Dağ yolunun sisli kıvrımlarında rüzgâr sertçe esiyordu. Arin ve Adar patikada yan yana ilerliyordu. Arin’in kızıl saçları rüzgârla savruluyor, bilezikleri hafifçe şıngırdıyordu. Adar arada bir Arin’in eline dokunuyor, parmaklarını kısa bir an sıkıyordu. İkisi de fazla konuşmuyordu; yılların alışkanlığı sessizliği bile dolduruyordu. “Burası hep bizim gizli sığınağımızdı,” dedi Arin, sesi rüzgârda dağılıyordu. “İlk kez burada sarıldığımız gün… hâlâ aynı yer.” Adar durdu, Arin’i yavaşça kendine çevirdi. Alnını alnına dayadı, gözleri kapalıydı. “Burası hâlâ bizim. Ne köyün fısıltıları, ne Nine’nin baskısı, ne de Ferit’in tehditleri değiştirebilir. Sen varsan yeter Arin.” Tam o anda patikanın ilerisinden üç gölge sessizce fırladı. Kerim ve iki adamı silahlarını doğrultmuştu. Kerim’in sesi s

