Gece yarısını geçmişti. Arin hâlâ göğsümde uyuyordu, nefesi düzenli ama hafifçe titriyordu. Saçlarını okşadım, alnına bir öpücük kondurdum. “Seninim Arin,” diye fısıldadım tekrar. “Ne Nine ne köy ne de Ferit… kimse ayıramaz bizi.” Ama yangın artık sadece dışarıdan değil, tam ortasından harlanıyordu. Kapı sertçe çalındı. Zişan’ın sesi panik doluydu: “Adar! Kalk! Reşit patladı! Zeynep’in hamileliğini doktorda hepimiz öğrenmiştik… Reşit o günden beri susmuş susmuş, içinde biriktirmiş. Bu gece Ferhat’ı ambarın arkasında yakaladı!” Hemen doğruldum. Arin de uyanmıştı, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Üstümüze bir şeyler geçirip dışarı fırladık. Köy meydanına koşarken Zişan nefes nefese anlatıyordu: “Aylar önce doktora gitmiştik, tüm aile. Zeynep’in karnı büyüyordu. Reşit orada öğrendi. O gün

