Bir Umuttur yaşamak

1053 Words
Sabah olmuştu. Odanın içine süzülen solgun ışık, gecenin kasvetli izlerini silmeye yetmiyordu. Derin, uykusuz geçen saatlerin ardından hâlâ aynı yerde, hareketsiz bir şekilde uzanıyordu. Zihninde yankılanan kahkahalar, bir bıçak gibi ruhunu kesiyordu. Gözlerini kapatsa bile sahneler kaybolmuyordu. **İnsan, ne zaman gerçekten yenilmiş sayılırdı?** Levent ve Açelya, mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. İncecik porselen tabakların sesi, tereyağının bıçağa bulaşırken çıkardığı o yumuşak tını, kahvenin keskin kokusu... Hayat, onlar için sıradan bir sabah ritüeliydi ama Derin için, içinde sıkışıp kaldığı bir **cehennemin** yeni günüydü. Boğazı kurumuştu. Karnı açlıktan kasılıyor ama en kötüsü **kendini aç hissetmeyi bile unutmuş olmasıydı.** Gözleri masanın üzerindeki yiyeceklere takıldı. Sıcak ekmek, taze peynir, zeytinler… Hepsi bir resmin içindeki figürler gibiydi, erişilemez ve sahte. Açelya, elindeki çatalla oynarken Levent’e dönüp hafif bir gülümsemeyle fısıldadı: **"Bak şimdi ne yapıyorum."** Çatalın ucundaki kaşar peynirini hafifçe bastırdı, sonra birden bıraktı. Küçük bir parça, masadan fırlayıp havada döndü ve Derin’in hareketsiz bedeninin üzerine düştü. Anlık bir sessizlik… Ardından kahkahalar. Derin gözlerini kapattı. **Sesleri kesmek istedi ama hiçbir şey işe yaramıyordu.** **"Sen ne yapıyorsun?"** dedi Levent, Açelya'ya bakarak. **"Sadece biraz eğleniyoruz."** Eğlenmek… Derin, kelimenin ne anlama geldiğini unutalı çok olmuştu. Eskiden kahkahalar atarken içinde hafiflik hissederdi. Şimdi ise kahkaha, yalnızca **zincirlerinin sesiydi.** Karnında duran peynir parçasına bakarken içinden tek bir cümle geçti: **"Ben ne zaman bu hâle geldim?"** Gözyaşları sessizce süzülüyordu ama artık ağlamanın bile anlamı yoktu. Çünkü bu cehennemin içinde, kimse onun varlığını gerçekten görmüyordu. **Sessiz Vedalar** Levent ve Açelya, kahvaltı masasının etrafında keyifle oturuyordu. Odanın içi taze demlenmiş çayın ve sıcak ekmeğin kokusuyla doluydu. Güneş ışığı pencereden süzülerek mutfak masasının üzerine dökülüyor, sanki her şey normalmiş gibi huzurlu bir tablo oluşturuyordu. Ama bu tablo, yalnızca iki kişiyi kapsıyordu. **Derin**, o eski, yıpranmış koltuğun üzerinde hareketsiz yatıyordu. **Bedenini değil, ruhunu kaybetmişti.** Yalnızca nefes alıyordu; hayata tutunduğunu söylemek bile fazlaydı. Karnı boştu, ağzı kuruydu ama **en çok canını yakan şey, artık acıkmayı ve susamayı bile unutmuş olmasıydı.** Açelya, elindeki çatalı tabağa bıraktı ve gözlerini Levent’e dikti. **"Ben sıkıldım,"** dedi kaşlarını çatıp. **"Artık İstanbul’da durmak istemiyorum."** Levent, umursamaz bir tavırla sırtını sandalyeye yasladı. Masadaki bardağını eline alıp bir yudum aldıktan sonra Açelya’ya dönüp hafifçe gülümsedi. **"Tamam,"** dedi. **"O zaman bu hafta Kapadokya’ya gidelim. Bir hafta kalırız, sonra ne yapacağımıza bakarız."** Açelya’nın yüzü aydınlandı. Kaşığını tabağa hafifçe vurup keyifle **"İyi, tamam! Gidelim,"** dedi. Ama sonra gözleri Derin’in hareketsiz bedenine kaydı. Birkaç saniye süzdü onu, yüzünde **tiksinti dolu bir ifade** belirdi. **"Peki ya şu koltukta yatan pislik?"** diye sordu, gözlerini devirerek. **"Onun hali ne olacak?"** Levent, Açelya’nın umursamaz bakışlarını gördüğünde omuzlarını silkti. **"Beni ilgilendirmez,"** dedi sert bir ses tonuyla. **"Ne olacağı kimseyi ilgilendirmez. Bu onun sorunu. Ne yaparsa yapsın."** Derin, gözlerini tavana dikti. **Levent’in son cümlesi, onun için bir ölüm fermanı gibiydi.** **Artık biliyordu.** **Burada, bu yatakta, aç ve susuz, yapayalnız ölecekti.** Ölüm, ona daha önce hiç bu kadar yakın hissettirmemişti. Ama en kötüsü, artık ona bile karşı koyacak gücü kalmamıştı. İki gün sonra uçak bileti almışlardı. Açelya ve Levent hazırlıkları tamamlamaya çalışıyordu. Derine hali berbattı günlerce yetiskin bezi değişmemiş ve vücudu yaralar içinde kalmıştı hareketsizlik yüzünden, Derin artık seviniyordu leventtin gidecegi için, gitmesi derin için zaferdi. İki gün hızlı geçmişti levent valizini alıp çıkacakken derine baktı gözleri şişmiş çok kötü bir halde tavana bakiyordu ve eline bir şişe aldı uzun bir pipet koydu ve ağzına doğru bıraktı ve derine şunları söyleyip çıktı eee Derin hanım ben gidiyorum bir hafta yokum sana burada bir şişe su bırakıyorum susadigi zaman pipetten su içebilirsin bu kıyamı unutma büyük ihtimalle 4-veya 5 güne ölürsün ama bu senin sorunun ben elimden geldiğince yardımcı oldum. sana artik sana hayatta başarılar dilerim dedi ve kapıyı sert bir şekilde çarpıp çıktı. Dışarıdaki yağmur, ince ince camlara vuruyor, rüzgar ağaçların dallarını hışırdatıyordu. Güvercinler, tüyleri ıslanmış bir şekilde, birbirlerine yakın durarak yağmurdan korunmaya çalışıyorlardı. Derin, gözlerini bir an için onlardan ayırıp dışarıyı izledi. Yağmurun yapraklar arasında gezdiği yolları, rüzgarın şekil verdiği kırılgan ağaçları izlerken, bir huzur bulmuştu. Her şeyin sessizliği, ruhunu bir nebze de olsa sakinleştiriyordu. Bedenindeki açlık ve susuzluk hissine rağmen, dışarıdaki manzara ona bir tür rahatlık veriyordu. Zihni bir türlü rahatlamasa da, pencereden izlediği manzara, ona bir kaçış alanı sunuyordu. Karanlık yavaşça alçalırken, derin gözlerini kapatıp bir anlığına uykuya daldı. Vücudu yorgun, zihni ise hala karmaşık duygularla doluydu. Uyandığında, her şeyin aynı olduğunu, yalnız ve hareketsiz bir şekilde kaldığını fark etti. Ama o an, dışarıdaki yağmurun sesi ve ince rüzgarın huzur veren etkisi, onu geçici bir sakinlik içinde bırakmıştı Bir anda pencerede iki kişi belirmişti bunların yüzlerinde siyah maske vardı elindeki demir aletlerle pencereyi zorluyorlardı pencere biraz açıldığında bir ses gelmişti **lan Mehmet ben sana ne dedim evde kimse yok, bak pencereyide çok kolay açtık şimdi içeride at koştur istersen** **dur bakalım sesiz ol işimizi garantiye alalım ben içeriye giriyorum sen pencereyi tut** **Tamamdır Mehmet, şu evden 50 k cözsek çok güzel olur ha** Mehmet dikkatlice adımlarını attı kafasını çevirdiğide Derinle göz göze geldi bir anda elindeki demir yere bıraktı ve Hasan kaç evde biri varmış dedi Hasan bu lafı duyar duymaz kaçtı arkasına dâhi bakmadı.Mehmet ise bir ayağını pencerenin dışına attı dönüp bir kez daha baktı arkasından gelen var mı diye fakat kimse yoktu ve Derin hala ona bakıyordu hareketsiz bir şekilde. biraz daha durup Derine baktı Derinin halini görünce burada bir şeylerin ters gittiğini anladı tekrar dışarıya çıkmış olan bacağını içeriye doğru attı yavaşca evi gezmeye başladı odaları teker teker kontrol etti kimsenin olmadığı anlayınca Derinin yanina gitti ve onu yakından baktı Derin çok kötü kokuyordu ve hırsızın gözlerinin içine bakıyordu **Mehmet**anlaşılan seni burada ölüme bıraktılar güzel kız ** Derin** Anlama yeteneği üst düzeyde Bravo sana geri zekalı şimdi burayı terk et ben de rahat bir şekilde ölüp gideyim sonra gelip burayı sorabilirsin sahibi bir hafta gelmiyecek dedi Mehmet** hmmm tamam o zaman şimdiden hayırlı ölümler güzel kız fakat sen ölürsen ben burayı soyamam senin katilin olarak görünürüm yoksa bunu istemem polis ekipleri beni bulmak için kafayı yer ve yakalandiğimda haberlere çıkarım, Katil sapık ve soyguncu yakalandı diye manşet atarlar Bizim de bir onurumuz gururumuz var ayrıca vicdanım bunu yapmak istemiyor nedense, seni bu halde görmem beni etkiledi sana yardımcı olmak isterim karşılıksız. *Derin** Çok komiksiniz hırsız bey sizin vicdanınıza mı kaldım ben? çok acı şimdi o çirkin yüzünü alıp burdan git rahat bir şekilde Ölmek istiyorum ya. Mehmet** Sen bana çirkin yüz mü dedin... ulan bu dünyada sana rahat ölüm yok hatta hiç ölüm yok görürsün sen bir hafta boyunca ben sana bakacağım ibnelik değil mi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD