Sidar Atasoy Kimseye belli etmemeye çalıştığım öfkem yavaş yavaş içimde dağ gibi büyümeye başlıyordu. Yumruk yaptığım ellerimi bir yerlere geçirmemek için kendimi öyle çok zor tutuyordum ki, daha fazla kendime engel olamayacağımı da biliyordum. “Cevdet arabayı Emir Tekir’in evine sür.” Dememle birlikte Cevdet’in gözleri şüphe içerisinde bana döndü. “Hayırdır abi bir mevzu mu var? Ne işin vardır oralarda?” Arabanın kolçağı avuçlarım arasında ezilirken gözlerim Cevdet’e döndü. “Vardır mevzular Cevdet, sen de gidince öğrenirsin. Bakalım düşüncelerim doğru mu değil mi?” Cevdet iyice işkillenmiş olsa da ses etmeden başını aşağı yukarı salladıktan sonra arabayı çalıştırdı. Daha hava aydınlanmamıştı bile. 7 civarındaydı saat. Kahvaltı bile yapmak gelmediği için içimden kahvaltıya kalmamış

