Ciddiydi, gözlerine baktım gayet samimi görünüyordu. "Asla yalnız kalma, dedi hayvan!"
Kelimeler dudaklarımdan döküldüğünde, Ali'nin gözleri benim arkamda duran kimse, ona kaydı.
Hafif bir parfüm kokusu duydum ve sanki deniz kokusu gibiydi. Kime baktığını anlamak için usulca ardıma döndüğümde, önce geniş omuzlar girdi görüş açıma, biraz daha yukarı doğru baktığımda, kalın dudaklar ve o alt dudağın kenarında minicik kahverengi bir ben. Ardından koyu kahve ama siyaha yakın gözler...
Baktığım Edis'ti ve onun gözlerime bakan gözleri. Uzun ve kıvrık kirpiklerinin çevrelediği siyaha yakın gözlerine tutundu gözlerim. Üç yıldır ilk kez göz göze gelmiştik. O muhteşem gece gözleri, gözlerime demir attığında yer ayaklarımın altından kayar gibi oldu.
Yüreğimde adını bilmediğim ama bana umut vadeden, mavi kuşlar uçuşmaya başladı. Boynuma kadar kızardığıma emindim çünkü bütün yüzüm ve boynum alev alev yanıyordu. Asla pes eden bir yapısı yok gibiydi, bu yüzden ilk gözlerini kaçıran ben oldum.
Aramızdaki mesafeye baktığımda aklımı yitirecek gibi oldum. Bir adımlık mesafede, sakin nefesleri gözlerimin önüne dökülen perçemlerime vuruyordu. Öylece bir süre durduk ki beynim çalışmaya başladı. Edis'in geçiş yolunu şişman bedenimle kapatmıştım. Yavaşça sınıfa arkamı döndüm ve kapıdan çıktım.
Hiçbir şey söyleyemeden, içim yana yana kalp atışımdan uzaklaştım. Bu nefes aldırmayan heyecanda neyin nesiydi? Durup durup en olmaza mı meyledecektim ben? O ne güzel bir bendi, orada dudağının kenarında, kusursuz bir tablonun imzası gibiydi. Ya o gözler... Siyahı severdim ben onun siyahları da çok güzel, çok sevilesiydi.
En fazla beş saniyelik bakışla, o gözler aklıma nasıl kazınır? Peki ya o gözleri saklayan uzun kirpikler, saniyeler içinde kalbine mi saplanıp kalır? Gözlerimin tahtına, siyaha yakın gözler kurulmuş, göz kapaklarım kapansa dahi görüntü değişmiyordu.
Tehlikeli bir cazibesi vardı onun. Kendimi toparlamak için silkelendim, böyle olmazdı. O pislik beni tehdit ediyordu ben ne düşünüyordum? Ela ve Mine'yi aradı gözlerim ama kimi buldu dersin?
Tabii ki beynime kazınan, kalbimin ritmini bozan, bir çift siyahın sahibini buldu, yine ve yine.
Tek kulağına taktığı kulaklık ile telefona odaklıydı, bir elinde telefon, diğer eli cebindeydi. Derin bir nefes aldım, çok zor oldu ama önce bakışlarımı çektim, sonrada arkamı döndüm o kusursuza. Çok canım yanacaktı ve fazlaca çaresiz göz yaşı dökecektim. O okulun en imkansız kişisiydi. Ve nihayet Mine'yi fark edip yanına doğru yürüdüm. "Ela gitti mi kızılım?"
"Lavaboya gitmişti gelir şimdi, " deyip gülümsedi.
"O sırık Umut rahatsız etti mi seni? O kadar sınıf varken neden bizim sınıftalar ki? Bu çok sinir bozucu." Dediğimde yine deniz esintisi parfüm kokusunu, nefes nefes içime çektim. Bu muhteşem koku bütün organlarımı sarıp sarmaladı. En çokta kalbimi sanırım.
Bu muhteşem ferah koku Ali'nin mi, Edis'in mi anlayamamıştım. Dediklerimi büyük ihtimalle duymuşlardı. Muntazam kokunun kaynağını aradığımda, o soğuk bakan siyahlar ile savaşa tutuştu sıcak kahvelerim.
Bu savaştan mağlup olarak, çektim gözlerimi gece gözlerinden. Edis'in dirseği bilinçli olarak koluma çarptı. Ardından o hemen bir adım sağa kayarak, yanında Ali ile geçip gitti, sol tarafımdan. Kolumdan çok kalbim sızladı, onun bana hissedebileceği tek duygu nefret olurdu muhakkak.
"Nil fazla tepki veriyorsun, Özgür dışında bize saygısızlık yapan olmadı. Hatta diğerleri, o gıcık çocuğu uyardı. Umut'unda bana bir zararı olmadı, hatta yokmuşum gibi davrandı." Kızıl saçları rüzgarın yardımıyla beyaz yüzünü okşayıp geçen somurtmuş arkadaşıma dikkatle baktım.
"Mine'cim neden yokmuşum gibi davrandı, dediğinde üzüldüğünü hissediyorum ve neden üzülüyorsun?" Bakışlarını kaçırdı, elleriyle oynarken suç işlemiş küçük bir kız çocuğu gibiydi. "Üzerler biliyorsun değil mi? Kendilerine yol açmak için kalbine basıp geçerler, sakın eğilip bükülme!" Buruk bir gülümsemeyle yüzüme baktı güzel kızıl. Ona moral vermeye devam ettim. "O sarı oğlan sana nasıl davranırsa, sende ona öyle davran. İstersen ben otururum onunla ve o sırığa çok güzel yokmuş gibi davranabilirim." Göz kırptığımda, bana sıkıca sarıldı.
"İyi ki varsın Nil, merak etme bende yapabilirim, hakkım olmayarak kırılıyorum o sırık Umut'a."
"Bensiz mi sarılıyorsunuz? Darılırım vallaha." Ela'nın küskün sesini duyduğumuzda gülümsedik. Kıskanç sarışın. "Canım tuvalete düştün sandık, neredesin sen?" Ela bezgince ofladı. "Kızsal mevzular kuzum ya. Erkek olmak varmış şans yok bende, hadi gidelim. Bizden başka kimse kalmamış."
Kızıl kafa usulca kıkırdadı. "Sarışınım, seni erkek olarak düşünemiyorum, bu seferde kestirmem de kestirmem diye ortalığı yıkarsın sen." Sünnet olmanın korkusuna atıfta bulununca kıkırdadık. Yavaşça yürümeye başladık kızıl ve sarışının atışmalarını dinlemek çok keyifliydi. Sonrasında da değişmeyen rutunimizi yapar günün dedikodu kazanının altını cayır cayır yakardık. Mine'nin evi bize uzaktı, Ela ile aynı sokakta oturuyorduk hatta çocukluk arkadaşıydık biz.
Eve geldiğimde kucağıma koşan altı yaşında ki kardeşim Nur'u, öpücüklere boğdum. Kanatsız meleğimdi o benim, bir tanecik kardeşimdi. Bana nazaran çok tatlıdır kendisi. Annem seslerimizi duyunca gelip sarıldı bana sıkıca, yanaklarını öpüp odama çıktım. Bir duş alıp anneme yemek için yardım ettim, güzel bir türlü yemeği ve tel tel pilav pişirip afiyetle yedik. Biraz daha oturup hepimiz odalarımıza çekildik.
Yeni bir ortama girmeyi, yeni insanlarla tanışmayı sevmeyen bir yapım vardı benim. Annem bu huyumu değiştirmem gerektiğini, her fırsatta artılarıyla birlikte anlatır dururdu. Babamdan sonra defalarca kez düzen değiştirdik. Çok fazla maddi sıkıntılar yaşadık. Annemin annesi duyarlı bir ebeveyn olmadığı için anneme hiçbir zaman destek olmadı. Hatta anneannem köstek olmayı tercih etmiş, annemin ardından kötü konuşanlara inanmayı seçmişti.
Maddi sıkıntılarla boğuşan annem, birde başında erkek olmamasının çok defa zorluğunu yaşamıştı. Nasıl olsa koruyan kollayan yok diye gece yarıları kapımızın ziline basılırdı. Bu yüzden annemle çoğu gece uyumaya korkardık. Annem o gecelerde bana sıkıca sarılıp sahipsizliğimize sessizce ağlardı. Ben ise küçücük ellerimle onun gözyaşlarını siler, tuzlu yanaklarını öper dururdum.
En kötüsü de sadece zilimiz çaldığı için annem 'kötü kadın' ilan edilmişti. Mahallenin kadınları anneme 'dul' diye tiksinerek bakar selam dahi vermezlerdi. Arkasından gözleriyle görmedikleri halde çok kötü yakıştırmalar yapıp o yılan dilleri ile babamızın kim olduğunu sorgulayıp dururlardı. Anneannem bir gün, ağzına gelen hakareti sayıp mahallenin kadınlarına inanmış ve anneme sırtını dönmüştü.
Babaannemi çok severdim, o anneannemin aksine, bizim üzerimize titrerdi. Koca Yalova şehrinde bir babaannemi benimserdim. Bize sahip çıkmış, evinde ve cebinde neyi varsa paylaşmıştı. Anneme öz kızı gibi davranmış, babamın yerine koymuştu. Annem bu sebeple babama her dua ettiğinde, babaanneme de dua eder dururdu.
Babaannem de vefat edip ahirete göçüp gittiğinde kolumuz kanadımız kırılmıştı. Kimsemiz kalmadığında, Yalova'dan, istisnalar hariç kötü insanlardan kaçıp Antalya'ya gelmiş sıfırdan başlamıştık.
İlk zamanlar çok zordu, iki göz odalı bir ev kiralamıştık. Tuvaleti dışarıda olduğu için gece dışarı çıkmaya korkardık. Gün ağarana dek tuvaletimi tutardım ki çocukken bu çok zordu.
Devletin babamdan sonra anneme bağladığı maaş yeterli değildi. Kardeşim Nur küçük ve bakıma muhtaç olduğundan annem çalışamadı. O zamanlar eve zeytin alamazdık, çok sevdiğim için annem bana kıyamaz, bir avuç kadar yeşil zeytin alırdı. Zeytin o gün bitmesin diye bir tanecik yerdim. Ağzını kırdığım garibanlığın misafirliği hiç bitmiyordu.
Geçmişin buruk anılarından sıyrılırken aklıma gelen, kalbime ve ruhuma sinsice sinen tek bir isim vardı. Edis...
Herkes birgün düşerdi. Mühim olan ayağa kalkmaktı. Hatta ayakları yere daha sağlam basmaktı. Hiç umudunuz kalmadığında kendinize bir nefes alma nedeni bulun. Sadece onun için bile yaşanır. Hayat her şeye rağmen güzel. Benim nefesim, Edis'ti. Onun bundan haberi yoktu ve olmayacaktı.
Pencereye doğru yürüyüp gecenin puslu karanlığına baktım, hafızamda Edis'in güzel gözleri belirdi. Gecenin karanlığı ile aynıydı siyahları, sanırım tek fark gecenin tuz misali serpiştirilen yıldızlarıydı. Edis'in siyahlarında yıldız yoktu. Yine de çok güzeldi. Sanki Edis'in hiç hayalleri yok gibiydi, garipti. Öyle hissiz öylesine soğuktu herkese. Yine de ona yakın olmak mükemmel bir histi. Bugün ilk defa gülümseyerek uykuya daldım. Bakalım yarınlar neler getirecekti?