İki ay geçmişti düğünden beri. Arin o sabah dağ yoluna çıkan patikada yürüyordu. Adar yanında sessizce adım atıyordu. Rüzgâr kızıl saçlarını savuruyor, Arin’in bilezikleri hafifçe şıngırdıyordu. İkisi de konuşmuyordu ama elleri arada bir birbirine değiyordu. Adar arada bir Arin’in beline dokunuyor, sanki “Buradayım” diyordu. “Burası hep bizim yerimizdi,” dedi Arin yumuşak bir sesle. “İlk sarıldığımız yol… Şimdi de buradayız.” Adar durdu, Arin’i kendine çekti. Alnını alnına dayadı. “Burası hâlâ bizim. Ne köy ne Nine ne de Ferit değiştiremez. Sen varsan yeter Arin.” Tam o sırada patikanın biraz ilerisinden bir gölge kaydı. Kerim’di. Değirmenin bekçisi, Ferit’in en sessiz casusu. Uzun boyu ve sessiz adımlarıyla ağaçların arasında kayboldu. Cebinden küçük defterini çıkardı, hızlıca birkaç

