Ödeşme Zamanı

1784 Words
Karan’ın cansız bedenini görünce anlamıştım, etrafıma deli gibi dönüp bakıyordum. Ben katil mi olmuştum, şimdi ellerim kana mı bulanmıştı? Hayır, hayır bu karanlıkla yaşayamam, odadan çıkıp dışarı doğru koşmaya başladım. Titriyordum, ellerim üstüm kan içindeydi, üstümdeki kırmızı elbisemin rengindeydi; tenim, kendi kanım ve Karan’ın kanıyla boyanmıştı resmen. Koşuyordum nereye gittiğimi bilmeden, arkamdan bağırma sesleri geliyordu; büyük ihtimal Karan’ın adamlarıydı. Bir an can havliyle kendimi ana yola atınca bir arabayla burun buruna gelmiştim. Korkudan tir titriyordum, büyük bir şokla kendimi yere bıraktığımda zihnim bulanıklaşmaya başlamıştı, arabadan çıkan adam beni kucağına almaya çalışınca gözlerim hafif aralamamla davetteki adamla göz göze gelmiştim. "Meyra, iyi misin?” Kitlenmiştim, tepki veremiyordum, üşüyordum. Adama cevap vermeden bana bir anda güven verdiğini düşündüğüm kollara iyice sokuldum, beni kucağında arabaya bindirip üstündeki ceketi yırtılmış elbisemi kapatmaya çalıştı. Ceketine iyice sokulup gözlerimi o karanlığa yumdum... Zihnimde sesini tanımadığım birinin sözleriyle gözlerimi yavaş yavaş aralamaya çalıştım. "Meyra’yı o hayvanın önüne atmak bir tam aptallıktı kızı ne hale sokmuş görmüyor musun?” Bu kadın beni nerden tanıyordu... “Böyle olacağını bilmiyordum, kızdan hırsını çıkaracağını nereden bileyim?” Yataktan yavaşça doğurup karşımdaki kişilere sorgulayıcı bir tavırla, “Siz kimsiniz?” dedim. Boğazım o kadar kurumuştu ki sesimi kendim bile zor duymuşken ikisi de bana doğru dönmüştü. Şu ana kadar hiç görmediğim kadın bana gülümseyerek yaklaşınca anlamadığım bir gerginlik tüm bedenimi kaplamıştı, biraz önceki sesimi kendim bile duyamamışken tüm hıncımla bana doğru yaklaşan kadına bağırmaya başladım. “Bana sakın yaklaşma, kimsiniz, neredeyim ben!” Yabancı kadın şoka girmiş gibiydi, bana bakakalmıştı. Bir anda Karan’ın sesini beynimin içinde hissetmemle kulaklarımı elimle kapatmıştım, susmuyordu, hâlâ ondan kurtulamamıştım. Zihnimin her yerinde bana katil olduğumu söylüyordu. “Ben öldürdüm onu, ben katil oldum.” Gözyaşlarım artık kendi özgürlüğünü ilan etmişti. Saçlarımı çekmeye başlayınca o adam bir an benim ellerimi sıkı sıkı tuttu. Kadına dönüp,  "Çık dışarı.” dedi. “Ne?” “Çık dışarı Beyza!” diye bağırınca ağlamam daha kuvvetlendi. “Ben katil oldum, ben katil oldum, ben katil oldum.” Transa girmiş gibiydim. "Meyra sakinleş, derin derin nefes al hadi.” “Yemin ederim isteyerek yapmadım, bana dokunmaya çalıştı, mecburdum yoksa o benim ruhumun katili olacaktı, isteyerek yapmadım..” Ellerimi bırakıp bana yaklaşmaya çalışınca ondan uzaklaşmak istedim, bu kez yataktan çıkıp odanın kapısına doğru koşmaya başlayınca o yabancı adam beni kollarıyla bu kez sıkı sıkı tuttu, keskin bir çığlık attım. Dokunuşları bana Karan’ı hatırlatıyordu. “Bırak beni n’olur Karan bırak beni.” “Sakin ol, sakin ol Meyra.” Bir anda gözlerimin kararmasıyla kollarına yığılmıştım, bilincim açıktı; kriz geçiriyordum, artık bazı şeyleri kaldıracak gücüm yoktu...   Beni kollarına alarak yatağa yatırmıştı. Gözlerimi hafifçe açmamla onun gözleriyle karşı karşıya gelmiştim. “Sen kimsin?” "Araf.” Gözlerimi karanlığa yummadan beynimde bu isim yankılanıyordu. Araf. Belki de kurtarıcım... Büyük bir baş ağrısıyla gözlerimi açmaya çalışıyordum sanki beynim anlamadığım seslerle doluydu, hafifçe yataktan doğulunca nerede olduğumu idrak etmeye çalıştım. Kapının hafif tıklatılmasıyla içeriye orta yaşlı bir kadın girmişti. Bana hafif bir şekilde gülümseyerek, “Günaydın Meyra Hanım, ben Ayşe. Evin hizmet görevlisiyim, bunları Araf Bey gönderdi üstünüzü değiştirmeniz için.” “Teşekkürler Ayşe Hanım, aslında ben banyo yapmak istedim.” Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki kendim bile duymamıştım. “Tabii Meyra Hanım, banyo ilerdeki kapıda.” Kadına sessizce kafa sallayınca bana hafif tebessüm edip hızlıca odadan çıkmıştı. Yataktan yavaşça kalkmaya çalıştım, belimde ve sırtımda anlamadığım bir ağrı vardı. Yatağın karşındaki aynaya doğru yavaş adımlarla ilerleyince karşılaştığım manzaradan ben bile korktum. Saçlarım berbat haldeydi, yüzümdeki makyaj akmıştı, elbisem yırtılmış yarı çıplak biçimdeydim. En kötüsü de boynum vücudum ve kollarım kan içindeydi. Midem bulanıyordu ve bu kan bana Karan’ı hatırlatıyordu, gözlerimdeki mavilik uçup gitmişti. Aslında ben Karan’la beraber kendimi de öldürmüştüm zaten. İnsan ölmek isteyince ölmüyormuş, yaşarken her gün defalarca ölüyor ama toprağa girmiyormuş, ben de ölmüştüm diri diri. Banyo yapmam lazımdı, bu kan kokusu üstümden çıkmalıydı, üstümü çıkarıp duşa kabinin içine girdim. Sıcak su yerine soğuk suyu açmıştım, vücuduma değen suyla bilincim daha netlik kazanıyordu. Elime aldığım lifle vücudumu ovalıyordum ama sanki o kanlar hiç bedenimi terk etmiyordu, hâlâ ağır kan kokusu geliyordu burnuma, ovalıyordum, tüm hıncımı bedenimden çıkarıyordum ama çıkmıyordu; bedenime yapışan karanlık artık bana aitti. Bu neydi? Vicdan azabımı bana doğduğumdan beri hayatımı bir altın kafese hapseden adama karşı azap mıydı? Hıçkırıklar içinde kalmıştım, yere oturup dizlerimi kendime doğru çekmiştim. Kapının çalınmasıyla bir anda ilkindim. "Meyra Hanım, iyi misiniz?” Gelen Ayşe Hanım’dı. Ağzımı açıp bir şey demeye halim yoktu, üşüyordum. Titremeye başlayınca soğuk suyu kapattım. "Meyra Hanım.” Kapıyı açmamla göz göze gelmiştik. “Size bir şey oldu zannettim, iyi misiniz?” “Evet iyiyim, sadece su beni rahatlattı o yüzden uzun kaldım, bir şey mi oldu?” “Yemek getirdim size.” Arkamı dönmemle tepsinin içinde sıcak çorba gördüm, içimi ısıtacağından emin olsam da canım istemiyordu... “Teşekkürler...” “Afiyet olsun bir şey olursa ben aşağıdayım.” Odadan çıkıp gitmişti. Yatağın üstüne Ayşe Hanım’ın koyduğu pijama ve iç çamaşırları giyinmeye başladım, beyaz çamaşırlar bana Karan’ı hatırlatıyordu. Nasıl unutabilirim ki, dediğini yapıp beni karanlığa hapsetmemiş miydi? Onun kanını ellerimi bulaştırmamış mıydım? Üşüyordum hatta titriyordum, yatağın altına girip ısınmaya çalışıyordum. Kapının açılmasıyla bana doğru gelen ayak seslerini duyuyordum, sıcacık eller alnımla buluşunca aceleyle üstümdeki yorganı çekip kenara atıldı titremem daha çok artmıştı. Yataktan doğrulup tekrardan yorganı çekmek istememle o ela gözlerle göz göze gelmiştim. “Bırak Meyra o yorganı, ateşin var.” “Üşüyorum, bırak şunu.” “Meyra.” “Bırak!” diye bağırınca gözyaşlarım gözlerimden akmaya başladı, hormonlarım iyice hassaslaşmıştı sanki... “Sen sabır ver Allah’ım. Meyra sana bağırmak istemedim, sadece ateşin var, eğer müdahale etmezsek havale geçileceksin bırak şu inadı.” Yatağa yatmıştım ve titriyorum, ağlamam şiddetlenmişti. Araf’ın bağırması içimde bastırmaya çalıştığım duygular çıkarmıştı, bu yüzden ağlama şiddetim daha fazla artmıştı. Araf yatağın ucuna oturup üstümü çıkarmaya çalışıyordu, ona engel olacak ne gücüm ne de dermanım vardı. “Nasıl bu kadar ağır üşüttün?” “So-ğu-k su...” “Sen bu havada soğuk suyla banyo mu yaptın, aklın nerede senin!” “Onun kan kokusu benden ayrılmıyordu.” Bir şeyler homurdanıp pijamamı çıkarıp kenara fırlatmıştı. Elinden geldikçe vücuduma bakmamaya çalışıyordu. Beni kucağına alıp odadan çıkarınca kucağında kıpırdamaya başladım, dudaklarını kulağıma sürtüp, “Sakin ol sadece ılık bir duş alman lazım.” dedi. Bu adamda anlamadığım bir huzur vardı içimde. Küvete oturunca bu banyonun benim kaldığım odadaki banyo olmadığını anladım. Gözlerimi hafiften kapatacakken ılık suyun cayır cayır yanan vücuduma değmesiyle ikildim. Araf sanki avuçlarında çok değerli bir mücevher varmış gibi beni yıkıyordu. İlk kez birinden değer görüyordum ve bu değer gördüğüm kişi hayatımda sadece ikinci kez görüştüğüm kişiydi, en tuhaf olan kimseye güvenmeyen ben kendimi ve bedenimi şu an bu yabancıya teslim etmiştim... Havluyu alıp beni kuruladıktan sonra kucağına alıp yatağın üstüne bıraktı. Odadan çıkıp elinde iç çamaşırlarla ve ince bir pijama takımla geri dönmüştü. "Çamaşırlarını çıkarman lazım yoksa daha kötü olacaksın.” Havluyu sıkı sıkı sarılmıştım gözlerim bir açılıp bir kapanıyordu. “T-tamam, ben hallederim.” Bunu söylerken beni tepeden aşağı süzüp çamaşırları yatağa bırakıp odadan çıkmıştı. Üstümdeki havluyu yavaş yavaş çıkarmaya çalışıyordum ama kolumu bir türlü kaldıramıyordum, yavaştan ayağa kalkmak için adım atmak isterken bir anda yataktan yere düşmüştüm, kapının açılmasıyla Araf bana doğru koşar adımla gelmişti. "Meyra, iyi misin?” Araf’ın sesiyle başımı hafiften sallamaya çalıştım. Beni kucağına alıp yatağın üstüne koydu. Beni baştan aşağı süzüp, “Üstünü değiştirmemişsin iyice hasta olacaksın.” dedi. Elleriyle havlumu çıkarmaya çalışınca ona engel olmak istercesine elini tuttum. “Lüt-fen.” diyebildim sadece pürüzlü sesimle gözlerimin içine bakıp... “Hasta olacaksın çıkarmam lazım, merak etme bakmayacağım, utanma benden.” Sesindeki şefkati hissedince elimi elinden çektim. Cayır cayır yanan vücudum iyice ateşler içindeydi, sanki dokunduğu her yerde bir şeyler kıpırdıyordu, bu his bana yabancıydı. Havluyu çıkarınca gözlerimi gözlerine sabitleyip iç çamaşırlarımı çıkarmaya başladı, sutyenimin kopçasını tek hamleyle açıp yatağın kenarına koymuştu. Vücuduma bakmamaya dikkat ederek sutyenimi giyindirmeye başladı, bir anda gözleri boynumda takılı kalmıştı. “Bunlar nasıl oldu?” Derin nefesler alıyordu, cevap bekler gibi gözleri beni sorguluyordu... "Karan.” Tek bir isim onu kaskatı kesmişti, derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. “Havluyu beline saracağım, bu şekilde çamaşırını çıkaracağım.” Kafamı sallayınca dediğini yapmıştı, belime havluyu sarıp kalçalarımdan iç çamaşırı çıkardı. Onu da yatağın kenara koyup yeni çamaşırı giyindirmek için. "Kalçanı biraz kaldırır mısın?” Dediğini yapıp kalçamı hafiften kaldırdım, o da çamaşırımı hızla giyindirmişti. Sonra pijamamı giyindirmeyi koyuldu, ilk kez bu kadar şefkat hissediyordum, hasta olunca bile öz annem beni umursamazken bu adam bana neden yapıyordu? "Neden bana bu kadar iyisin? Ben o adamın karısıyım, benden nefret etmen lazımdı.” Söylediğim her cümleyi bekliyormuş gibi bir tavrı vardı. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekken kapı tıklatılmıştı. “Gel.” "Araf Bey, istediğiniz çorbayı getirdim.” “Bırakın oraya Ayşe Hanım.” Kadın odayı süzünce yatağın başındaki çamaşırlara gözü takılmıştı, utancımdan başımı eğince ve Araf nereye baktığımı anlayınca Ayşe Hanım’a otoriter ve uyarı ses tonuyla, “Bir şey mi söyleyeceksiniz Ayşe Hanım?” dedi. "Hayır efendim.” “O zaman çıkabilirsiniz.” Sehpanın üstüne koyduğu çorbayı alıp benim yanıma gelince, “Hiçbir şey yemek istemiyorum.” dedim. “Yemen lazım zorla kendini, 3 gündür hiçbir şey yemedin hadi.” Üstüme koyduğu çorbayı karıştırıp kaşığı ağzıma götüremeyecek kadar yorgundum... Halimi gören Araf çatık kaşlarla beni inceleyip bir şeyler homurdandı, yatağın ucuna oturup elimden kaşığı alınca ona doğru bakışlarımı çevirmiştim, kaşığı ağzıma doğru getirince, “Aç ağzını.” dedi. "Canım istemiyor.” "Meyra aç şu ağzını lütfen, zorla içirmek istemiyorum hadi!” Söylediği şeye itaat edip ağzımı hafif aralayınca kaşığı ağzımın içine sokmuştu, boğazımdan uzun zaman sonra ilk kez bir şey geçince canım acımıştı, gözlerimden yaşlar dökülüyordu. Ağlamamı umursamadan peş peşe çorbayı ağzıma tıkıyordu. “Yet-er doy-dum.” Ağlamaklı sesimle yüzüme bir süre baktıktan sonra önümden çorbayı alıp sehpanın üstüne koydu, odadan çıkmak için kapıya doğru hareketlenince, “Sana bir şey sormuştum.” dedim. “Anlamadım!” "Neden bana bu kadar iyisin?” Bana doğru yüzüme ciddi bir biçimde baktıktan sonra, “Neden sana kötü davranalım?” diye sordu. "Karan’la birbirinizi öldürecek gibiydiniz davette, ne kadar nefret dolu olduğunu gözlerinden okudum o gün ve ben onun karısıyım, normalde beni kapı dışarı atman lazımdı ama sen bana iyilik yapıyorsun...” “Bu hikâyede tek masum sensin çünkü.” “Ne hikâyesi, anlamıyorum?” "Her şeyi zamanla anlayacaksın.” deyip kapıyı sert biçimde kapatıp gitmişti, arkasından bakakalmıştım... Ben de bir süre sonra gözlerimi yummuştum. “Uyan minik serçe.” Hayır, bu ses olamaz. O ölmüştü burada olamaz, diye söylüyordum kendi kendime. Gözlerimi hafifçe aralayınca karşımdaki kapkara gözlerle karşı karşıya gelmiştim. Yataktan bir an fırlamıştım, kalbim ağzımda gibi çarpıyordu. “S-sen ölmüştün, nasıl buraya gelirsin...” Keskin kahkahalar atıyordu, çıldırmış gibiydi, üstünde benim kana buladığım gömleği vardı. Bana doğru keskin adımlarla geliyordu. “Ödeşme zamanı minik serçe. Ben ölmedim ama sen artık o iğrendiğin karanlıktasın, bana demiştin ya beni karanlığına bulaştırmana izin vermeyeceğim diye ben değil, sen o karanlıkta artık sonsuza kadar mahkûm oldun…"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD