Kızılhan avlusunda nikâh hazırlıkları son hızıyla ilerliyordu. Mehmet Kızılhan avlunun ortasında durmuş, son sandalyeleri yerleştiren adamları izliyordu. Yüzünde derin bir yorgunluk vardı; Reşit de babasının yanında sessizce yardım ediyor, zaman zaman Arin’in odasına kayan bakışlarla iç çekiyordu. İkisi de kötü değildi. Sadece töreye ve aile namusuna sımsıkı sarılmış, kızlarını korumaya çalışan babalardı. Arin odasında pencereye yapışmış, dışarıdaki hareketliliği izliyordu. Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Tam o sırada köy meydanından yükselen gürültü koptu. Adar konağın damından aşağı inmiş, avluyu koşarak geçmişti. Gözleri artık tamamen dönmüştü. Yüzünde yılların birikmiş acısı ve öfke karışımı bir ifade vardı. Meydana vardığında Ferit’in adamlarını gördü ve durmadı. “Arin benim!” d

