Ertesi sabah köyün üstündeki dağ yolunda sis yine hafifçe çökmüştü. Arin sepetini omzuna atmış, ot toplamaya çıkmıştı. Adar da aynı saatte aynı yola varmıştı. İkisi yolun kıvrımında karşılaştığında durdular. Bu sefer hiç konuşmadan birbirlerine yaklaştılar. Adar kollarını açtı. Arin tereddüt etmeden göğsüne yaslandı. Sarılma dününkinden daha sıkı, daha uzun ve daha samimiydi. Adar bir eliyle Arin’in belini kavradı, diğer eliyle kızıl saçlarını okşadı. Arin’in kolları Adar’ın sırtına dolandı, parmakları omuzlarını sıktı. İkisi de gözlerini kapattı. Nefesleri birbirine karıştı. “Arin…” diye fısıldadı Adar, sesi boğuk. “Dün gece pencerede parmaklarımız cama değdiği an… bugün seni böyle tutmak… içimi dolduruyor. Senin sıcaklığın beni ayakta tutuyor.” Arin başını Adar’ın göğsüne daha çok göm

