Halil Efe'nin beklediği telefon gelmedi. Kalabalık bir sokaktan geçip bir kuru fasülyeciye girdik. Tedirgin bakışlarla bir garson yanaştı masamıza. "Üç tane mi?" diye sordu. "Pilav da olsun." "Soğan ister misiniz?" "Soğan bir de bol ekmek." Halil Efe konuşuyordu sadece. Yusuf da masadan aldığı tuzluktan avucuna tuz serpiyor sonra da ağzına atıyordu. Ondan tarafa bakmamaya çalıştım. Bazı bazı ne yaptığını bilmez tavırlara büründüğünün çoktan farkına vardığımdan yadırgamadım yaptığını. Fasulyeler geldi. Yanlarında şehriyeleri çok kavrulmuş prinç pilavı vardı. "Yanmış," dedi Yusuf şehriyelerine. "Kömür olmuş!" O kadar da çok pişmemişti aslında ama itiraz etmedik Yusuf'a. Ellerini yıkamak bahanesiyle kalkınca Halil Efe masadan, Yusuf yemeğinden bir kaşık alıp "Garson bizden," dedi. "Bu ge

