Kafese Geri Dönme Vakti

3106 Words
Uzak dur benden, uzak dur!” Bana doğru geliyordu, hızlıca kapıya doğru koşmuştum ama kapı kilitliydi. “N’olur yaklaşma bana özür dilerim, n’olur yaklaşma, canımı yakma n’olur.” Durmuyordu, bana yaklaşıyordu, kapının önüne dizlerimin üstüne çökmüştüm, başımı dizlerimle kapattım, ellerim üstüm kan içindeydi, kan kokuyordum. “Canımı yakma n’olur, ben bilerek yapamadım, n’olur canımı yakma efendimiz, bağışla beni n’olur.” Kulağımın dibinde sesleri gitmiyordu. Buradaydı, gelmişti beni almaya. Yavaş yavaş sesler kaybolduğunda gözlerimi hafifçe açmıştım, oda boştu. Kalbim çok hızlı atıyordu, titriyordum, ter içinde kalmıştım. Çöktüğüm kapının oradan zorlukla kalkmaya çalışıyordum, üstüme baktığımda kan yoktu. Deliriyorum, başka bir açıklaması yoktu. Karan sanki hiç burada değildi. Vicdan azabı çekiyorum ve bu ağırlıkla yaşayamıyordum. Tutunacak bir dalım yoktu, hep korktuğum karanlıkta artık yalnızdım. Aynadaki gördüğüm kendimden bile midem bulanıyordu, ben katil olmuştum. Hem Karan’ın hem de kendi ruhumun. “Evet sen katilsin Meyra, katilsin!” Yine o sesler, Karan’ın sesi beynimden çıkmıyordu, her yerde onu görüyordum. Bu azapla yaşayamıyordum. Çığlık atıp aynaya elime geçirdim. Elim kanlar içindeydi ama umurumda değildi. Kapının kırılmasıyla Araf içeri girmişti. Çığlık sesimi ve kanlar içinde olduğumu görünce bana doğru hızlı adımlarla koşuyordu. “Meyra, kendine gel!” diye bağırıyordu. Araf’a dönüp, “Beynimin içinden gitmiyor, bana yardım et n’olur, yardım et. Ben yaşayamıyorum bu vicdan azabıyla, her yerde o var bırakmıyor peşimi.” dedim. “Sakin ol derin derin nefes al, bana bak. Hiçbir şey senin suçun değil, tamam mı?” “B-benim suçum değil mi?” “Evet senin suçun değil, nefes al şimdi derin derin hadi.” Dediği gibi derin derin nefes alıyordum, bir anda onun kollarına sığınmıştım. Şefkatle saçlarımı okşuyordu, bunu en derinden hissetmiştim. İç geçmelerim yavaş yavaş geçmeye başlayınca beni kucağına alıp yatağa oturttu. Gözleriyle vücudumu süzüyordu, büyük ihtimalle hasar tespiti yapıyordu. Sessiz biçimde keskin bir küfür edip ellerimde gözleri takılmıştı. Cebinden telefonu çıkarıp, “Gökhan hemen eve gel.” dedi. Tam odadan çıkacakken, “N’olur gitme yoksa tekrardan gelecek, beni istiyor beni almak istiyor.” dedim. “Sakin ol Meyra, Karan buraya gelemez, seni de alamaz.” “Gerçekten mi?” Sessizce kafasını salladı. “Elin kanıyor, kanı durdurmam lazım, o yüzden ecza dolabından sargı bezi alıp geleceğim tamam mı?” Sessizce kafamı sallamıştım. İki dakika sonra elinde bir sargı beziyle içeri girmişti. Yanıma gelip ellerimdeki camları dikkatli bir şekilde temizliyordu. “Biraz sonra doktor gelecek, dikişlik bir durum var mı yok mu bakacak.” Gözlerinin içine bir süre bakıp, “Kafamdaki sesler susmuyor, o yok biliyorum ama çıkmıyor beynimden, bu ne vicdan azabı mı? Öyle bir adam için nasıl acı çekiyor olurum?” dedim. “Masumsun, ondan.” “Değilim masum. Onu da benden aldı; her şeyimi, hayallerimi, hayatımı.” Kapının çalınmasıyla içeriye iri yarı bir adam girdi. “Araf Bey doktor gelmiş.” “İçeri alın.” Uzun boylu sarışın bir genç adam içeri girdi, beni görünce yüzüne bir anda korku kaplamıştı. “Araf Bey beni çağırmışsınız.” “Evet Meyra’nın eline bir bakmanı istiyorum, bir de vücudunda birkaç morluklar var.” “Tamam Araf Bey.” Yanıma yaklaşıp, “Elinize uzatın lütfen.” dedi. Elimi ona doğru uzatıp birkaç dakika sonra yaramı temizlemeye başladı. “Dikişlik bir durum yok merak etmeyin, bir de morluklarınıza bakabilir miyim?” İfadesiz gözlerle karşımdaki iki adama bakıyorken Araf’ın sesi benim bilincimi yerine getirmişti. “Boynu, Gökhan.” Tam bana yaklaşıp boynuma dokunacakken bir anda Gökhan’ın karın boşluğuna tekme atıp benden uzaklaşmasını isteyip bağırmaya başladım. “Dokunma bana, uzak dur ben den!” Kulaklarımı ellerimle kapatmıştım. Araf bana doğru uzanmaya çalışsa da ona da engel oluyordum, herkes, her şey bana Karan’ı hatırlatıyordu. “Tamam Gökhan sana yaklaşmayacak, çık dışarı!” “Ama Araf Bey.” “Sana dediğimi yap, çık!” Doktor odadan iki büklüm şekilde çıkıp gitmişti... “Meyra bana bak, sana dokunamayacak, derin bir nefes al.” Dediğini yapıp derin derin nefesler alıyordum. “Ben özür dilerim, bilerek olmadı.” “Özür dilemeni gerektirecek durum yok, sen sakin ol, hadi uyu biraz bugün yeteri kadar korktun.” “Hayır uyumak istemiyorum. Gözlerimi kapattıkça onu görüyorum.”   “Bak şöyle yapalım, sen uyuyana kadar senin yanında beklerim olur mu?” “Hayır ben uyuyana kadar değil, uyanana kadar bekleyeceksen olur.” “Peki senin dediğin gibi olsun, hadi uyu.” Yatağın içine iyice gömülüp ona doğru döndüm, o da yatağın yanındaki koltuğu iyice yerleşip ela gözlerini gözlerime dikti, yavaşça gözlerimi kapatıp uykuya daldım... Gözlerimi açtığımda Araf’ın yüzüyle karşı karşıya gelmiştim. Hayatımda ikinci kez gördüğüm bu adam hayatımda hiç görmediğim değeri vermişti bir karşılık beklemeden. Araf’ın telefonu çalınca yavaşça gözlerini araladı, onun uyandığını görünce tekrardan gözlerimi kapattım. “Ne var! Kız burada zaten, tamam bekle, geliyorum aşağıya.” Hızlıca odadan çıkma sesini duyunca gözlerimi açıp anlamsızca konuşmalarını beynimde geçiriyordum. Ben de yataktan kalkıp sessizce odanın kapısını açıp aşağıya inmek için dışarı çıktım, aşağıdan konuşma sesleri geliyordu. Bu Araf’ın sesiydi ama diğer sesi tanıyamıyordum. Merdivenlerden bir iki basamak aşağıya inince sesleri net bir şekilde duymaya başlamıştım. “Araf bu kız bize lazım, biliyorsun.” “Biliyorum şu an durumu iyi değil, pezevenk kıza kafayı yedirmiş.” “Bu bizi ilgilendirmiyor...” “Anlamadım Turan.” “Yani o kızı kullanmak için zaten ona ulaşmaya çalışmamış mıydık? Hem ne bekliyoruz avucumuzun içinde, artık bizde...” “Silah zaten bizim elimizde değil mi, bırak zamanı gelince biz de o silahı patlatacağız.” Kalbim sıkışmıştı, canım yanıyordu. Benden bahsediyorlardı, ben nerde hata yapıyordum ki sürekli ihanete uğruyordum bu adam beni sadece bir amaç uğruna tutuyordu hatta bir silah olarak “Tamam abi, sen zamanın ne zaman geleceğini söyle yeter.” “Büyük toplantıda.” Karşındaki adamın attığı kahkahadan midem bulanmıştı. Ben kimlerin eline düşmüştüm. Hızlıca odama çıktım. Buradan ne yapıp edip kaçmam lazımdı. Bir süre sonra kapının açılmasıyla içeriye Araf girmişti. “Uyanmışsın.” Sessizce kafa salladım. “Nasıl hissediyorsun kendini?” “İyiyim.” “Karnın aç mı?” “Hayır aç değilim, aslında biraz dışarı çıkmak istiyorum.” Araf kaşlarının çatıp bana doğru dikkatlice bakıyordu. “Neden?” “Ş-e-y hava almam lazım yoksa kafayı yemek üzereyim, iyi değilim.” “Bahçeye çıkabilirsin.” “Hayır yürümek istiyorum, geç olmadan dönerim.” “Hayır Meyra, çıkamazsın.” “Senden izin istemiyorum!” Sesimin bir anda yüksek çıkmasıyla Araf’ın yüz hatları gerildi. “Bu konu kapandı Meyra, çıkmıyorsun dışarı!” “Kimsin sen ki bana engel oluyorsun, dışarı çıkmak istiyorum diyorum sana!” “O sesinin ayarına dikkat et, çıkmıyorsun.” Son sözü söyleyip kapıyı büyük gürültüyle kapatınca bir anda ilkindim. Buradan gitmem lazım, düşün Meyra sen Karan’ın kafesinden bile çıktın, burası senin için çok kolay. Kapıyı açıp sessizce aşağıya inmeye başladım, mutfağa girip dolaptan bir bardak su alıp tekrardan dolabın kapağını kapattım, arkamı dönmemle Araf’la burun buruna gelince elimdeki bardak sertçe yere düşüp parçalara ayrılmıştı. “İyi misin?” “Korkuttun beni.” “Kusura bakma, uzun zaman sonra odadan dışarı çıkınca bir şey oldu zannettim.” “Oldu zaten.” “Neyin var?” “Dışarı çıkmak istiyorum sadece nefes almak, bu kadar.” Gözlerimdeki timsah gözyaşlarını serbest bıraktım. Beni gözyaşları içinde gören Araf yavaşça kafasını geri atıp alnını eliyle ovdu. “Tamam çık dışarı.” “Gerçekten mi?” “Evet, yalnız yanında korumalar olacak, seni yalnız göndermem.” Korumalar sıkıntı olsa da yine de evden çıkmak için çok iyi bir fırsattı... “Tamam üstüme bir şeyler alıp hemen iniyorum aşağıya...” Tam ayağımı ileri atacakken beni bir anda geri itmesiyle sırtım dolaba çarpmıştı. Ağzımdan bir inleme çıkmasıyla canımın acıdığını anlamıştı. Gözlerinin içine bakınca neden sebepsizce bu ruh hali değişmişti, acaba kaçmak istediğimi anlamış mıydı? Korkuyla gözlerini bakarken dolgun dudaklarıyla konuşmaya başladı. “Dikkatli ol, az kalsın ayağını kesecektin.” Gözlerimi yere indirince düşen bardağın parçalarını gördüm, doğru diyordu, az kalsın ayağımı kesip tüm planım yalan olacaktı.   “Ben unutmuşum.” “Neyse ne, geç şöyle ayağına dikkat et.” Sessizce kafamı sallayıp yol verdiği alandan geçip mutfağın çıkışına doğru ilerledim. Mutfaktan çıkıp merdivenlerden hızlıca çıkıp odama geçtim. Hızlıca Araf’ın bıraktırdığı montu ve ayakkabıları giyip banyoya geçtim, banyoda bulduğum deodorantı montumun iç kısmına koyup aşağıya hızlı bir şekilde geri döndüm. Araf beni süzdükten sonra dış kapıya doğru yürüdüm. Bir anda Araf’ın keskin sesini duyunca bedenim buz kesti. “Sakın yanlış bir şey yapıp benim güvenimi boşa çıkarma, Meyra.” Derin bir nefes alıp hızlıca kapıyı açıp dışarı çıktım, keskin havayı solumak bile benim nefes almamı sağlayamamıştı. Yanıma doğru uzun iri yarı bir adam gelmişti. Bana çıkış kapısına doğru yol göstermişti. Önden ilerleyerek evin bahçesine doğru çıkmaya başladım, hızlı adımlarla kapının dışına çıkınca arkamdaki iri yarı adama doğru dönüp montumun içindeki deodorantı bir anda adamın yüzüne sıktım, deodorantı sıkmamla adam can havliyle yere düşüp gözlerini açmaya çalışıyordu. Hızla koşmaya başlayınca diğer iri yarı adamın sesini duydum. “Kız kaçıyor, koşun.” Arkama bakmamla 10 kişilik bir grup arkamdan koştuğunu gördüm. “Meyra.” Bir anda Araf’ın sesini duyunca korkudan kalbim duracak gibi oldu, tüm gücümle koşmaya devam ettim. Caddenin üst yolunu 6 tane siyah araba bir anda kesti, arabanın içinden siyah takım elbiseli adamlar çıkmıştı. Geriye gitmek için bir atak yapacakken Araf ve adamları bana doğru gelince o yolu kesen arabalar Araf’ın adamları olmadığını anladım. Ortada kalmıştım bütün çıkışlarım kapanmıştı. Araf ve adamları tam önümde duruyordu. “Meyra, buraya gel!” Olumsuz bir biçimde kafamı sağlayınca Araf’ın sesini daha çok gür bir biçimde yükseltip, “Hemen BURAYA geliyorsun!” dedi. Araf’ın sesiyle vücudum titremeye başlamıştı, tam yukarı doğru kaçacakken takım elbiseli adamlar önümü kesmişlerdi. Araf’ın sesini tekrardan duydum. “Siz kimsiniz lan! Uzak durun o kızdan, Meyra buraya gel, şu an benden başka kimsen yok anlamıyor musun, gel buraya...” Ben onun gözlerini gözlerime sabitlemişken duyduğum sesle bedenim kaskatı kesilmişti. “Ben varken karımın kimseye ihtiyacı yok!” Beynimde sanki şimşekler çakıyordu; o burada olamaz, bilinç altımın bana bir oyunuydu yine, Gözlerimi kapatıp tekrardan açtım, sırtımı yavaşça sesin geldiği yere doğru çevirdim. O siyah gözler ve kendinden emin bir tavırla tam karşımda duruyordu. “Kafesine dönme vakti minik serçe!” ÇIPLAKLIK   Tüm heybetiyle Karan Poyrazoğlu karşımda duruyordu, kanlı canlı bir biçimde. Ölmemişti, ben onu öldürmemiştim; ben katil olmamıştım, hep o korktuğum karanlığa düşmemiştim. Masumdum temizdim ben, meraydım... “Gel hadi.” Karan’ın tekrardan gür sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp Karan’la göz göze geldim, istemsiz bir biçimde gözyaşlarım akıyordu. "Meyra gel, bir daha tekrar etmeyeceğim.” Karan elini uzatıp beni yanına çağırıyordu ödün vermediği otoriter sesiyle, "Meyra hiçbir yere gelmiyor!” dedi. Araf’ın sesiyle Karan’ın bedeni kaskatı kesilmişti. “Sen kimsin bunun kararını veriyorsun!” “O seninle gelmeyecek, bunun kararını Meyra zaten senin yanından kaçarak verdi!” Araf’ın sesi sert bir o kadar da kışkırtıcıydı, benden o kadar emindi ki bu kadar rahat olması ondandı sebebi benim yaralarımı görmüş olmasıydı. Bu fiziksel bir yara değildi. Bu tamamen ruhsal bir yaraydı, o da bu yaranın ne kadar derin olduğunu biliyordu. Ve Karan’ın elini tutmayıp ona gitmeyeceğimi bildiği için Karan’a gözleriyle meydan okuyordu, o aslında benim onu içimi açmamı kullanıyordu. Araf’ın adımları bana doğru yaklaşınca Karan belindeki silahı çıkarıp Araf’a doğru doğrulttu. “Siktiğim bacaklarını hemen geriye it...” Araf’ın arkasındaki adamlar da Karan’a silah çekince kıskaçta kalmıştım. Araf’a doğru dönüp ona doğru yürümeye başlayınca Araf’ın yüzünde beklemediğim bir şeytani bir gülümseme oldu. Karan’a karşı ben kazandım gülümsemesiydi bu. “Biliyordum o adama geri dönmeyeceğini, hadi Meyra evimize giderim.” Elini bana uzatınca elini hiç düşünmeden sert bir biçimde iteledim. Bu yaptığım tavırdan sonra yüzündeki gülümseme soldu, yüzü kaskatı kesilmişti, gözlerimi gözlerine sabitleyip, “Bilmediğim bir okyanusta yüzeceğime bildiğim bir denizde boğulurum daha iyi.” dedim. Araf’ın bedeni şoka girmiş gibiydi, gözlerime sorgular gibi bakıyordu. “Git evine, benim olmam gereken yer deniz.” “Saçma sapan konuşma Meyra, bu adama nasıl dönersin? Bak korkma, bu sana bir bok yapamaz.” “Ben ondan değil, senden korkuyorum!” “Ben sana zarar vermem. Ama o senin hem ruhuna hem de bedenine zarar veriyor, vücudundaki morluklar bile daha geç...” “Sözünü sakın tamamlama piç kurusu, o kadın benim duydun mu! Her şeyi; ruhu, bedeni benim, benim sorumluluğumda...” Gözlerimi Araf’tan çekip Karan’a doğru yürümeye başladım. “Hadi gidiyoruz Meyra.” "İzin vermem, sana insan gibi davranmıyor bile!” Araf’ın hırlar gibi çıkan sesiyle Karan’ın ürkütücü bakışlarının arasında kalmıştım. “O beni hiçbir zaman kullanmadı ya da bir silah yerine koymadı.” Araf afallamış gibi yüzüme bakınca onun ve arkadaşının konuşmalarını duyduğumu anlamıştı. Tekrardan Karan’a doğru dönünce elimi tutup beni arkasına doğru çekti. “Bundan sonra senin muhatabın benim, bir daha karımla konuşmayacaksın, göz göze gelmeyeceksin, ha olur da göz göze gelirsen o gözlerini yerinden çıkartırım. Unutma ben Anka kuşu gibiyim, kaç kez küllerimden doğduğumu, o ateşlerde yaktığımı bilirsin.” Karan sözlerini bitir bitirmez beni kolumdan tutup çekti, arabaya doğru beraber yürüdük. Araf hâlâ donmuş bir şekilde bize bakıyordu. Açılan kapıyla arabanın içine geçtim. Karan da yanıma oturduğunda huzursuzca kıpırdanmaya başladım, derin derin aldığı nefesleri duyabiliyordum. Öfkesi keskindi, yakmadan bırakmazdı. Arabada ölüm sessizliği vardı, sadece Karan’ın derin nefesleri duyuluyordu, ben ise bu sessizliğin bana getirecek yarayı almak için bekliyordum, korkmuyordum artık uyuşmuştum. Uzun sessizlikten sonra Karan’ın sesiyle ikildim. "İn.” Yavaşça arabadan inip eve doğru baktım, burası Karan’ın evi değildi sanki beni duymuş gibi bana dönüp, “Burası yeni evimiz artık burada yaşayacağız güvenlik açısından daha güçlü bir ev.” dedi. “Yeni kafesim yani.” Karan’ın bir an bana dönüp bakmasıyla kalakalmıştım, o kadar da kısık söylemiştim oysaki. "İçeri.” Emrine itaat edip onun ayak izlerini takip edip evin içine doğru girdik, eve girer girmez evi incelemeye başladım. Neden bu kadar büyük evler tercih ediliyor ki, küçük bir evde yaşamak nasıl bir duygu acaba, hep bunu merak etmiştim, kendime ait küçük bir ev ama ne yazık ki bir hayaldi. Uzun koridorlu bir merdivenden çıktık. Karan’ın ayak sesi yankılanıyordu. Bu da beni içten içe korkutuyordu, onun sessizliği hiç hayrı alamet değildi. Merdivenlerden çıktıktan sonra büyük bir kapının önünde durduk, yavaşça cebinde çıkardığı anahtarla kapıyı açıp benim geçmem için eliyle işaret etti. İçeri geçince beyaz bir odayla karşı karşıya gelince şaşırdım, genellikle Karan’ın kaldığı odalar ya da tercihleri siyah ya da lacivert tonlarda olurdu. “Bizim odamız.” Karan’ın sesiyle bir anda düşüncelerimden uyandım. “Bi-zim mi?” “Evet Meyra bizim odamız, sen ve ben bu odada kalacağız.” Baskıcı bir tonla konuşması bu konunun tartışmaya kapalı olduğunu gösteriyordu. Zaten herhangi bir direniş de göstermeyecektim artık, ne olursa olsun hep bu adamdan kaçıp yine bu adama sığınıyordum. Kafamı sallayıp sessizce odaya girdim, etrafı incelemeye başladım, beyaz büyük bir yatak vardı. Sade ve az eşyalı bir odaydı hemen ileride kütüphane gibi küçük bir yer vardı. Büyük ihtimal Karan benim için yaptırmıştı. Ama neden bana karşı bu kadar iyiydi, ben onu öldürmek istemiştim, onun can düşmanına sığınmıştım ama o şu an bunları unutmuş gibi yapıyordu ve benim tanıdığım Karan bunun acısını çıkarması lazımdı hatta bir silahla beni öldürmesi lazımdı. “Gir duş al, temiz bir şeyler giyin, yemek hazırlanıyor.” "Karnım aç değil, yemek istemiyorum.” “Sana aç olup olmadığını sormadım, o masaya inilecek, 7’de aşağıda ol.” Ve hoş geldin Karan, biz de seni bekliyorduk. Gözlerimi ister istemez devirdim. Karan bir anda kaşlarını çatıp, “Bir daha bana göz devirirsen o güzel popunun üstüne oturamazsın ona göre.” dedi. Gözlerimi bir andan açıp söylediği lafla şoka girdim, ellerimi olumsuz bir biçimde ona doğru sallayınca dudaklarını çarpık bir gülümse aldı. “Aferin minik serçe şimdi banyoya gir, şu üstündeki kıyafetleri çöpe at. O it adamın evinden hiçbir şey bu eve giremez.” Sessizce baş sallayıp ilerde gösterdiği kapıya doğru yürüdüm. Kapının kapanmasıyla Karan’ın çıktığını anladım, banyoya girip, küveti doldurup kıyafetlerimi çıkardım ve içine girdim. Ellerimde hâlâ kesikler olduğu için dolapta bulduğum eldivenleri geçirdim. Bedenimin gevşemesiyle küvete biraz daha yaslandım, elime aldığım şampuanla saçlarımı yıkayıp hızla duruladım, küvetin yanındaki havluyu vücuduma sardım. Saate bakmamla 7 olduğunu görünce hızla banyodan çıkmak için kapıyı açtım, kafamı sert bir bedene vurdum. Başımı hafiften kaldırınca Karan’ın kara gözleriyle karşı karşıya geldim, bir adım geri attım. "2 saattir banyoda mısın?” “Şe-y ee-vet.” "7’de aşağıda olmanı istemiştim.” “Saatin 7 olduğunu sonra anladım, biraz fazla zaman geçirmişim.” Karan’ın gözleri önce beni baştan aşağı süzüp, “Git üstünü giyin aşağıda bekliyorum.” dedi. “Şey kı-ya-fet.” "İlerdeki odada ihtiyacın olan her şeyi bulabilirsin.” Sessizce kafa sallayıp illerdeki odaya doğru yürürken Karan bir anda kolumda tuttu, sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ona doğru döndüm. “O adamın verdiği kıyafetleri çöpe attın mı Meyra?” “Ev-e-vet.” “Aferin.” Kolumu bırakınca hızlı bir şekilde odaya girdim. Üstümü giyip saçımı tepeden toplayıp zaman kaybetmeden odadan çıkıp aşağıya yemek bölüme geçtim. Karan beni masada bekliyordu, yanındaki sandalyeyi çekip oturdum, evlendiğimizden bu yana ilk kez Karan ile baş başa yemek yiyecektim. “Ye Meyra, yemekle bakışmayı kes!” Karan’ın kararlı sesini duyunca elime aldığım kaşıkla çorbadan yemeye başladım. Kendimi zorlamamla bir kase çorbayı zorla bitirmiştim. Kasemi önümden alan yardımcı yemek önüme koyunca midem bulanmaya başlamıştı. “Ye Meyra, sürekli seni yemek için ikaz mı etmem lazım?”   "Midem bulanıyor.” “Bulanır, adam akıllı bir şey yemediğin için.” Derin derin nefes alıp gözlerini kapatıp bir şeyler homurdandı. Yemek odanın kapısı açılıp içeriye Okan girdi, benimle göz teması kurmadan Karan’ın kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Karan’ın bedeni söylediği şey yüzünden gelirdi. “Depoya alın.” Okan sessizce kafa sallayıp yine bana bakmadan dışarı çıktı. Onun çıkmasından sonra Karan tabağında birkaç şey yiyip masadan kalktı. "Önündeki yemeğe işkence etmen bittiyse yukarı çık ve uyu, ben geç geleceğim.” Nereye gittiğini sorsam alacağım cevap sert olacaktı biliyorum ama yine de merakıma yenik düşüp, “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordum. Kapıya yaklaşan Karan bir anda bana dönüp kara gözleriyle beni baştan aşağı süzdü, gelecek sert tepkiye kendimi hazırladım. “Depoya gideceğim, sen uyu Meyra.” Bana hesap vermişti, suratına bakakalmıştım, Karan’dan sert bir tepki beklerken o bana hesap vermişti, bu adamın başına bir şey mi düştü? "Çık yukarı ve uyu Meyra bir daha tekrarlamayacağım.” “Tamam.” Arkamı dönmeden hemen merdivenlerden koşar adımlarla yukarı çıkıp odaya geçtim. Kafam aşırı derece karışıktı, bana neden böyle davranıyordu anlam veremiyordum. Giyinme odasına gidip elime aldığım bir geceliği üstüme geçirdim, yatağa girip gözlerimi kapatıp derin bir uykuya daldım. Burnuma gelen ağır duman kokusuyla uyuduğum derin uykudan gözlerimi açmaya çalıştım, gözlerimi aralamamla karşımdaki koltukta elinde sigarayla oturan Karan’ı gördüm, demek gelmişti. Beni keskin gözlerle izliyordu. Yataktan yavaştan doğrulmamla Karan’ı daha net gördüm. "İyi misin?” Boğazımın kuruması nedeniyle sesim pürüzlü çıkmıştı. “Bir şey mi oldu?” 1 dakika kadar cevap vermesi bekledim, vermeyeceğini anladığımda yataktan çıkıp ayaklarımı yere bastım. "İyi misin?” Cevap vermiyor sadece yüzüme bakıyordu, sigarasını söndürüp oturduğu yerden doğruldu; zarf içinden çıkardığı, fotoğraf olduğunu düşündüğüm şeyleri eline alıp yanıma doğru geldi. Tam karşımda duruyordu, elindeki fotoğrafları alıp yüzüme doğru atınca şoka girmiş gibi Karan’ın attığı fotoğraflara bakıyordum. Ben yarı çıplak bir biçimde yatakta sere serpe yatıyordum, bu ben olamazdım. Ve Karan’ın o sert sesini duydum. “O piç sana dokundu mu Meyra?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD