Açelya, profesyonel ama bir o kadar da kendinden emin adımlarla odanın içine doğru ilerledi. Odaya girer girmez Derin’in yüzündeki solgunluğa, hareketsiz bedenine ve boş gözlerle tavana kilitlenmiş bakışlarına odaklandı. Hafifçe eğilerek nabzını kontrol etti, ardından elini Derin’in bileğine koyarak reflekslerini test etti. Gözlerini Levent’e çevirerek derin bir nefes aldı ve başını iki yana salladı.
**"İşimiz uzun sürecek, Levent Bey. Belki üç, belki beş yıl… Tekrar sağlığına kavuşması mümkün ama süreç oldukça zor olacak,"** dedi Açelya, yumuşak ama kesin bir ses tonuyla.
Levent, bu sürenin uzunluğunu zihninde tartmaya çalışırken farkında olmadan Açelya’nın vücuduna kaydı gözleri. Kadının siyah elbisesi, vücuduna tam oturmuştu ve yaka kısmındaki dekolte, gözlerini kaçırmak istemediği bir ayrıntı gibi önünde duruyordu. Açelya’nın göğüsleri her nefes aldığında hafifçe inip kalkıyor, Levent’in zihnini daha da karıştırıyordu.
**"Tamam, o zaman… Sorun yok,"** dedi Levent, hafifçe yutkunarak. **"İstediğiniz gibi, yeter ki Derin iyileşsin."**
Açelya gülümsedi, beyaz dişleri ışık altında parladı. O anda başını hafifçe yana eğerek Levent’in vücut hatlarını inceledi. Omuzları genişti, kolları kaslıydı ve beli oldukça inceydi. Anlaşılan düzenli spor yapıyordu. Kaşlarını hafifçe kaldırarak sordu:
**"Levent Bey, oldukça iyi bir fiziğe sahipsiniz. Sanırım vücut geliştirmeyle ilgileniyorsunuz, değil mi?"**
Levent, bu iltifat karşısında hafifçe gülümsedi ama tam cevap verecekken bir ses odayı doldurdu.
**"Eren!"**
Ses Derin’den gelmişti. Yavaşça başını çevirip Levent’e baktı. Gözleri önce bulanık, sonra netleşmiş gibiydi. Kısık gözlerle Açelya’yı süzdü ve yüzüne sert bir ifade yerleştirdi.
**"Bu şıllık da kim? Ve neden burada?"**
Odanın havası bir anda değişti. Açelya, kaşlarını kaldırıp Levent’e bakarken Levent’in yüzüne öfkeyle bir kırmızılık yayıldı. Dişlerini sıkarak Derin’e doğru eğildi, sesi titreyerek yükseldi.
**"Derin, saçmalama! Ben Levent’im! Unuttun mu? O aptal kafana sok artık bunu! Bana Eren demeyi bırak!"**
Sesi odada yankılandı. Açelya, hafifçe geriye çekilip durumu izlerken Derin, gözlerini kırpıştırarak önce Levent’e, sonra Açelya’ya baktı. Derin’in yüzü önce anlamsız bir ifadeyle boşluğa baktı, sonra başını çevirip tavana doğru çevirdi.
Levent derin bir nefes aldı, ardından vücudunu Açelya’ya çevirerek sesini biraz daha yumuşattı.
**"Kusura bakmayın, Açelya Hanım,"** dedi gözlerini yere dikerek. **"Derin’in kafası bir gidip bir geliyor… Eren onu terk edip Amerika’ya gitti. Ben Eren’in arkadaşıyım ve o gidince geride Derin’i bu hâlde bıraktı. Vicdanım rahat olmadığı için ona destek olmaya çalışıyorum."**
Açelya başını hafifçe yana eğdi, dudaklarında küçük ama derin anlamlar taşıyan bir gülümseme belirdi. **"Anlıyorum,"** dedi usulca. **"Peki, bakalım bu süreçte siz ne kadar dayanabileceksiniz, Levent Bey?"**
Levent, Açelya’nın bu sorusunun sadece Derin’le ilgili olmadığını hissetti. İçinde bir huzursuzluk dalgası yükseldi ama bunu belli etmemeye çalışarak başını salladı. Açelya, Levent’in gözlerinin içine bakarak küçük bir adım attı, **"Öyleyse tedaviye başlayalım,"** dedi ve Derin’in yanına döndü.
Levent’in aklında ise Açelya’nın son bakışı kalmıştı…
Açelya, Derin’in bacaklarını ve kollarını dikkatlice esnettikten sonra yavaşça doğruldu. Bacak kaslarına hafif bir masaj yaptıktan sonra, Derin’in sol kolunu yukarı kaldırmaya çalıştı ama Derin’den gelen tek şey boş bir bakıştı. Açelya, sabırlı ve nazik bir sesle ona talimatlar verdi.
**"Şimdi elini sıkmaya çalış, Derin. Gücünü hisset. Parmaklarını hissetmeye odaklan."**
Derin’in gözleri boştu, sanki ona söylenenleri duymuyordu bile. Açelya, profesyonel bir yüz ifadesiyle başını iki yana sallayarak ellerini dizlerine dayadı.
**"Tamam,"** dedi derin bir nefes alarak. **"Şimdi Derin için özel bir program çıkaracağım. Her gün gelip tedaviyi hızlandırmaya çalışacağım."**
Bu sözler Levent’in yüzünde fark edilir bir değişim yarattı. Gözleri parladı, dudaklarının kenarına hafif bir gülümseme yerleşti. Hemen atıldı:
**"Tabii, tabii! İşiniz olsun veya olmasın, her gün gelin Açelya Hanım. Derin’in bir an önce iyileşmesi için ne gerekiyorsa yapalım."**
Açelya başını hafifçe yana eğdi, dudaklarının kenarında küçük, anlamlı bir gülümseme belirdi. Ardından çantasını toparladı, son kez Derin’in başını okşayarak kapıya doğru ilerledi. Levent de onu uğurlamak için hızla yanına geldi.
Tam kapıdan çıkarken Açelya aniden durdu. Başını hafifçe yana eğerek Levent’e baktı ve parmak uçlarını yavaşça Levent’in bicepsine dokundurdu. Kasın sertliğini hissedince gözlerini hafifçe açarak başını onaylar şekilde salladı.
**"Bayağı sertmiş,"** dedi hafif bir kahkaha eşliğinde.
Levent’in yüzü anında kızardı. Ne diyeceğini bilemedi, kelimeler boğazında düğümlendi. Açelya’nın dokunuşu elektriği andıran bir his bırakmıştı. Gözlerini bir an için kadının ince parmaklarına, sonra gözlüklerinin ardından kendisine bakan kahverengi gözlerine kaydırdı. Yutkunarak hafifçe başını salladı.
**"Sağ olun, Açelya Hanım. İsterseniz ben de size bölgesel bir çalışma programı yazabilirim,"** dedi sesi biraz titreyerek ama kendini toparlamaya çalışarak.
Açelya gözlerini hafifçe kıstı, ince kaşlarını yukarı kaldırarak başını iki yana salladı. Dudaklarında alaycı bir tebessüm vardı.
**"Program yazmak iyi olur, Levent Bey. Fakat…"**
Kadın cümlesini tamamlamadı, sadece hafif bir gülümsemeyle Levent’in gözlerinin içine baktı. Levent, bu sözlerin altında bir anlam yattığını biliyordu ama tam olarak ne olduğunu çözemedi. İçinde bir huzursuzluk ve aynı zamanda tuhaf bir heyecan belirdi. Açelya, son bir bakış atarak kapıdan dışarı adım attığında Levent’in kalp atışlarının hızlandığını hissetti.
Kadının parfümünün hafif vanilya ve odunsu kokusu, havada asılı kalmıştı. Levent kapıyı yavaşça kapattıktan sonra alnını eliyle ovuşturdu. İçinde bir şey kıpırdanıyordu.
Ama bunun ne olduğunu kendine bile itiraf edemiyordu.
Levent elindeki telefonu sıkıca kavradı, ekrana odaklanmıştı. Açelya’nın mesajı gözlerinin önünde parlıyordu:
**"Program yazmak yeterli değil, Levent. Siz yanımda, bana spor salonunda yardımcı olursanız sevinirim. 😊"**
Mesajın sonunda eklenen gülücük emojisi, Levent’in zihninde bir anlığına yankılandı. Açelya'nın sesini duyuyormuş gibi hissetti; o kendinden emin, hafif alaycı ama çekici tonu.
Telefonun parlak ekranı odada hafif bir ışık yayarken Levent’in yüzünde bir gülümseme belirdi. Başparmağı hızla ekrana dokundu, mesaj yazmaya başladı:
**"Tabii Açelya. Yanınızda olacağım ve size yardımcı olacağım. Merak etmeyin, bana gittiğiniz spor salonunun adresini atın. İstediğiniz zaman orada olacağım."**
Mesajı yazarken farkında olmadan yüzünde hafif bir tebessüm belirmişti. Telefonun klavyesinde parmaklarını gezdirirken bir anlık dalgınlığa kapıldı, mesajı göndermeden önce duraksadı. Göğsünün içinde hafif bir kıpırtı vardı, ama bunun adı neydi? Heyecan mı, yoksa basit bir ilgi mi?
Tam mesajı gönderecekken, Derin’in sesiyle irkildi:
**"Bana bir bardak su verir misin, Levent?"**
Levent başını hızla ekrandan kaldırdı ve Derin’e baktı. Onun zayıf düşmüş bedenini, boş bakan gözlerini ve yorgun ifadesini süzdü. İçinde beliren suçluluk hissi, mesajlaşırken yaşadığı garip heyecanı gölgeledi.
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Levent gözlerini devirdi, bir iç çekti ve elindeki telefonu hafifçe sıkıp mesajı gönder tuşuna bastı. Telefon ekranı kısa bir süre "Gönderiliyor..." yazısını gösterdi, ardından mesajın yanına mavi tikler düştü.
Bunu yaptıktan sonra, içinden geçenleri anlamaya çalışıyordu. Bir yanda çaresiz ve bitik haldeki Derin, diğer yanda ise hayat dolu, kendinden emin Açelya...
Telefonu yavaşça kanepeye koydu, derin bir nefes aldı ve ağır adımlarla mutfağa yöneldi. Derin için bir bardak su almak üzere... Ama içindeki çelişkili hisleri bastırabilecek miydi? Bunu kendisi bile bilmiyordu.
Levent derin bir nefes aldı, ancak anında burnuna gelen ağır koku midesini bulandırdı. Yüzünü buruşturdu, bir an nefesini tutarak geri çekildi. Odada rahatsız edici, bayat bir koku hakimdi. Derin’in altını değiştirmesi gerektiğini hemen anlamıştı.
Koltukta hareketsiz oturan genç kadının hâlâ dalgın gözlerle boşluğa baktığını fark etti. O kadar bitkindi ki kendinde bile değildi. Levent, içinden sessizce küfrederek başını iki yana salladı. Bu durumla uğraşmak istemiyordu. Ama başka seçeneği de yoktu.
İç çekerek banyoya yöneldi, dolabın kapağını açtı ve içinden temiz bir yetişkin bezi çıkardı. Tekrar oturma odasına döndüğünde içinde sabırsızlık, bıkkınlık ve öfke karışımı bir duygu vardı. Derin’i böyle görmek canını sıkıyordu ama aynı zamanda ona bu şekilde bakmak zorunda olmak da sinirlerini bozuyordu.
**"Bunu yapmak zorundayım,"** diye kendi kendine mırıldandı. Kollarını sıvayarak Derin’in pijamasına uzandı.
Pijamayı sert bir hareketle sıyırdı, kadının solgun teni ortaya çıktı. Derin başını hafifçe yana çevirdi ama herhangi bir tepki vermedi. Bacakları hareketsizdi, ellerini kaldırmaya çalışsa da gücü yetmiyordu. Levent, onun bu kırılgan hâlini görmekten rahatsızlık duydu. Ama içindeki sabırsızlık daha baskındı.
**"Keşke biraz yardımcı olsan, Derin,"** diye homurdandı. Ancak kadından herhangi bir yanıt gelmedi.
Bezi açtığında koku iyice yayıldı. Levent kaşlarını çatıp hızla burnunu kapattı. İçinden bir kez daha küfretti. Gözlerini devirdi ve iğrenmemek için kendini zorladı. Bu işten hızla kurtulmak istiyordu. Yeni bezi açtı ve titreyen ellerle Derin’in altına yerleştirdi.
Ama bu yetmezdi. Kadının üzerine sinen kokuyu fark ettiğinde içini derin bir tiksinti kapladı. **"Bu böyle olmaz, banyoya götürmem gerek,"** diye mırıldandı.
Derin’e döndü, ama hâlâ tepki yoktu. Sanki burada bile değilmiş gibiydi.
Levent onu kollarının arasına aldı, ama vücudu öyle hafifti ki bir an irkildi. Eskiden güçlü bir kadındı, ama şimdi neredeyse bir tüy kadar zayıftı. Bu, Levent’in içinde garip bir his uyandırdı; hem öfke hem de suçluluk.
Banyoya vardığında sıcak suyu açtı, elini suyun altına sokarak sıcaklığını kontrol etti. Ardından Derin’i dikkatlice küvetin içine yerleştirdi.
**"Bak, sana yardım etmeye çalışıyorum,"** dedi ama sesi sert çıkmıştı.
Duş başlığını eline aldı, ılık suyu kadının üzerine döktü. Su, Derin’in zayıflamış bedeninde süzüldü, kir ve yorgunluk akıp gitti. Ama ne yaparsa yapsın, Derin hâlâ gözlerini boşluğa dikmişti.
Levent iç çekti, süngerle vücudunu temizlemeye başladı. Onu bu hâlde görmek, içinde bir şeyleri kemiriyordu. **"Ne hale geldin, Derin?"** diye fısıldadı.
Duştan sonra havluyla vücudunu sardı, kollarının arasına aldı ve oturma odasına geri taşıdı. Onu dikkatlice koltuğa yerleştirdi.
Karnının içe çöktüğünü fark ettiğinde bir an duraksadı. Günlerdir çorba dışında hiçbir şey yemediğini fark etti. Bu, Levent’in içine bir yumruk gibi oturdu.
Birkaç adım geri çekildi, ellerini saçlarına götürdü. **"Ben ne yapıyorum?"** diye düşündü.
Bu kadın, sevdiği kadındı. Ama ona bir yük gibi davranıyordu.
Derin’in gözleri, Levent’in gözlerine kaydı. Çok sessizce, ince bir sesle konuştu:
**"Eren..."**
Levent’in vücudu gerildi. Yumruklarını sıktı. **"Ben Eren değilim, Derin! O gitti! Bunu anlamıyor musun?"** diye bağırdı.
Ama Derin hiçbir şey duymamış gibi gözlerini kapattı.
Levent bir an nefesini tuttu, sonra mutfağa yöneldi. Artık ona düzgün bir yemek hazırlaması gerekiyordu.
Ve belki de her şeyi yeniden düşünmesi…