🖤

485 Words
Sabah erkenden köy uyanmıştı ama hava yine ağırdı. Adar avluda tek başına volta atıyordu. Elini cebine soktu, parmakları o eski kırık tokaya değdi. Arin’in çocukken düşürdüğü şey… Yirmi yıldır cebinde taşıyordu. Kalbi hâlâ dün geceki pencere bakışıyla çarpıyordu. “Ulan,” diye iç geçirdi kendi kendine. “Bir bakış yetti, içim yine yandı.” Kızılhanların avlusunda Arin çamaşır asıyordu. Rüzgâr kızıl saçlarını savuruyordu. Zeynep kapı eşiğinde oturmuş ablasını izliyordu ama Arin’in aklı tamamen Adar’daydı. Dün geceki o samimi bakış, Adar’ın elinin yavaşça aşağı kayışı, kendi boynunu okşaması… Hâlâ teninde dolaşıyordu. Tam o sırada Adar köy yolundan iniyordu. Arin de karşıdan geliyordu, elinde boş sepet. İkisi de aynı anda durdu. Aralarında sadece üç-dört adım vardı. Arin’in kızıl teli rüzgârla Adar’ın yüzüne değdi. Adar’ın kalbi tekledi. Cebindeki tokayı daha sıkı kavradı. Göz göze geldiler. Adar boğazını temizledi. Sesi yumuşak, sıcak ve samimiydi: “Arin… iyi misin?” Arin yutkundu. Ela gözleri Adar’ın gözlerine kenetlendi. Dudakları hafif aralandı. “İyiyim… ama dün gece… o bakışın hâlâ içimde Adar.” Adar bir adım attı. Bu sefer durmadı. Sesinde yılların birikmiş sıcaklığı vardı: “Ben de… Arin. Senin o ela gözlerin, o kızıl saçların, o bilezik şıngırtısı… yirmi yıldır içimde. Seni ailelerden önce tanıdım ben. O tokayı hâlâ cebimde taşıyorum.” Arin’in kalbi duracak gibi oldu. O tokayı hatırladı. Gülümsedi. Sessiz, yasak ama çok samimi bir gülümseme. “Adar… ben de seni unutamıyorum. O sıcaklık… o bakış… beni yakıyor. Ama babam…” Sustular. Rüzgâr ikisinin arasında dolaşıyordu. Arin’in bilezikleri hafifçe şıngırdadı. Adar’ın boğazı kurudu. Bir adım daha attı. Eli istemeden Arin’in bileğine yaklaştı. Dokunmadı ama parmakları titredi. Arin’in nefesi kesildi. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Bir an ikisi de aynı şeyi hissetti: dokunsalar her şey bitecekti. Arin fısıltıyla: “Adar… bir daha böyle bakma bana. Dayanamıyorum.” Adar’ın gözleri karardı. Samimi, derin bir ateşle: “Ben de dayanamıyorum Arin. Seninim… yirmi yıldır seninim.” Töre ve Aile Gölgesi Tam o anda Mehmet Kızılhan’ın sesi yükseldi: “Arin! Sepet doldu mu? Hemen eve dön!” Arin irkildi. Adar hemen geri çekildi. Mehmet uzaktan görmüştü ama seslerini duymamıştı. Yine de öfkesi yüzünden okunuyordu. Arin son kez Adar’a baktı. Bakışında hem özlem hem korku hem de Adar’a özel o tarifsiz sıcaklık vardı. Sonra hızlıca uzaklaştı. Adar çeşmenin taşına yaslandı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Pantolonunun içinde hâlâ zonkladığını hissetti. Elini indirdi, kendini tutamadı. “Arin…” diye mırıldandı yalnız başına. “Bu ateş artık söndürülemez.” O sırada Azize Nine avluya çıktı. Bastonunu yere vurdu. “Oğlum… yine o kızıl alev mi?” Adar başını kaldırdı. Sesinde samimi bir çaresizlik vardı: “Nine… bugün konuştuk. O bakış… o sıcaklık… Arin benim her şeyim. Aile düşman, töre güçlü ama ben onsuz yanarım.” Nine elini omzuna koydu. “O ateş samimi evlat. Ama dikkat et. Köyde bir şeyler kıpırdanıyor.” Adar cebindeki tokayı sıktı. İçindeki yangın artık sadece ruhunda değil, bedeninde de harlanıyordu. Ve Arin de evine dönerken aynı şeyi hissediyordu: “Adar… seninim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD