeria araya girip "Shelly sakin ol, eminim bir açıklaması vardır." deyip bana gözlerini kısarak bakmıştı. Kafamı aşağı yukarı hızlıca sallayıp "Dosya bırakmak için gelmiştim ama sakarlığım tuttu bütün dosyaları düşürdüm amirim." demiştim. Elindeki dosyayı masanın çekmecesine koyup sinirli sesiyle "Çıkın dışarı." demiş ve bizi kovmuştu. Odadan çıkarken Texeria şüpheyle "Shelly'nin orada olmayacağını biliyordun. Ne yapıyordun?" diye sordu. Tebessümle yüzüne bakıp "Patron, söylediğim gibi dosya bırakmak için girdim." diyerek geçiştirmiştim. Texeria inanmayan yüz ifadesiyle beni sorgularcasına bakmaya devam etti. Ben bu adamı nasıl kandırabilecektim ki? ...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD