Kırık Zihnin Sessiz Çığlığı

1312 Words
### **Gerçekliğin Paramparça Olduğu An** Levent, Derin’in yüzüne baktığında içinde koca bir uçurum açıldı. Gözleri boş, donuk ve dalgındı. Odanın bir köşesine sabitlenmiş gibi kıpırdamadan duruyordu. Bir süredir böyleydi zaten… Ama bu kez, gözlerinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Burnuna keskin, ağır bir koku dolmaya başladığında, başını hafifçe yana çevirdi. O an, gerçeğin bütün acımasızlığıyla yüzleşti. **Derin, altına kaçırmıştı.** Ama bunun farkında bile değildi. Levent’in kalbi sızladı. Onun bu hâlde olduğunu görmek, Derin’in kendi farkındalığını bile kaybettiğini anlamak, içindeki suçluluk duygusunu daha da büyüttü. Bunu neden hak ettiklerini düşündü. Hayat sanki acımasız bir şekilde cezalarını kesiyordu. Ama ne olursa olsun, Derin’i böyle bırakamazdı. ### **Kırılgan Bir Beden, Donuk Bir Ruh** Levent yavaşça ona yaklaştı. Elleriyle onu kaldırmaya çalıştı. Derin, hiç tepki vermedi. Sanki bir bebek kadar hafifti, hiç direnmeden ona teslim oldu. Levent, onu banyoya götürdüğünde suyun soğukluğunu kontrol etti. Ilık suyu açtı ve yavaşça Derin’in üstündeki kıyafetleri çıkardı. Ama Derin hâlâ aynıydı. Ne bir hareket, ne bir tepki… Sanki bu dünyada değildi. Levent, süngeri yavaşça suya batırdı ve dikkatlice Derin’in vücudunu temizlemeye başladı. Her hareketinde boğazına bir şeyler düğümleniyordu. Bunu, birlikte yaptıkları o yasak şeylerin bir bedeli olarak mı ödüyorlardı? **“Sanki hayat, bize en ağır şekilde cezamızı veriyor.”** diye düşündü. Ama o, Derin’i yalnız bırakmayacaktı. Ne kadar çaresiz olursa olsun, yanında olacaktı. Derin’i temizleyip, saçlarını bile nazikçe yıkadıktan sonra, onu yumuşak bir bornoza sardı. Teninin soğuk olduğunu fark etti ve hemen kuruladı. Derin’i kollarının arasına alıp oturma odasına götürdüğünde, onu bir koltuğa yerleştirdi. Gözleri hâlâ boş boş tavana bakıyordu. ### **Gerçek ile Hayal Arasında** Levent, biraz nefes almak için geri çekildi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sadece onun yanına oturdu ve yüzüne baktı. Bir anda, Derin gözlerini kırpıştırarak başını yavaşça ona çevirdi. **"Ben markete gidiyorum, bir şey lazım mı?"** diye sordu Levent, sıradan bir anmış gibi. Derin, ona biraz baktıktan sonra hafifçe gülümsedi. Ama o gülümseme, Levent’in içine saplanan bir bıçak gibi oldu. **"Eren…"** diye fısıldadı Derin. **"Bana çikolata al. Kavanoz şeklinde olsun. Kaşık kaşık yemek istiyorum."** Levent’in nefesi kesildi. Ona Eren diye sesleniyordu… Ama daha da acısı, bir an sonra yüzündeki ifadenin değişmesi oldu. Gözleri büyüdü, kollarına baktı, parmaklarını kıpırdatmaya çalıştı… Ama yapamadı. **"Eren…"** dedi kısık bir sesle. **"Ben… Neden kolumu kaldıramıyorum?"** Levent’in yüzü morardı. Bu, duyabileceği en acı soruydu. Derin, onun Levent olduğunu bile anlamıyordu. Levent, içindeki acıyı gizlemek için hızla yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. **"Sana iğne yaptılar Derin, o yüzden. Ama merak etme, yakında kolunu kaldırabileceksin."** Derin rahatladı. Başını yasladı, bir çocuk gibi mırıldandı: **"Haa… Öyle mi? Tamam o zaman… Eren, bana çikolatayı sen yedirirsin, değil mi?"** Levent, yumruklarını sıktı. O anda, içinde koca bir savaş vardı. Ama yine de, sesi titremeden konuştu. **"Tabii ki… Ben yedireceğim."** Ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Ama tam kapıyı açarken gözleri doldu. **Sessizce ağlamaya başladı.** Bu kadarını beklememişti. Onu kaybettiğini düşünüyordu… Ama gerçek şu ki, **Derin kendisini çoktan kaybetmişti.** ### **Kırılgan Beden, Yıkılmış Ruh** Levent, elindeki poşetleri sımsıkı kavradı ve hızla villaya girdi. kapının aynasına göz ucuyla baktığında, yüzündeki yorgunluğu ve gözaltlarındaki morlukları fark etti. Günlerdir düzgün uyumamıştı. **Ona çikolata alacağına dair söz vermişti.** Ama bundan daha büyük bir sorumluluğu vardı: **Derin’i hayata geri döndürmek.** Kapıyı açtığında, içeride değişen hiçbir şey yoktu. Derin, oturduğu yerde, başını bir köşeye yaslamış, hareketsizce duruyordu. Sanki zaman onun için durmuştu. Levent iç çekti ve gözlerini kaçırarak poşetleri oturma odasına bıraktı. Ardından Derin’in yanına yaklaştı. **“Tamam, şimdi şu şortu sana giydirelim.”** Bunu söylerken sesi titriyordu. Elindeki yetişkin bezini ona göstermeden, dikkatlice açtı. **Bu anı asla yaşamak zorunda kalmak istemezdi.** Ama işte buradaydı. Sevdiği kadın, ona muhtaç halde, bir çocuk gibi çaresiz… Elleri, bezin kenarlarını düzeltirken titredi. **Bunu Derin’e yaşatmak zorunda kalmak onu mahvediyordu.** ### **Çikolatan Nerede?** Tam o sırada Derin, bir çocuk gibi huysuzca mırıldandı: **“Eren… Benim çikolatam nerede? Hani alacaktın?”** Levent bir an dondu. Bunu bekliyordu, ama yine de duyduğunda yüreğine bir taş oturdu. Derin hâlâ ona Eren diyordu. Boğazını temizledi, sesinin titrememesine özen göstererek konuştu: **“Aldım, merak etme. Önce şu işi halledelim, sonra sana çikolata yedireceğim.”** Derin, tatlı bir sevinçle **“Hoyleyy!”** diye bağırdı. Kollarını kaldırmak istedi, ama başaramadı. **Bedeninin ona ihanet ettiğini o anda hatırladı.** Bir anda neşesi kayboldu, dudaklarını büzdü. **Çaresizlik, gözlerindeki o puslu perdenin arkasından fısıldıyordu.** **“Eren… Artık iyileşmek istiyorum ve sana sarılmak istiyorum.”** Levent, yutkundu. **Sevdiği kadının hayatını mahvettiğini bir kez daha hissetti.** Gözlerini kaçırarak sessizce bezi dikkatlice bağladı. O kadar nazik davranıyordu ki sanki Derin kırılgan bir porselen bebekti. Sonra derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. ### **Son Çare: Fizyoterapist** Mutfakta telefonunu açtı ve fizyoterapistlere göz gezdirdi. **Bir isim gözüne çarptı: Açelya.** Hemen numarayı çevirdi. Telefon çaldıktan birkaç saniye sonra, yumuşak ama profesyonel bir kadın sesi duyuldu: **“Açelya’nın Kliniği, buyurun.”** Levent doğrudan konuya girdi. **“Acil olarak bir fizyoterapiste ihtiyacımız var. Felç geçiren bir hasta için.”** Açelya birkaç soru sordu, hastanın durumu hakkında bilgi aldı. **Levent’in önerdiği yüksek ücreti duyunca, hiç tereddüt etmeden kabul etti.** **“Yarın sabah orada olurum.”** dedi Açelya, kesin bir ifadeyle. Levent telefonu kapattığında hafif bir rahatlama hissetti. En azından bir şeyleri düzeltebilmek için bir adım atmıştı. Ama o an, içindeki boşluğu fark etti. **Derin’in sesini duymamıştı.** Hızla oturma odasına döndü. ### **Uyuyan Çaresizlik** Derin’in başı yana düşmüştü. Gözleri çikolata kasesine kilitlenmişti, ama uyuyakalmıştı. Levent’in içi burkuldu. **Çikolatasını bile yemeden uyumuştu.** Sessizce yaklaştı. **Onun ne kadar zayıfladığını, solgun tenini, yorgun gözaltlarını izledi.** **Bu hâle nasıl geldik?** diye düşündü. Ona baktığında, onu bu kadar mahvolmuş görmek, içindeki pişmanlığı daha da büyüttü. **Ona bu hayatı kendisi sunmuştu.** Eğildi, eline hafifçe battaniyeyi aldı ve **ona zarar vermekten korkarcasına nazikçe örttü.** Sonra, tam karşısındaki koltuğa oturdu. Gözlerini kırpmadan, sadece onu izledi. **Günahını… Cezasını… Kayıp bir ruhu…** Ve o da farkına bile varmadan, gözleri kapanmaya başladı. ### **Sabahın İlk Saatleri** Güneş, İstanbul’un griliğini hafifçe delip geçen soluk ışıklarıyla pencereden süzülüyordu. İçerisi hâlâ loştu. **Levent, sabaha kadar doğru düzgün uyuyamamıştı.** Karşısındaki koltukta, ince bir battaniyenin altına kıvrılmış Derin hâlâ derin bir uykudaydı. **Bedeninin hareketsizliği, uykusunun bile kısıtlı olduğunu gösteriyordu.** Tam o sırada kapı çalındı. Levent gözlerini ovuşturarak doğruldu. Bir an, neredeyse nerede olduğunu unutmuştu. **Derin’in hareketsiz bedenini görünce, tüm hatıralar bir çığ gibi üzerine düştü.** Ağır adımlarla kapıya yöneldi. **İçini garip bir heyecan kaplamıştı.** Bu heyecanın nedeni Açelya’nın gelişi miydi, yoksa Derin için bir umut ışığı doğduğunu bilmek miydi, emin değildi. Kapıyı açtığında, **bir anlığına nefesi kesildi.** Kapının önünde **son derece etkileyici bir kadın** duruyordu. Açelya’nın **simsiyah, bedene oturan elbisesi**, vücudunun kıvrımlarını belirgin bir şekilde ortaya çıkarıyordu. Dizlerinin hemen üzerinde biten bu elbise, **bacaklarını olduğundan daha uzun ve kusursuz gösteriyordu.** **Saçları arkadan sıkıca toplanmıştı.** Bu, yüz hatlarını daha belirgin hâle getiriyor, özellikle de **keskin çene hattını ve yüksek elmacık kemiklerini vurguluyordu.** **Gözlerinde büyük, koyu çerçeveli gözlükler vardı.** Bu gözlükler ona **hem entelektüel bir hava katıyor hem de sanki dünyaya yukarıdan bakıyormuş hissi veriyordu.** Dudaklarında hafif bir gülümseme vardı ama bu gülümseme, **samimiyetten çok, kendine duyduğu aşırı güvenin bir yansıması gibiydi.** Bütün duruşu, konuşmadan bile şunu söylüyordu: **"Benden güzeli yok."** Levent, bir anlığına ne diyeceğini bilemedi. **Gözleri Açelya’nın yüzü ile elbisesi arasında gidip geldi.** ### **Karşılaşma** **"Merhaba Levent Bey, ben Açelya."** Sesi, kadifemsi bir tınıya sahipti. **Yumuşak ama kendinden emin bir tonla konuşuyordu.** Levent’in ağzı kurudu. **Kelimeler boğazına düğümlenmişti.** **"Mer… Merhaba."** Kekelediğini fark ettiğinde içinden kendine küfür etti. Bir an toparlanmaya çalışarak eliyle içeri girmesini işaret etti. **"Buyrun, lütfen içeri geçin."** Açelya, başını hafifçe dik tutarak **sanki bir podyumdaymış gibi** içeri adım attı. Adımları yavaş ama belirgindi. **Kalçalarının kıvrımı, yürüdükçe daha da dikkat çekici hâle geliyordu.** Levent, **onun içeri girişiyle birlikte odaya yayılan parfüm kokusunu fark etti.** Hafif baharatlı ama tatlı bir koku… **İnsanı anında etkisi altına alan, baş döndürücü bir esans.** Kapıyı kapatırken **bir an için bile gözlerini Açelya’dan ayıramadığını fark etti.** Ama bu hissettiği şeyin, sadece Açelya’nın etkileyici duruşu olup olmadığını bilmiyordu. **Belki de içindeki boşluğu doldurmaya çalışan kırık bir adamın, en ufak bir dikkat dağınıklığına bile muhtaç olmasındandı.**
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD