Gece yarısını geçmişti. Kayalar Köyü derin bir uykudaydı, sadece dağ rüzgârı taş duvarlar arasında dolaşıyordu. Arin yatağında dönüp duruyordu. O akşamüstü avluda Adar’la bakışıp gülümsedikleri an hâlâ içini yakıyordu. O gülümseme o kadar samimi, o kadar sadece onlara aitti ki uyuyamıyordu. Kalktı, ince bir şal aldı omuzlarına, sessizce odadan çıktı.
Avlunun köşesindeki eski duvarın dibine gitti. Orası iki evin tam sınırındaydı. Taşlar soğuktu ama Arin’in bedeni yanıyordu. Duvara yaslandı, gözleri karşı avluya çevrildi. Adar’ın odasının ışığı hâlâ yanıyordu.
Adar da uyuyamamıştı. Pencereden Arin’in gittiği yöne bakıyordu. Kalbi hızlı atıyordu. O akşamüstü Arin’in gülümsemesi hâlâ dudaklarındaydı. Sessizce avluya indi. Ayakları taşlara değmeden, duvarın öbür tarafına yaklaştı.
İkisi de aynı anda duvarın iki yanına geldiler. Aralarında sadece bir taş duvar vardı. Arin duvarın üstünden hafifçe uzandı. Adar da aynı şeyi yaptı. Yüzleri birbirine çok yakındı. Nefesleri karışıyordu.
Arin fısıltıyla, sesi titreyerek:
“Adar… buradasın.”
Adar’ın gözleri Arin’in ela gözlerinde kayboldu. Elini yavaşça kaldırdı, duvarın üzerinden Arin’in parmak uçlarına dokundu. İlk defa gerçekten dokunuyorlardı. O dokunuş elektrik gibiydi. Arin’in parmakları Adar’ın parmaklarına kenetlendi. Sıcak, samimi, yıllardır beklenen bir dokunuş.
“Arin…” diye fısıldadı Adar, sesi boğuk ve dolu. “Senin gülümsemen… bugün avluda… içimi eritti. Seni böyle yakın hissetmek… yirmi yıldır hayal ettiğim şey bu.”
Arin’in gözleri nemlendi ama gülümsedi yine. Bu sefer daha cesur, daha sıcak bir gülümseme.
“Ben de… Adar. Senin bakışın, o tokayı cebinde taşıdığını söylemen… beni yakıyor. Seninim. Sadece seninim.”
Parmakları birbirine daha sıkı kenetlendi. Adar diğer elini uzattı, Arin’in kızıl saçlarının bir tutamını yavaşça okşadı. Arin titredi. Başını hafifçe Adar’ın eline yasladı. O an o kadar samimiydi ki ikisi de dünyanın durduğunu hissetti. Ne töre, ne aile, ne köy… sadece onlar ve o sıcak dokunuş vardı.
Arin fısıltıyla devam etti:
“Korkuyorum… ama sensiz daha çok korkuyorum.”
Adar alnını duvarın üstünden Arin’in alnına dayadı. Nefesleri birbirine değiyordu.
“Ben de korkuyorum Arin. Ama bu ateş… bizi birbirimize bağlıyor. Seni bırakmam.”
Töre ve Aile Gölgesi
Uzaktan, Kızılhan evinden hafif bir kapı sesi geldi. Mehmet uyanmış olabilirdi. Arin irkildi. Parmaklarını Adar’ın parmaklarından yavaşça çekti ama gözlerini çekmedi.
“Gitmeliyim…” diye fısıldadı üzgünce.
Adar da geri çekildi ama eli hâlâ Arin’in saç tutamındaydı.
“Yarın yine burada… bekle beni.”
Arin başını salladı. Son bir samimi bakışla ayrıldılar. Arin eve doğru koşar adım gitti. Adar duvarın dibinde kaldı, parmaklarında Arin’in sıcaklığını hâlâ hissediyordu.
İkisi de biliyordu: Bu dokunuş yetmiyordu artık.
Ama köyün gözü hâlâ üstlerindeydi.