Gece Yarısı Samimi Bakış
Akşam çöktüğünde Kayalar Köyü iyice sessizleşmişti. Taş evlerin arasında sadece dağ rüzgârı ıslık çalıyordu. Adar odasında tek başına oturuyordu. Üstü çıplaktı, pencere açıktı. Serin hava giriyordu ama ona yetmiyordu. Dirseklerini dizlerine dayamış, başını ellerinin arasına almıştı. Gözleri kapalıydı ama aklı hâlâ çeşmedeydi.
Arin’in o ela bakışını unutamıyordu.
“Lan oğlum…” diye mırıldandı kendi kendine. “Yirmi yıl geçti, hâlâ aynı ateş.”
Elini göğsünden aşağı kaydırdı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Öğleden beri o kızıl saçlar, o bilezik şıngırtısı, o ince bel… hepsi aklından çıkmıyordu. Karnının altındaki sıcaklık yine yükseldi. Sertleştiğini hissetti. Utandı ama elini çekmedi. Sadece yutkundu.
Hayal etti.
Arin karşısındaydı sanki. Kızıl saçları omuzlarına dökülmüş, ela gözleri ona bakıyor. “Adar…” diye fısıldıyor gibiydi. Bir adım atsa… eli Arin’in beline gidecek, saçlarına dalacak, dudaklarını bulacaktı. O tarçın kokusu burnunda, o sıcak ten parmaklarının ucunda…
Adar derin bir nefes aldı. Gözlerini açtı. Karşıdaki Kızılhanların evine baktı. Arin’in odasının ışığı yanıyordu. Perdeler kapalıydı ama hafif bir gölge hareket ediyordu içeride.
Arin de uyuyamıyordu herhalde.
O sırada karşı evden bir pencere açıldı.
Arin’di.
Kızıl saçları rüzgârda savruluyordu. Üzerinde ince bir gecelik vardı. Ay ışığında vücudu belli oluyordu. Kollarını pencere pervazına dayadı, dışarıya baktı. Gözleri doğrudan Adar’ın odasına çevrildi.
Adar dondu kaldı.
İkisi de kıpırdamadı. Sadece baktılar.
Arin’in dudakları hafif aralandı. Sanki bir şey söyleyecek gibiydi. Adar da aynı şeyi hissetti. Bakışları o kadar samimi, o kadar sıcaktı ki ikisinin de nefesi kesildi. Arin’in gözlerinde hem özlem hem de Adar’a özel bir sıcaklık vardı; sanki “Seninim… ama korkuyorum” diyordu.
Adar’ın eli farkında olmadan karnına gitti. Kendini tutamadı. Arin’in gözlerinin önünde yavaşça elini aşağı kaydırdı. Arin fark etti. Gözleri büyüdü ama bakışını kaçırmadı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Bir eliyle kendi boynunu okşadı, sanki Adar’ın parmakları oradaydı. O hareket o kadar samimi ve davetkârdı ki Adar’ın bütün bedeni titredi.
İkisi de tek kelime etmeden, sadece bakışlarıyla birbirlerine dokunuyordu. Bu gece bakışları her zamankinden daha ateşli, daha yakın, daha yasak ve daha sıcaktı.
Töre ve Aile Gölgesi
Zeynep kapıyı hafifçe araladı, fısıltıyla:
“Abla… baba uyudu ama yine ‘töre’ diye mırıldanıyordu. Bir daha o tarafa bakma dedi. Korkuyorum.”
Arin perdeyi hemen kapattı ama Adar’ın sıcaklığı hâlâ tenindeydi. Parmakları boynunda dolaşıyordu. İçinden “Adar… seninim” diye geçiriyordu.
Adar da pencereden uzaklaştı. Azize Nine kapıda duruyordu.
“Oğlum… yine o kızıl alev mi?”
Adar yutkundu. Sesinde derin bir samimiyet vardı.
“Nine… Arin’le bugün yine baktık. O bakış… o sıcaklık… yirmi yıldır içimde taşıdığım şey bu. Aile düşman, töre güçlü ama Arin benim her şeyim. Onsuz duramıyorum.”
Nine elini omzuna koydu.
“O ateş samimi evlat. Ama aile ve töre hâlâ ayakta. Dikkat et.”
Adar cebindeki kırık tokayı sıktı.
“Patlasın Nine… yeter ki Arin’le yanayım.”
İkisi de aynı anda aynı şeyi hissetti:
Bu köy ya onları yakacaktı, ya da onlar köyü.