Soğuk yemek

1376 Words
Levent mutfağa geçip telefonunu tezgâha bıraktığında, içinde garip bir heyecan vardı. Bir yandan yemek yapmaya odaklanmaya çalışıyor, bir yandan da Açelya’dan gelecek bir mesajı bekliyordu. Kendini kaptırdığı düşünceler arasında, elindeki pirinçleri dikkatlice yıkadı, tereyağını eritip tencerenin içinde çevirdi. Ocağın başında, kısık sesle bir şarkı mırıldanıyordu. Mutfağın içinde tereyağının hoş kokusu yayılırken, pilavı yavaş yavaş demlenmeye bırakmıştı. Bir saat boyunca yemekle uğraşmış, sonunda ortaya mükemmel bir pilav çıkarmıştı. Buharı tüten pilavı büyük bir kaşığa aldı, ardından tabağa koydu. Pilavın tam kıvamında olduğunu görmek Levent’i memnun etmişti. Ancak aklı telefonundaydı. Acaba Açelya mesaj atmış mıydı? Derin’in yanına giderek dikkatlice onu dik oturur pozisyona getirdi. Onun hâlâ zayıf ve güçsüz vücudu, Levent’in içinde hafif bir suçluluk duygusu uyandırsa da bunu bastırdı. Pilavı kaşıklayıp ağzına götürdü. Tam o esnada beklediği mesaj sesi duyuldu. Gözleri anında koltuğun üzerinde bıraktığı telefonuna kaydı. Kaşığı hâlâ elinde tutuyordu ama dikkati tamamen Açelya’dan gelecek mesaja kaymıştı. **Ve bir hata yaptı.** Sıcak pilav dolu kaşığı elinde tutarken farkında olmadan dengesini kaybetti ve içindeki sıcak yemek Derin’in üzerine döküldü. **“Aaa! Sıcak! Yandım! Eren, dikkat etsene!”** diye çığlık attı Derin, Levent bir an duraksadı. Fakat yüzünde bir pişmanlık ifadesi belirmedi. Aksine, kaşığı tabağa bırakıp kaşlarını çattı. Derin’in ona Eren demesi canını sıkmıştı. Ama daha da önemlisi… Telefonundaki mesaja bakmak istiyordu. Elini uzatıp telefonu aldı, ekrana göz gezdirirken yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Açelya’dan mesaj gelmişti. Ona cevap yazarken, Derin gözlerini Levent’e dikmişti. Ağzı hafifçe aralıktı, sıcak pilavın acısı henüz bedeninden çıkmamıştı ama ondan daha çok, Levent’in ilgisizliği onu incitmişti. **“Sen kime mesaj atıyorsun, Eren? Ve benden özür bile dilemedin.”** Sesinde kırgınlık vardı. Levent gözlerini ekrandan ayırmadan sert bir şekilde cevap verdi: **“Kapat o lanet çeneni de bekle!”** Sesi, odanın içinde yankılandı. Derin bir an gözlerini kırpıştırdı. Kalbinin sıkıştığını hissetti. **Bu nasıl bir sevgiydi?** Onun için her şeyi yapmış, onun için her acıya katlanmıştı. Ama karşısındaki adam, artık başka birine dönüşmüştü. Levent’in karşısındaki kişi Eren değildi. Bu davranışların sorumlusu, Levent’in ta kendisiydi. Zaman akıp gidiyordu. Günler birbirini kovalamış, Levent ve Açelya’nın ilgisi her geçen gün daha da belirginleşmişti. Levent, artık evde eskisi kadar vakit geçirmiyor, günün belirli saatlerinde dışarı çıkıyor ve saatlerce geri dönmüyordu. **Bazen üç saat, bazen dört saat…** Geceleri bile bazen eve geç geliyor, hatta bazı geceler hiç gelmiyordu. Bu süreçte, **Derin tamamen yalnız kalıyordu.** Ev, büyük ama içi boş bir kafes gibi üzerine kapanıyordu. Sessizlik duvarları aşıyor, her köşeden yankılanıyordu. **Yalnızlık, dört bir yanını sarmıştı.** Yatakta hareketsiz yatarken gözleri tavana sabitlenmiş halde, düşünceler içinde kayboluyordu. Zaman kavramı onun için anlamını yitirmişti. **Gece mi olmuştu, sabah mıydı?** Bunu ancak Levent’in geliş gidişlerinden anlayabiliyordu. Ama… Levent geldiğinde bile durum farklı değildi. Eskisi gibi değildi artık. Onun sesindeki yumuşaklık, bakışlarındaki sevgi kaybolmuştu. **Yerini sert, umursamaz ve kimi zaman küçümseyici bir tavır almıştı.** Derin bunu fark ediyor ama anlamlandıramıyordu. **Onun için bunca acıya katlanmıştı. Onun için her şeyini feda etmişti.** Peki, neden şimdi bir yük gibi görülüyordu? **Açlık ve Susuzluk** Levent evden çıkıp gittiğinde, Derin uzun saatler boyunca olduğu yerde öylece yatıyordu. Kendi başına yemek yiyemediği için açlık **içini kemiriyor**, midesi düğüm düğüm oluyordu. **Açlık… Yavaş yavaş canını yakmaya başlamıştı.** Bazen gözleri, **masanın üzerindeki sürahiye takılıp kalıyordu.** İçinde berrak, serinletici su vardı. Derin, susuzluktan dudaklarının çatladığını hissediyordu ama elini kaldırıp ona ulaşamıyordu. **Bütün uzuvları sanki kilitlenmişti.** Ağzı kupkuruydu. Dilini hafifçe dudağına götürdü ama nafile… Susuzluğun verdiği acı, yavaş yavaş bedenini esir alıyordu. **Levent geldiğinde, ona su verip vermemesi tamamen onun keyfine kalmıştı.** Eğer iyi bir moddaysa, bir bardak suyu bizzat kendi elleriyle içiriyordu. Ama genellikle, onun yardım talebine umursamaz bir bakışla karşılık veriyor, bir şeyler mırıldanarak başka işlerle ilgileniyordu. Derin’in **yalnızlığı** artık dayanılmaz bir hâl almıştı. **Levent’in Değişimi** Levent, artık ona karşı eskisi gibi sabırlı ve şefkatli değildi. **Her geçen gün daha da sertleşiyor, sesi daha yüksek çıkıyor, davranışları daha da hoyratlaşıyordu.** Bazen, **küçük şeylere bile sinirleniyor, sertçe tersliyor, gözlerini devire devire konuşuyordu.** Bazen ise tamamen yokmuş gibi davranıyordu. Eskiden ona aşkla bakan gözler, artık ona **bir yükmüş gibi bakıyordu.** Derin, kendi içinde çırpınıyor, sessiz çığlıklar atıyor ama sesi kimseye ulaşmıyordu. Levent gitgide uzaklaşıyordu… Ve onun için bu dünyada **gerçekten yapayalnız kalıyordu.** Üç ay geçmişti. Derin artık, Levent’in Eren olmadığını anlamıştı. **Zihni karmaşık bir sisin içindeydi, ama yavaş yavaş bu sis dağılıyordu.** Başlangıçta, belki de umutsuz bir inançla ona Eren demeye devam etmişti. **Ama artık gerçeği kabullenmek zorundaydı.** **Eren onu terk etmişti…** Ve Levent de er ya da geç aynısını yapacaktı. O gün, Derin yine eski bir alışkanlıkla ağzından “Eren” ismini kaçırdı. **Sesi titrek ve güçsüzdü.** Levent, o ana kadar bir şeylerle ilgileniyordu ama Derin’in sesiyle birdenbire döndü. **Gözlerindeki sert ifade, buz gibi bir rüzgar gibi odaya yayıldı.** **Adımlarını ağır ama kararlı bir şekilde Derin’in yanına doğru attı.** Yatağın kenarına eğildi. Derin’in yüzüne yakından baktı. **Gözlerinde küçümseyici bir parıltı vardı.** Sonra **işaret parmağını kaldırdı ve sert bir şekilde Derin’in alnına dokundurdu.** **Tık…** Küçük bir dokunuştu ama içindeki alay, Derin’in yüreğine bıçak gibi saplandı. **Levent’in sesi alçak ama acımasızdı.** “**Artık anla…**” dedi. “**Ben Eren değilim.**” Bir an durdu. Derin’in gözleri yaşlarla dolmaya başlamıştı ama Levent devam etti. “**Eren seni terk edip gitti.**” **Kelime kelime, içini oyuyordu.** Derin nefes almakta zorlandı. Boğazı düğümlenmişti. Ama Levent’in yüzünde en ufak bir merhamet kırıntısı bile yoktu. Sertçe doğruldu ve alaycı bir gülümsemeyle devam etti: “**Bende seni terk edeceğim… Az kaldı.**” Derin’in kalbi hızla çarpmaya başladı. O an her şeyin bittiğini hissetti. Ama Levent’in sözleri burada bitmemişti. Biraz geriye yaslandı, **ellerini cebine soktu ve sesi daha da soğuk çıktı:** “Açelya ile oldukça iyi yaşıyorum.” **Derin’in içi burkuldu.** Levent’in gözlerinde alay ve zafer vardı. “**Günlerce birbirimizle sevişiyoruz.**” Derin gözlerini kırpıştırdı. Boğazı kurumuştu. Konuşmak istiyordu ama kelimeler boğazında düğümlenmişti. Levent geri çekildi ve sırtını duvara yasladı. Kollarını kavuşturdu. Sonra gülümseyerek son darbeyi indirdi: “**Bu akşam buraya gelecek… Benim için.**” **Odanın içindeki hava ağırlaştı.** Derin, kalbinin attığını bile hissedemiyordu artık. Levent’in söyledikleri **bir hançer gibi içine saplanmıştı.** Ve o an anladı… **Gerçekten de bu evde yalnızdı.** Saatler ilerlemiş, **gece loş ışıklar ve ağır kokularla örtülmüştü.** Levent, bu akşam için özel bir hazırlık yapmıştı. **Romantik bir atmosfer yaratmak için her detayı düşünmüştü.** Masanın üzerinde **parıldayan mumlar, kristal kadehlerde dinlenen şarap, havaya karışan tütsü kokuları**… Hepsi, **kusursuz bir gece** için planlanmıştı. Ama o gecenin tek tanığı **yalnızca Levent ve Açelya değildi.** **Derin de oradaydı.** Sessiz, hareketsiz ve acılar içinde… Levent yemek hazırlarken **Derin gözlerini ona dikmişti.** **Açlıktan karnı içeriye çökmüş, susuzluktan dudakları çatlamıştı.** Ama gözlerini ayıramıyordu. **Çünkü bu evde olan biten her şeyi görmek zorundaydı.** Kapı çalındı. Levent’in yüzüne bir gülümseme yayıldı. **Açelya gelmişti.** Kapıyı açtığında Açelya **hızla içeriye girdi** ve daha kapıdan adımını atar atmaz **Levent elini kaldırıp onun kalçalarına sertçe bir şaplak attı.** **Tok!** Açelya kıkırdayarak Levent’e döndü. **Gözleri flörtöz bir ışıltıyla parladı.** Derin, **bu anı izlemek zorundaydı.** **Gözlerinin önünde, Açelya ve Levent birbirlerine yaklaşıp öpüştüler.** **Ağır, tutkuyla dolu bir öpücük…** Derin'in boğazı düğümlendi. **İçinde bir şeyler koptu.** Onlar, onun gözlerinin önünde **hiç çekinmeden, utanmadan birbirlerine dokunurken**, Derin yalnızca **izleyebiliyordu.** Ardından, mutfağa geçtiler. Derin’in **hareketsiz bedeni** oturma odasında **soğuk bir koltuğa terk edilmişti.** Mutfağın loş ışığı gözlerine vuruyor, yemek kokusu burnuna doluyordu. Ama o, **ne yiyebiliyordu, ne de içebiliyordu.** **Bir kenara atılmış, unutulmuş bir beden gibi yatıyordu.** Mutfağın içinden kahkaha sesleri geliyordu. **O kahkahalar, kulaklarını tırmalayan bir lanet gibiydi.** Derin gözlerini kapattı. **İçindeki acıyı susturmaya çalıştı ama başaramadı.** Ve o an aklından sadece **tek bir isim geçti.** **Eren…** Eğer Eren burada olsaydı… Eğer Eren gitmeseydi… Eğer Eren onu bırakmasaydı… Ama nerede olduğunu bile bilmiyordu. **Yaşıyor muydu? Ölü müydü?** Bilmiyordu. **Sadece umut ediyordu.** Birden mutfaktaki sesler sustu. Levent ve Açelya, **sarmaş dolaş bir halde** oturma odasına geldiler. Derin, **yorgun gözlerini onlara çevirdi.** Açelya gözlerini kısıp alayla sırıttı. “**Şu salak niye bize bakıyor anlamadım?**” dedi küçümseyici bir sesle. Levent, Açelya’nın yanağına hafif bir öpücük kondurduktan sonra, **gözlerini Derin’e çevirdi.** Ve umursamaz bir tonda, “**Merak etme, şimdi hallederim.**” dedi. Üzerindeki kazağı çıkardı, katlamadan, sert bir şekilde **Derin’in yüzüne fırlattı.** **Kazak, Derin’in yüzüne yapıştı.** Derin, **hiçbir şey söyleyemedi.** **Ne kaçabildi, ne de tepki verebildi.** Ama gözlerinden **sessizce süzülen yaşlar**, Levent’in kazağını ıslattı. **Açelya ve Levent kahkaha attı.** Levent, Açelya’nın beline sarıldı. **Elleri yavaşça aşağı süzülüp kalçalarına dokundu.** “**Neyse… Biz işimize bakalım.**” Derin, kazak yüzünde olmasına rağmen **her şeyi görebiliyordu.** Ve o an, **içinden tek bir şey geçti:** **Keşke ölseydim…**
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD