Çıplaklık

1470 Words
Tüm heybetiyle Karan Poyrazoğlu karşımda duruyordu, kanlı canlı bir biçimde. Ölmemişti, ben onu öldürmemiştim; ben katil olmamıştım, hep o korktuğum karanlığa düşmemiştim. Masumdum temizdim ben, meraydım... “Gel hadi.” Karan’ın tekrardan gür sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp Karan’la göz göze geldim, istemsiz bir biçimde gözyaşlarım akıyordu. "Meyra gel, bir daha tekrar etmeyeceğim.” Karan elini uzatıp beni yanına çağırıyordu ödün vermediği otoriter sesiyle, "Meyra hiçbir yere gelmiyor!” dedi. Araf’ın sesiyle Karan’ın bedeni kaskatı kesilmişti. “Sen kimsin bunun kararını veriyorsun!” “O seninle gelmeyecek, bunun kararını Meyra zaten senin yanından kaçarak verdi!” Araf’ın sesi sert bir o kadar da kışkırtıcıydı, benden o kadar emindi ki bu kadar rahat olması ondandı sebebi benim yaralarımı görmüş olmasıydı. Bu fiziksel bir yara değildi. Bu tamamen ruhsal bir yaraydı, o da bu yaranın ne kadar derin olduğunu biliyordu. Ve Karan’ın elini tutmayıp ona gitmeyeceğimi bildiği için Karan’a gözleriyle meydan okuyordu, o aslında benim onu içimi açmamı kullanıyordu. Araf’ın adımları bana doğru yaklaşınca Karan belindeki silahı çıkarıp Araf’a doğru doğrulttu. “Siktiğim bacaklarını hemen geriye it...” Araf’ın arkasındaki adamlar da Karan’a silah çekince kıskaçta kalmıştım. Araf’a doğru dönüp ona doğru yürümeye başlayınca Araf’ın yüzünde beklemediğim bir şeytani bir gülümseme oldu. Karan’a karşı ben kazandım gülümsemesiydi bu. “Biliyordum o adama geri dönmeyeceğini, hadi Meyra evimize giderim.” Elini bana uzatınca elini hiç düşünmeden sert bir biçimde iteledim. Bu yaptığım tavırdan sonra yüzündeki gülümseme soldu, yüzü kaskatı kesilmişti, gözlerimi gözlerine sabitleyip, “Bilmediğim bir okyanusta yüzeceğime bildiğim bir denizde boğulurum daha iyi.” dedim. Araf’ın bedeni şoka girmiş gibiydi, gözlerime sorgular gibi bakıyordu. “Git evine, benim olmam gereken yer deniz.” “Saçma sapan konuşma Meyra, bu adama nasıl dönersin? Bak korkma, bu sana bir bok yapamaz.” “Ben ondan değil, senden korkuyorum!” “Ben sana zarar vermem. Ama o senin hem ruhuna hem de bedenine zarar veriyor, vücudundaki morluklar bile daha geç...” “Sözünü sakın tamamlama piç kurusu, o kadın benim duydun mu! Her şeyi; ruhu, bedeni benim, benim sorumluluğumda...” Gözlerimi Araf’tan çekip Karan’a doğru yürümeye başladım. “Hadi gidiyoruz Meyra.” "İzin vermem, sana insan gibi davranmıyor bile!” Araf’ın hırlar gibi çıkan sesiyle Karan’ın ürkütücü bakışlarının arasında kalmıştım. “O beni hiçbir zaman kullanmadı ya da bir silah yerine koymadı.” Araf afallamış gibi yüzüme bakınca onun ve arkadaşının konuşmalarını duyduğumu anlamıştı. Tekrardan Karan’a doğru dönünce elimi tutup beni arkasına doğru çekti. “Bundan sonra senin muhatabın benim, bir daha karımla konuşmayacaksın, göz göze gelmeyeceksin, ha olur da göz göze gelirsen o gözlerini yerinden çıkartırım. Unutma ben Anka kuşu gibiyim, kaç kez küllerimden doğduğumu, o ateşlerde yaktığımı bilirsin.” Karan sözlerini bitir bitirmez beni kolumdan tutup çekti, arabaya doğru beraber yürüdük. Araf hâlâ donmuş bir şekilde bize bakıyordu. Açılan kapıyla arabanın içine geçtim. Karan da yanıma oturduğunda huzursuzca kıpırdanmaya başladım, derin derin aldığı nefesleri duyabiliyordum. Öfkesi keskindi, yakmadan bırakmazdı. Arabada ölüm sessizliği vardı, sadece Karan’ın derin nefesleri duyuluyordu, ben ise bu sessizliğin bana getirecek yarayı almak için bekliyordum, korkmuyordum artık uyuşmuştum. Uzun sessizlikten sonra Karan’ın sesiyle ikildim. "İn.” Yavaşça arabadan inip eve doğru baktım, burası Karan’ın evi değildi sanki beni duymuş gibi bana dönüp, “Burası yeni evimiz artık burada yaşayacağız güvenlik açısından daha güçlü bir ev.” dedi. “Yeni kafesim yani.” Karan’ın bir an bana dönüp bakmasıyla kalakalmıştım, o kadar da kısık söylemiştim oysaki. "İçeri.” Emrine itaat edip onun ayak izlerini takip edip evin içine doğru girdik, eve girer girmez evi incelemeye başladım. Neden bu kadar büyük evler tercih ediliyor ki, küçük bir evde yaşamak nasıl bir duygu acaba, hep bunu merak etmiştim, kendime ait küçük bir ev ama ne yazık ki bir hayaldi. Uzun koridorlu bir merdivenden çıktık. Karan’ın ayak sesi yankılanıyordu. Bu da beni içten içe korkutuyordu, onun sessizliği hiç hayrı alamet değildi. Merdivenlerden çıktıktan sonra büyük bir kapının önünde durduk, yavaşça cebinde çıkardığı anahtarla kapıyı açıp benim geçmem için eliyle işaret etti. İçeri geçince beyaz bir odayla karşı karşıya gelince şaşırdım, genellikle Karan’ın kaldığı odalar ya da tercihleri siyah ya da lacivert tonlarda olurdu. “Bizim odamız.” Karan’ın sesiyle bir anda düşüncelerimden uyandım. “Bi-zim mi?” “Evet Meyra bizim odamız, sen ve ben bu odada kalacağız.” Baskıcı bir tonla konuşması bu konunun tartışmaya kapalı olduğunu gösteriyordu. Zaten herhangi bir direniş de göstermeyecektim artık, ne olursa olsun hep bu adamdan kaçıp yine bu adama sığınıyordum. Kafamı sallayıp sessizce odaya girdim, etrafı incelemeye başladım, beyaz büyük bir yatak vardı. Sade ve az eşyalı bir odaydı hemen ileride kütüphane gibi küçük bir yer vardı. Büyük ihtimal Karan benim için yaptırmıştı. Ama neden bana karşı bu kadar iyiydi, ben onu öldürmek istemiştim, onun can düşmanına sığınmıştım ama o şu an bunları unutmuş gibi yapıyordu ve benim tanıdığım Karan bunun acısını çıkarması lazımdı hatta bir silahla beni öldürmesi lazımdı. “Gir duş al, temiz bir şeyler giyin, yemek hazırlanıyor.” "Karnım aç değil, yemek istemiyorum.” “Sana aç olup olmadığını sormadım, o masaya inilecek, 7’de aşağıda ol.” Ve hoş geldin Karan, biz de seni bekliyorduk. Gözlerimi ister istemez devirdim. Karan bir anda kaşlarını çatıp, “Bir daha bana göz devirirsen o güzel popunun üstüne oturamazsın ona göre.” dedi. Gözlerimi bir andan açıp söylediği lafla şoka girdim, ellerimi olumsuz bir biçimde ona doğru sallayınca dudaklarını çarpık bir gülümse aldı. “Aferin minik serçe şimdi banyoya gir, şu üstündeki kıyafetleri çöpe at. O it adamın evinden hiçbir şey bu eve giremez.” Sessizce baş sallayıp ilerde gösterdiği kapıya doğru yürüdüm. Kapının kapanmasıyla Karan’ın çıktığını anladım, banyoya girip, küveti doldurup kıyafetlerimi çıkardım ve içine girdim. Ellerimde hâlâ kesikler olduğu için dolapta bulduğum eldivenleri geçirdim. Bedenimin gevşemesiyle küvete biraz daha yaslandım, elime aldığım şampuanla saçlarımı yıkayıp hızla duruladım, küvetin yanındaki havluyu vücuduma sardım. Saate bakmamla 7 olduğunu görünce hızla banyodan çıkmak için kapıyı açtım, kafamı sert bir bedene vurdum. Başımı hafiften kaldırınca Karan’ın kara gözleriyle karşı karşıya geldim, bir adım geri attım. "2 saattir banyoda mısın?” “Şe-y ee-vet.” "7’de aşağıda olmanı istemiştim.” “Saatin 7 olduğunu sonra anladım, biraz fazla zaman geçirmişim.” Karan’ın gözleri önce beni baştan aşağı süzüp, “Git üstünü giyin aşağıda bekliyorum.” dedi. “Şey kı-ya-fet.” "İlerdeki odada ihtiyacın olan her şeyi bulabilirsin.” Sessizce kafa sallayıp illerdeki odaya doğru yürürken Karan bir anda kolumda tuttu, sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ona doğru döndüm. “O adamın verdiği kıyafetleri çöpe attın mı Meyra?” “Ev-e-vet.” “Aferin.” Kolumu bırakınca hızlı bir şekilde odaya girdim. Üstümü giyip saçımı tepeden toplayıp zaman kaybetmeden odadan çıkıp aşağıya yemek bölüme geçtim. Karan beni masada bekliyordu, yanındaki sandalyeyi çekip oturdum, evlendiğimizden bu yana ilk kez Karan ile baş başa yemek yiyecektim. “Ye Meyra, yemekle bakışmayı kes!” Karan’ın kararlı sesini duyunca elime aldığım kaşıkla çorbadan yemeye başladım. Kendimi zorlamamla bir kase çorbayı zorla bitirmiştim. Kasemi önümden alan yardımcı yemek önüme koyunca midem bulanmaya başlamıştı. “Ye Meyra, sürekli seni yemek için ikaz mı etmem lazım?” "Midem bulanıyor.” “Bulanır, adam akıllı bir şey yemediğin için.” Derin derin nefes alıp gözlerini kapatıp bir şeyler homurdandı. Yemek odanın kapısı açılıp içeriye Okan girdi, benimle göz teması kurmadan Karan’ın kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Karan’ın bedeni söylediği şey yüzünden gelirdi. “Depoya alın.” Okan sessizce kafa sallayıp yine bana bakmadan dışarı çıktı. Onun çıkmasından sonra Karan tabağında birkaç şey yiyip masadan kalktı. "Önündeki yemeğe işkence etmen bittiyse yukarı çık ve uyu, ben geç geleceğim.” Nereye gittiğini sorsam alacağım cevap sert olacaktı biliyorum ama yine de merakıma yenik düşüp, “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordum. Kapıya yaklaşan Karan bir anda bana dönüp kara gözleriyle beni baştan aşağı süzdü, gelecek sert tepkiye kendimi hazırladım. “Depoya gideceğim, sen uyu Meyra.” Bana hesap vermişti, suratına bakakalmıştım, Karan’dan sert bir tepki beklerken o bana hesap vermişti, bu adamın başına bir şey mi düştü? "Çık yukarı ve uyu Meyra bir daha tekrarlamayacağım.” “Tamam.” Arkamı dönmeden hemen merdivenlerden koşar adımlarla yukarı çıkıp odaya geçtim. Kafam aşırı derece karışıktı, bana neden böyle davranıyordu anlam veremiyordum. Giyinme odasına gidip elime aldığım bir geceliği üstüme geçirdim, yatağa girip gözlerimi kapatıp derin bir uykuya daldım. Burnuma gelen ağır duman kokusuyla uyuduğum derin uykudan gözlerimi açmaya çalıştım, gözlerimi aralamamla karşımdaki koltukta elinde sigarayla oturan Karan’ı gördüm, demek gelmişti. Beni keskin gözlerle izliyordu. Yataktan yavaştan doğrulmamla Karan’ı daha net gördüm. "İyi misin?” Boğazımın kuruması nedeniyle sesim pürüzlü çıkmıştı. “Bir şey mi oldu?” 1 dakika kadar cevap vermesi bekledim, vermeyeceğini anladığımda yataktan çıkıp ayaklarımı yere bastım. "İyi misin?” Cevap vermiyor sadece yüzüme bakıyordu, sigarasını söndürüp oturduğu yerden doğruldu; zarf içinden çıkardığı, fotoğraf olduğunu düşündüğüm şeyleri eline alıp yanıma doğru geldi. Tam karşımda duruyordu, elindeki fotoğrafları alıp yüzüme doğru atınca şoka girmiş gibi Karan’ın attığı fotoğraflara bakıyordum. Ben yarı çıplak bir biçimde yatakta sere serpe yatıyordum, bu ben olamazdım. Ve Karan’ın o sert sesini duydum. “O piç sana dokundu mu Meyra?”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD