...
Yaptığın şeyin önemi yok bu dünyada. Asıl önemlisi, insanları neyi yaptığına inandırmaktır.
...
Daracık bir odada sıkışıp kalmış gibi hissediyordum. Üzerime gelen duvarlara ellerimi yaslayıp tüm gücümle itmeyi amaçladım. O an yardım isteyebilirdim. Bu kişi herhangi biri olabilirdi ama ben güçlü olmak istiyordum. Yardıma ihtiyaç duymadan her şeyin üstesinden gelmeyi istiyordum.
Yüzüme temas eden yumuşak dokunuşlarla gözlerimi açtım. Texeria'nın yüzüme bağlı ellerini kaldırıp parmak uçlarıyla dokunduğunu fark etttim. Telaşla bana bakan yeşil gözleri görmem beni huzura davet etsede bulunduğumuz yer içimi endişeyle doldurmuştu.
Susuzluktan yapışmış dudaklarımı zar zor ayırarak "Neredeyiz biz?" diye sormuştum korkumu gizleyemeden.
Texeria oturduğu yerde duvara yaslanıp dizinin üzerine kolunu koymuş ve derince nefes bırakmıştı. Berbat bir durumda olduğumuz kesindi ve bu durumdan nasıl kurtulacaktık, hiçbir fikrim yoktu. Deney fareleri gibi bir kafesin içine tıkılı kalmıştık. Cama çarpan kar tanelerinin sesi, içinde olduğumuz acıklı durumu hafifletmeye çalışır gibiydi.
Arkamdan bağlı bileklerimle destek alarak zar zor ayağa kalkıp cama yaklaşmış ve dışarıya bakmıştım. Bulunduğumuz yer lüks bir odaydı ve hala otelde olma ihtimalimiz vardı. Kaçıncı katta olduğumuza dair bir fikrim yoktu ama camdan atlayıp buradan canlı kurtulmayacağımızdan emindim.
Texeri'da ayaklanıp yanıma gelirken "Bileklerimize bağlanmış ipleri çözmeliyiz." demişti.
Ona doğru sırtımı dönüp düğümü çözmesi için yardım ettim. Texeria parmaklarını hızla ip üzerinde gezdirirken artık çözmeyi başarmıştı. Sıra bendeydi, ona dönüp düğüm olmuş ipin bir ucundan tuttum ama bir türlü ipi çözemiyordum. Texeria endişemi fark edip ellerini yüzüme doğru kaldırdı ve avuçları arasına aldı. Gözlerine bakmamı sağlayıp sakinleşmemi bekledi.
Kapıdan sesler geldiğinde kapıya doğru baktık ve Texeria "Şimdi ellerin hala bağlıymış gibi davran, bizi bu durumdan kurtaracağım." dedi ve avuçlarını yüzümden ayırdı.
Ellerimi arkamda birleştirip koltuğa geri oturdum. Kapı kulpu aşağıya inerken uyuyor numarası yapmak için gözlerimi kapattım. Kalp atışlarım hızlanırken heyecandan ölmemeyi diledim.
Açılan kapı sesinin ardından Fransız aksanıyla İngilizce konuşan bir adam "Bu işin artık bitmesini istiyorum." demişti.
Homurdanma sesi ve birkaç adım ileriye doğru yürüyen başka bir adam "Şikayet etmeyi kes ve ölmediklerinden emin ol." diyerek Fransız aksanlı adamı odada bizimle bırakıp gitti.
"En boktan işleri bana bırakın zaten."
Bozuk aksanıyla bulunduğu durumdan şikayet ediyordu. Sıkıntıyla elinde tuttuğu tabancasını masaya sertçe bıraktı ve koltukta hemen yanıma oturdu. Ben hala uyuyor numarası yapmaya devam ederken elbisemin bacak dekoltesini yukarıya doğru sıyırıp tenime dokundu ve sıktı. Texeria'nın sinirli nefes alışını duyuyordum.
Parmakları bacağımı sıkmaya devam ederken "Hey koca adam! Biraz eğlenmeme engel olmazsın değil mi?" deyip kahkaha attı.
Eli yukarıya doğru hareket ederken bedenini bana dönüp üzerime bastırdı. Nefesimi tutup bu anın bitmesini bekliyordum. Adam ileriye gitmeye başlayınca dayanamayıp gözlerimi açtım. Adam gözlerimi açtığım için şaşkınlıkla geriye çekildi ve Texeria bundan fırsat bulup öfkeli bakışlarıyla ayağa kalkarak adama tekme attı. Adam kanepenin koluna doğru geriye düştüğünde Texeria, omzuyla adamın boğazına bastırdı.
Kanepenin aşağısına doğru kayan adama tekrar tekme atıp kalkmasını englleyerek "Adamın bıçağını al ve bileğimdeki ipi hemen kes." demişti.
Hızla yerimden kalkıp adamın dizlerinde takılı olan kemerin kılıfından bıçağı çıkardım ve Texeria'nın dediğini yaptım. Elleri özgürlüğe kavuşan Texeria hızlı hareketiyle adamın boğazını kavradı ve onu boğmaya başladı. Kimsenin sesleri duymadığından emin olmak için kapıya koştum ve dinlemeye başladım. Derin bir sessizlik vardı ama acele etmezsek fark edilebilirdik.
Telaş içinde "Patron acele etmemiz lazım." demiştim ama Texeria transa girmiş halde adamın boğazını sıkmaya devam ediyordu.
Onun yanına gidip "Gitmemiz lazım. O öldü artık, bırakmalısınız." demiştim ama beni duymamakta ısrarcıydı.
Artık dayanamayıp ona bir tokat attım. Tokatım şok etkisi yaratmış olacak ki kendisine geldi ve son defa ölmüş adama bakıp ayağa kalktı. Ne yaptığının yeni farkına varmış gibiydi. Elleri tütrüyordu ama durumun farkına varıp kontrole aldı. Beni görmezden gelerek kapıyı açmak üzere hareketlendiğinde silah sesleri geldi. Üç el silah sesinin ardından küçük bir sessizlik oluştu.
Sessizlik kısa sürerken kapı kulpu açılmaya zorlandı. Biz kapının arkasına saklanırken artık kapı açılmıştı. Texeria hiç düşünmeden kapının ardındaki insanın boynunu kolları arasına alıp sıkmaya başladı. Kolları arasındaki adam çırpınıp kurtulmaya çalıştı. Onun Ripeer olduğunu fark ettiğimde Texeria'yı durdurmak için öne zıpladım.
Kollarında çırpınan adam "Patron, be... benim. Ripeer." demişti zar zor.
Benim araya girmeme gerek kalmadan Texeria ikna olup kollarını Ripeer'ın boynundan çekti. Ripeer ise öksürüyor ve nefes almaya çalışıyordu. Yanına gidip onun omuzlarından tuttum. İyi olduğunu gösterircesine kollarını iki yana açıp nefesini kontrole aldı.
Texeria "Kendini tehlikeye atmamalıydın Ripeer, nasıl girdin içeriye?" diye sormuştu kaşlarını çatıp.
Ripeer kendisine gelmiş sesiyle "Yakanıza takılan cihazın sinyali kesildi ve ben merak ettim. Ekip çağırdım ama en az bir saate gelebileceklerini söylediler. Yapabileceğim tek şey buraya girmekti." diye cevaplamıştı.
Koridordan ayak sesleri gelmeye başladığında "Gitmemiz gerek." demiştim her ikisine bakıp.
Elbisemin yırtmacını daha çok yırtıp hareket etmemi kolaylaştırırken Texeria bizden önce koridora çıkıp Ripeer'ın vurduğu adamlardan silahları aldı. Birini bana uzatırken koridorun başında bir adam belirdi. Ani bir manevrayla solda duran kolona hep beraber koştuk. Kurşunlar boşluğa isabet ederken Texeria kolondan başını çıkarıp adamın yerini tespit etti.
Birkaç adam daha geldiğinde "Çatışmaya hazır olun." deyip elinde tuttuğu silahını ateşledi.
İki adam kurşunun isabet etmesiyle yere yığılırken karşı taraftan gelen ateş kolonlara çarptı. Sağ tarafımızdan yavaşça bize yaklaşan bir başka adamı görmemle ona ateş ettim. Bacağına isabet eden kurşunla dengesini kaybetti. Adamın silahı bana doğru havalanırken Ripeer beni kendisine doğru çekip ateş etti.
Hiçbir yara almadan sıyrılırken Texeria ön tarafta duran iki adamıda vurdu. Koridor sessizleşirken sırtımızı birbirine yasladık. Her birimiz nefes nefese etrafımızı incelemeye devam ettik.
"Ayrılmadan yangın çıkışına gidiyoruz."
Texeria'nın dediğini yaparken adımlarımızı birbirine uydurarak yangın çıkışına doğru yürüdük. Hedefe ulaştığımızda artık merdivenleri inip buradan çıkmak kalmıştı. Ripeer en önde merdivenleri inmeye başladığında arkamızdan adamlar gelmeye başladı.
"Ne kadar çok adam var."
Şikayet ederek basamakları inerken Texeria ateş etmeye başladı. Merdiven korkuluklarına gizlenip yukarıdan gelen adamlara ateş ediyorduk. Artık ortalık durulunca yine hareketlendik. Son merdivenleri indiğimizde Ripeer dışarıyı kontrol edip bize döndü.
"Kurtulduk."
Sevinci yüzüne yansırken güçlü bir silah sesi geldi. Ripeer'ın gözleri şaşkınlıkla açılırken vücudu acıyla kıvrandı. Ripeer dizleri üzerine düşerken kalçamda hissettiğim keskin acıyla yüzümü buruşturdum. Texeria Ripeer'ın yanına giderken siren sesleri duyuldu.
"Aç gözlerini!"
Ripeer'ı sırt üstü yere yatırmış ve uyumamasını sağlıyordu. Bende onlara doğru yavaş adımlarla ilerlerken Lizbeth'i, elinde pompalı tüfek tutarken gördüm ve kalçamda hissettiğim acıya elimi götürdüm. Çektiğimdeyse kan vardı. Hareketlerim kısıtlanırken göxlerimi sıkıca kapattım. Vurulmuş muydum? Kafamı tekrar kaldırdığımda Lizbeth gitmişti.
Midem bulanmaya başlarken gözlerim gördüğüm kanla bulanıklaştı ve kısık sesimle "Texeria." diyebilmiştim.
Texeria yaş dolu gözleriyle bana baktığında yere düşüyordum. Kafamın çarpmasını engelleyip elleri arasına aldı. Gözlerim kararmayla derin bir ağrıya hapsolmuştu.
Yansımalar gözüme çarpıp kayboluyordu. Hastane koridorunda teleşla koşuşturan insanları görüyordum. Sedyede olduğumu sallantılar yaşadığımda anladım. Birkaç hemşire koşarak beni götürüyordu. Yanımdan hızla geçen sedyede Ripeer'ı görmüştüm. Gözlerim saliseler içinde açılıp kapanırken sedyeden Ripeer'ın sarkan kolu ve solgun teni hafızama kazınmıştı.
▪️
Kulağımı rahatsız eden ve sürekli tekrarlanan ses sinirimi bozmuştu. Gözlerim açılıp açılmama arasında kalırken son bir çabamla gözlerimi açtım. Kalp atışlarımı kontrol eden cihaza bağlıydım. Artık bu sesi duymamak için göğsüme takılmış kabloyu çektim.
Aletin sesi daha da kötüleşirken içeriye hemşire girdi. Beni yatmam için zorlarken çıkardığım kabloyu geri taktı.
"Bırak beni!"
Hemşire olumsuzca kafasını sallarken "Üzgünüm ama böyle olması gerekiyor." demişti.
Umutsuzca kıpırdamayı bırakıp "Neden buradayım?" diye sormuştum.
Hemşire üzerini düzelterek "Pompalı bir tüfeğin saçmaları kalçanıza isabet etmiş. Sağlık durumunuz gayet normal ama son tetkikler için doktor birazdan gelecek. Dinlenmenize bakın lütfen." demişti.
Duyduklarımla hafızam kendine gelirken "Ripeer. O... O nasıl?" diye sormuştum korkuyla bakarak.
Hemşire yüzünü aşağı eğerek "Doktor bey şimdi gelir. Dinlenmeye çalışın." deyip çıkmıştı.
Usulca sırtımı yastığa yaslayıp doktorun gelmesini bekledim. Ripeer kesinlikle kurtulmuştu, ben boşuna evham yapıyordum. Kapı açıldığında içeriye Texeria ve doktor girmişti. Doktor bana yaklaşırken o geride kalıp boşluğa bakıyordu.
Doktor kalp atışlarımı steteskopla dinlerken "Ripeer Nasıl?" diye sormuştum.
Texeria kollarını göğsünde birleştirip kafasını aşağı eğmişti. Bu hali beni tedirgin etmeye başlamıştı ve cevap için doktora bakmıştım.
Doktor ciddi bir tavır takınırken "Ne yazık ki Bay Ripeer'ı kurtaramadık." demişti.
İnanamıyordum, yüzüm bu halimi belli edercesine tepkisiz kalmıştı.
Daha sonra gülümseyip "Şaka yapıyorsunuz değil mi? Çünkü o bu şekilde ölemez, imkanı yok." demiştim.
Texeria gözyaşlarıyla dolan gözlerini bana çevirdiğinde "Doğru." demiştim anladığımı belli ederek.
Gözlerim sızlamaya başlarken yanağım ıslanmıştı. Doktor odadan çıkarken Texeria yanıma geldi. Kolları omzumu sararken saçlarıma yumuşak bir öpücük bıraktı.
▪️
Siyah elbisem üzerimde, ilk defa sevdiğim birinin cenazesine katılmıştım. En yakınları olarak ön sıralarda yer alıyorduk ama bunu görmeye dayanamıyordum. Koltuk altıma sıkıştırdığım değneği hareketlendirip kaçmak istedim ama Texeria beni durdurmuştu. Ağlama seslerine kaydı bakışlarım. Ripeer'ın annesi, onun yüzüne değen kar tanelerini temizleyerek yakınıyordu. Birazdan onun bedenine veda edecektik. Külleri, hayalini kurduğu San Francisco'nun sahillerinde gezinecekti.
Ailesinin özenle yaptırdığı Ripeer'ın içinde olduğu tabutu, sevenleri omuzlarına alarak veda edeceğimiz krematoryuma götürüyorlardı. Texeria bana destek olmak istercesine omuzlarına kolumu alarak yürümeme yardım ediyordu. Artık veda etmeye geldiğimizde tabut krematoryuma koyulup ateşleme başlatılmıştı. Ateş yavaş yavaş tabutu sararken içerisinde Ripeer'ın olduğunu bilmek beni kahrediyordu. Onun öleceği aklımın ucundan dahi geçmiyordu. O iyi bir insandı ve öldü. Bunu hiç hak etmemişti.
...