Hadi yine şanslısın dün selam için götürüldüğün masa seni beğenmiş çağırıyor. Normalde kimseyle oturmaz alkolünü içer gider ama bu defa şaşırttı.
“Bugün sen çıkacaksın.”
Zehra cümleyi duyduğunda başını kaldırdı.
“Ne demek çıkacağım?”
Kadın sigarasını söndürdü.
“Özel masa var. Ağa istiyor.”
“Ağa mı?”
“Evet. O.”
Zehra içinden küfretti.
“Masaya gidiyorum zaten.”
Kadın güldü.
“Bu masa başka.
Oturacaksın.
Kalkmayacaksın.
O kalkana kadar.”
“Başka bir şey var mı?”
Kadın durdu.
“Şimdilik yok.”
Kuliste hava gerildi.
Kızlar fısıldaşıyordu.
Zehra içeri girince sesler yükseldi.
“Yeni yetme mi?”
“Ne gördü bunda?”
“Biz salak mıyız lan?”
Zehra başını eğdi.
“Ben istemedim.”
“Kim istemez ki?” dedi biri. “Ama sen gidiyorsun.”
Başka biri bağırdı.
“İki aydır masası boştu. Şimdi buna mı düştü?”
“Kes sesini,” dedi öteki. “Ağa lan o.”
“Ne fark eder?” diye patladı biri. “Evli herif işte.”
İtme oldu.
Küfürler havada uçuştu.
“Saçımı çekme lan!”
“Sen konuşma, dün neredeydin biliyoruz!”
Zehra arada kaldı.
Kadın bağırdı.
“Yeter lan! Zehra hazırlanıyor.”
Hazırlık dedikleri sadece saçını düzeltmekti. Masaya yürürken bakışlar sırtına saplandı.
Ağa masadaydı.
Yanındakiler gerildi.
Zehra oturdu.
“Bu mu?” dedi biri.
“Evet,” dedi ağa.
Sessizlik oldu.
“İçki al,” dedi yanındaki adam.
“Yok,” dedi ağa.
Adam şaşırdı.
“İlk defa—”
“Yok dedim.”
Zehra konuştu.
“Bir yanlışlık varsa kalkabilirim.”
“Kalkma,” dedi ağa.
“Adın?”
“Zehra.”
“Kaç gündür buradasın?”
“Birkaç hafta.”
“Sokaktan mı?”
“Evet.”
“Belli.”
Yan masadan biri bağırdı.
“Bu mu yani?”
Kadın koştu.
“Otur yerine!”
“Bu kız yüzünden!” diye küfretti kız.
İki kız birbirine girdi.
Sandalyeler devrildi.
“Yeter,” dedi ağa.
Herkes sustu.
“Korktun mu?” dedi Zehra’ya.
“Evet.”
“İyi.”
“Neden?”
“Burada korkmayan bitmiştir.”
Ağa kalktı.
“Yarın yine geleceğim.”
Zehra’nın içi buz kesti.
“Kimse buna dokunmasın,” dedi çıkarken.
Kapı kapandı. Pavyon patladı.
“Gördün mü?”
“Buna mı baktı lan?”
Kadın Zehra’ya döndü.
“Hayatın değişti.”
“Emin misin?” dedi Zehra.
Kadın küfretti.
“Keşke emin olmasaydım.”
Ertesi gün.
“Hazırlan.”
“Yine mi?” dedi Zehra.
“Evet.”
“Masaya mı?”
“Başka nereye?”
Kuliste sessizlik vardı. Ama gözler konuşuyordu.
“Bak hele,” dedi biri. “İkinci gün.”
“Alıştı galiba.”
“İkinci gidiş hayra alamet değil.”
Zehra döndü.
“Ben çağrılıyorum.”
Bir kız güldü.
“Hepimizi çağırdılar. Seni seçiyor.”
Masaya gitti.
Ağa henüz yoktu.
Bu daha kötüydü.
“Geç otur,” dedi adam.
Ağa geldi.
Kimse konuşmadı.
“Kalkma,” dedi ağa Zehra’ya.
“Bugün erken geldin.”
“Çağrıldım.”
“Her çağrılan gelmez.”
“Ben gelirim.”
“Neden?”
“Gelmezsem başım ağrır.”
Ağa güldü.
“Dürüst.”
Yan masadan laf geldi.
“Bugün de mi içki yok?”
“Kes,” dedi adam.
“Benden ne istiyorsunuz?” dedi Zehra.
“Konuşmanı.”
“Anlatacak bir şeyim yok.”
“Var.”
Zehra gerildi.
“Buraya hikâye anlatmaya gelmedim.”
“Ben de süs diye çağırmadım.”
Yan masadan biri bağırdı.
“Yeter lan!”
Kadın yetişti.
“Kes dedim!”
Zehra ayağa kalktı.
“Ben gidiyorum.”
“Otur,” dedi ağa.
“Hayır.”
Sessizlik.
“İkinci kez hayır,” dedi ağa.
“İlkinde sayılmaz.”
Ağa baktı.
“Cesursun.”
“Değilim. Yoruldum.”
“Git,” dedi ağa.
Zehra durdu.
“Gerçekten mi?”
“Evet. Ama üçüncüde bu kadar kolay olmayacak.”
“Çağırmayın.”
“Buna ben karar vermiyorum.”
Zehra döndü. Bir kız koluna çarptı.
“Keyfin yerinde mi?”
“Kimsenin yerini almadım.”
“Alırsın.”
Kuliste kadın bağırdı.
“Salak mısın sen?”
“Belki.”
“Bu adamı biliyor musun?”
“Biliyorum.”
“Bilsen böyle yapmazdın.”
Zehra aynaya baktı.
“Ben böyleyim.”
O gece ağa kimseyle oturmadı.
Ve pavyonda herkes şunu anladı:
Bu kız ya yükselecek ya da ezilecekti.
Zehra inatla herkese ezikmiş gibi davranan istediğini yaptıran adamdan uzak durmak istiyordu. Çünkü o belki hayatını kurtarabilirdi. Ama evliydi Zehra’nın en büyük korkusu evli bir adama aşık olmaktı. Annesi’de evli bir adama aşık olup kaçıp gitmiş babasına bırakmış Zehra’yı babasıda başka bir kadınla evlenmiş Zehra’yı yetimhaneye bırakmıştı. Onun kabusuydu evli insanlar. Ağa oldukça yakışıklı bir adamdı alık olmamak etkilenmemek mümkün değildi bu yüzden uzak durmaya kararlıydı.