Düğünden kırk beş gün geçmişti. Arin o sabah erken kalkmıştı. Avluda tek başına oturuyor, elindeki eski bir mendili onarıyordu. Kızıl saçları rüzgârla yüzüne düşüyor, parmakları iğneyi yavaş yavaş batırıyordu. Yarası artık neredeyse hiç sızlamıyordu ama içindeki boşluk hâlâ yerindeydi. Adar gece geç saate kadar yanında kalmış, sadece sarılmış, hiçbir baskı yapmamıştı. “Sen varsan yeter” demişti yine. Arin gülümsedi ama o gülümseme kısa sürdü. Tam o sırada Nine avluya çıktı. Bastonu taşlara vuruyordu ama bu sefer sesi daha yumuşaktı. “Gelinim… dün gece Adar’la konuştum. O da acele etmemizi istemiyor. Seni zorlamayacağız. Ama köy fısıldıyor. Birkaç ay daha bekleyelim. Sen iyileş, yeter.” Arin başını kaldırdı. Gözlerinde hem şükran hem yorgunluk vardı. “Teşekkür ederim Nine… Adar da aynı

