Fırsatçı Araf ise hemen krizi fırsata çevirip bir takım Enes'likler yapmaya başladı. Kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekince iyice ona sarılmış kalmıştım.
Bir süre öyle ne yapacağımı bilemezken durup en sonunda geri çekildim ve gözlerimi kapatıp koltuğa yaslandım. Ama gelen sesler bile beni korkutmaya yetiyordu. Aslında korkak biri değilimdir hele de bu tarz korku filmleri bana çerez gibi gelirdi ama orman olayından sonra çok etkilenmiş olmalıyım ki şuan gözlerimi bile açamıyorum.
Bir çığlık sesi gelince yerimde zıplayıp gözlerimi açtım ve kulağımın dibinde çığlık atan Selin'e bağırdım.
"Ya ödümü kopardın! Ne bağırıyorsun?" Selin korku dolu gözlerle bakarken dayanamayıp kalktım.
"Ben gidiyorum ya!" dedim. Ama Araf kolumu tutup yerime oturttu.
"Film bitene kadar kimse çıkmayacak diye söz verdik hepimiz!" dedi Enes. Ama benim için değil Gizem kokrup çıkmasın diye zorla herkese söz verdirmişti.
"Enes bazıları zaten halinden memnun." dedim filem odaklanmış heyecanla izleyen Gizem' i gösterip.
"Bitmek üzere zaten." dedi Araf. Oflayarak geriye yaşlandım ve filmi izlemeye çalıştım. Mısır kasesini Araf'ın kucağına bırakıp geriye yaslandım ve gözlerimi kapatıp şu lanet filmin bir an önce bitmesini bekledim.
******
Sonunda film bitince arkama bakmadan karanlık ve aşırı sıcak olan sinema odasından çıkıp salona gittim ve kendimi koltuğa attım.
"Sinemaya gitmekten hiç hoşlanmam zaten, kabus gibiydi." dedim.
"Harikaydı!" benim gibi kendini koltuğa atan Gizem benim aksime filmi çok beğenmişti.
"İçerisi çok sıcak ve karanlıktı! Midem bulanıyor sanırım." dedi Selin de kendini yanımıza atıp. Başımızda duran üçlü de gülerek bakıyorlardı.
"İçerisi beni de çok bastı. Gidip yürüyüş yapacağım dışarıda soğuk iyi gelir." dedim ayağa kalkıp.
"Beni de bekle lütfen." Selin beni şaşırtacak bir karar ile arkamdan gelmeye başladı. Montlarımızı giyip berelerimizi taktık ve ayakkabılarımızı da giyip dışarıya çıktık.
"Ormana doğru gidelim, ne de olsa yolu biliyorsun." dedi Selin.
"O günü hatırlamak bile istemiyorum." dedim sinirle.
"O gün için özür dilerim." dediğinde şaşkına ona baktım.
"Sosyal medyada çok fazla linç ediliyorum hep seninle kıyaslanıyorum, yalan haberlerde yer alıyorum. Ve bu olanlar bana bunu yaptırdı, çok çok üzgünüm." dedi. Yerde ki taşa ayağımın ucuyla vurup bir kaç adım sonra aynı taşa bir daha vururken dinliyordum onu.
" Seni sevmediğimden veya Araf 'a aşık olduğumdan falan değil. O haberleri kanalın sahibi yaptırmış. Bunu öğrenince delirdim. Bende Araf' ı üzmek istedim. Onun seni çizdiğini öğrenince de söyleyiverdim." dedi. Burnunu çekince ağladığını anladım.
"Hatalı olduğunu anlayıp şimdi benimle konuşman bile büyük bir erdem. Lütfen ağlama, benim kızgınlığım sana değildi zaten kendimeydi. O olayı unutma kararı almıştım zaten sende unut lütfen." dedim kolunu tutup. Selin bana sarılca da ona karşılık verdim.
"Siz Gizem 'le beraber odada sohbet ederken, mutfakta ya da bahçede eğlenirken benim odamda tek başıma oturmam çok üzüyordu beni, artık dostuz değil mi?" dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım sarılmayı bırakırken.
"Artık dostuz, hadi tempoyu artıralım biraz çok hamladım buraya geldiğimden beri hiç spor yapmıyorum." dedim tempolu koşmaya başlarken. Selin 'de peşimden gelirken konuşmaya başladı.
"Bende spor yapıyordum, hatta buraya gelmeden önce çok düzenli bir spor hayatım vardı. Beraber yaparız artık. Evde en alt katta spor odası vardı sanırım." dediğinde şaşkınlıkla sordum.
"Ciddi mi, eve o kadar yabancıyım ki bugün ilk kez sinema odasını gördüm ya düşün artık!" dedim.
"Odandan çıktığın yok ki." dedi Selin gülerek. Çok haklı olduğu in sesimi çıkarmadan koşmaya devam ettim.
"Geri dönelim istersen, hava da karardı zaten. Valla ben hala filmin etkisindeyim." dedim.
Selin onaylayınca geldiğimiz yolu geri koşmaya başladık. Etraftan gelen tek ses bizim ayak seslerimizdi. Tam o sırada önüme beyaz bir şey düştü. Birkaç tane daha düşünce heyecanla havaya baktım.
" KAR YAĞIYOR! " Selin heyecanla elini Havaya doğru kaldırınca ikimiz de zıplamaya başladık.
"Kar yağıyor! Kar, kar, kar" çocuklar gibi karın altında zıplayıp dans ederken gelen silah sesiyle bir çığlık atıp birbirimize sarıldık.
"O ses," dedi Selin.
"S-silah sesi geldi ormandan." dedim bende korkarak. Bir ağacın arkasına gidip saklandık ve güvenli olduğuna emin olana kadar beklemeye karar verdik.
"Acaba ormandan mı yoksa bizim evden mi geldi? Civarda başka ev yok." dedi Selin.
"Bence eve doğru koşalım, ne olacaksa olsun çok korkuyorum." bir silah sesi daha gelince titreyen elimle Selin 'in elini tuttum ve koşmaya başladım.
Ev göründüğünde evin önünde olan polisleri görünce şok içinde baktım.
" Polis?" dedi Selin. İkimiz de çok hızlı koşmaya başlayınca çok geçmeden eve yetiştik. Büyük bahçe kapısının önünde polisler vardı ve gördüğüm kadarı ile evşn dört bir yanını sarmışlardı.
"Ne oluyor burada?" dedi selin polise.
"Siz kimsiniz hanımefendi?" diye sordu polis memuru.
"Memur bey biz Race of chef's yarışmasından Enfal ve selin. Bu evde kalıyoruz. İçeride arkadaşlarımız var." dediğimde polis yanımıza yaklaştı ve gelen silah sesi ile kolumuz dan tutup arabanın altına doğru çekti.
"İçeride silahlı biri var, hayranlardan biri olduğu tahmin ediliyor. " dediğinde selin merakla sordu.
" Nasıl yani, neden silahla saldırmış. " dediğinde polis cevapladı.
"Araf Aksoy 'a tehdit mesajları da atıyormuş. Saldırgan bir kadın ve içeride. Ne yapacağı belli olmaz siz burada bekleyin." dedi. Siyah büyük bir araba evşn önüne geldi ve içerisinden tesettürlü bir kadın indi. Üzerinde ki siyah montun üzerinde polis rozeti vardı. Bizim yanımızda ki memur koşarak yanına gidince bizde gittik.
" Amirim, saldırgan içeride ekipler uğraşıyor ama dışarıdan müdahale mümkün değil. Girelim mi?" dediğinde kadın polis başıyla onayladı ve telsizle birşeyler söyledi.
Polisler gidince bende eve doğru yönelirken kadın polis elimi tutup durdurdu.
"Sen nereye gidiyorsun?" dediğinde elimi geri çekip konuştum.
"Araf, Gizem, bütün arkadaşlarım içeride yardıma ihtiyaçları var. Ve o kız Araf'ı öldürebilir ona bir şey olmasına dayanamam." dedim ağlayarak. Kirpiklerime düşen kar taneleri ıslak kirpiklerime hemen eriyordu.
"İçerisi çok tehlikeli gidemezsin." dediğinde sinirle bağırdım.
" Sen kimsin de beni burada tutuyorsun? " karşımda ki kadın sinirlenip kolumu tuttu ve konuşmaya başladı.
"Ben emniyet amiri Nisan Güven Tunç! Ve sen, şef Enfal öztürk burada kalıyorsun, selin ile birlikte." dedi ve eve doğru yönelirken polislere birşeyler söyledi.
"Hanımlar buradan bir yere kıpırdamayın amirim emretti. Güvenliğiniz için." dediğinde selin koluma girip kafasını olumlu anlamda salladı. Ben sessiz sessiz ağlamaya devam ederken içeriden bir el ateş sesi geldi ve bizim evden az önce ki polis Nisan ve bir kadın çıktı. Nisan amir kızın koluna kelepçe takmış buraya doğru getiriken bizimkiler de evden çıktı.
"Araf! Gizem!" diye bağırıp eve doğru koşmaya başladım. Enes ile sarılan Gizem 'i es geçip jşö düşünmeden Araf' a sarıldım.
"Çok korktum! İyi misin?" dedim ondan ayrılıp endişeli yüzüne bakarken.
"İyiyim." dedi. Ama o kız bağırmaya başlayınca Nisan amire ve ona baktım.
"Yine geleceğim! Seni başkasına bırakmam Araf!" dediğinde Araf 'ın koluna girdim ve kendime doğru çektim.
"İçeriden çıkabilirsen tabi, yürü hadi yürü! Manyak!" Nisan amir polislere kadını verip yanımıza geldi.
"İfade için gelmeniz gerekiyor isterseniz benim arabamla gidelim. " dediğinde Araf telefonunu çıkardı.
"Öncelikle babamı aramam gerekiyor amirim, biraz beklerseniz. " dedi ve arayıp bizden uzaklaştı.
Geri geldiğinde Gizem 'in yanından ayrılıp bizi bekleyen Nisan amirin yanına gittik.
" Sizinle beraber gidelim personelleri araba alacak. Bizi de ifadeden sonra birileri gelip alırmış. " dediğinde Nisan amir önden biz arkadan gidiyorduk. Hepimiz Nisan amirin büyük arabasına sığmayacağı için selin ve umut diğer ekip arabasına bindi. Nisan amirin yanına Araf oturdu ve biz üçlü de arkadaydık. Gizem beni zorla ortaya oturunca sıkıcı yolculuğumuz başlamış oldu.
"Burası güvenli bir yer değil, şehirden çok uzak. Neden merkezde bir set kurmak yerine bu araziye kurmuşlar anlayamadım." dedi.
"Nisan amirim sorularınıza cevap verecek kişi yanınızda oturuyor! Araf, Cüneyt Aksoy yani kanal sahibinin oğlu." dedi Enes Araf 'ı işaret ederek.
"Biliyorum, hepinizi tanıyorum." dediğinde az önce benim adımı ve selin' in adını da söylediğini hatırladım.
"Programı takip ediyorsunuz sanırım." dedi Gizem heyecanla.
"Ah, malesef ben takip etmiyorum ama Poyraz ve Defne her akşam eve gittiğimde izliyorlar ve kaçırdığım yerleri anlatıyorlar." dedi yüzünde sıcacık ve samimi bir gülümseme ile.
"Aa onlar kim? Kardeşleriniz mi?" diye sordu Gizem merakla. Nisan amir ise büyük bir kahkaha atıp cevapladı.
"Hayır, eşim ve kızım." dediğinde hepimiz şaşkına baktık.
"Yaa, çok genç görünüyorsunuz halbu ki!" dedim bende Nisan amire, o ise tekrar büyük bir kahkaha attı.
"Teşekkür ederim." dedi. Gizem merakla Nisan amire bakınca Nisan amir güldü.
"Sor bakalım!" dediğinde hepimiz gizem ve Nisan amire güldük.
"Çok merak ettim fotoğraflarına bakabilir miyim. Siz çok güzel bir kadınsınız kızınızı çok merak ettim ve sizin kadar güzel bir kadının eşi nasıl bir çok merak ettim doğrusu." dediğinde Nisan amir telefonunun kilit ekranında ki fotoğrafı gösterdi.
Resimde dokuz yaşlarında bir kız ve çok yakışıklı bir adam vardı. Çok güzel bir aile fotoğrafıydı. Küçük kızın saçları turuncu, uzun ve kıvır kıvırdı. Genç adam ise beyaz tenli ama siyah saçlı ve siyah gözlüydü.
"Amirim çok tatlısınız ama yanlış anlamazsanız bir sorum daha var!" dedi Gizem. Nisan amir gönder gelsin dermiş gibi bakınca yapıştırdı soruyu bizim kız.
"Siz ve eşinizin kızınızla bir alakası yok, Defne 'nin turuncu saçları var ama ikinizde kızıl değil gibisiniz. Gerçi sizin saçları bilmem ama kaşlar kahverengi." dediğinde Nisan amir ışıklarda durunca arkaya doğru baktı ve telefonunu alıp cevapladı.
"Defne' yi evlat edindik." dediğinde içime dolan sıcaklıkla gözlerim doldu. Çünkü onu en iyi ben anlardım.
"Yaa ne güzel, şuan size olan hayranlığım katlandı. İdolüm oldunuz amirim ya." dedi Gizem. Nisan amir gülümseyip arabayı sürmeye devam etti.
Dikiz aynasından bana bakınca dolu gözlerimi görmüş olacak ki gülümsemesi büyüdü.
"Kıyamam sana, neden doldu gözlerin. O biliyor gerçeği bunun için empati yapıp üzüldüysen." dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım ve gözümden düşen bir damla yaşı sildim. Araf arkasını dönmüş bana bakarken de bir anda kendimle ilgili en büyük gerçeği söyleyiverdim.
"Empati yapmama gerek yok, onu zaten en iyi ben anlayabilirim." dediğimde Araf hariç herkes şaşkınca baktı.
"Nasıl yani senin annen baban üvey miydi? Ya neden anlatmadın daha önce." dedi Gizem sitemle.
"Biyolojik olarak olmasa da onalr benim annem ve babam. Kan bağı şart değil. O yüzden anlatma gereği duymadım. Eğer şimdi konu açılmasa hala biliyor olmazdın sanırım." dediğimde Nisan amirin de gözleri doldu.
"Umarım Defne 'de bir gün bizden böyle bahseder." dediğinde omzunu sıvazladım.
"Eminim bahseder, çünkü anladığım kadarıyla mükemmel bir annesin." dedim. Araba durunca Nisan amir elimi tutup gülümsedi.
"Hadi bakalım gençler geldik!" hep beraber arabadan indik ve önde giden Nisan amir Enes ve Nisan amire sorular soran Gizem 'i takip etmeye başladık.
"Sen pek şaşırmadın?" dedim Araf' a. Emniyet müdürlüğünün kapısından girerken.
"Genellikle bildiğim şeylere şaşırmıyorum." dediğinde şaşkınlıkla kaşlarım havalandı.
"Nereden biliyordun?" dedim durup onu da durdururken.
"Sence her ayrıntısını ezberleyip saatlerimi ayırıp kızın hayatını araştırmış olamaz mıyım?" dediğinde ne cevap vereceğimi bilemeyip önden giden Nisan amire koşarak yetiştim.
Bizi odaya teker teker alıp ifadelerimizi aldıktan sonra son olarak Araf girdi içeriye. Onun çıkmasını beklerken de güvenlikler ve şoförler gelmişti. Cüneyt bey ve avukat ordusu da gelince ekip tamamlanmıştı.
"Kapının önü gazeteci ve kameraman dolu. Çıkınca hızlıca arabalara geçiyoruz kameraya bakmak bile yok. Zaten çarşaj çarşaj haberimizi yaptılar malzeme vermek yok!" dedi Cüneyt bey sinirle.
"Bize neden bağırıyorsunuz? Biz ne yaptık sanki!" diye çıkmıştım. Cüneyt bey üzerime doğru yürüyüp bağırınca kolumdan tutup birinin arkasına çekildim. Elimi tutan Araf 'ı görünce arkasında durup şaşkınlıkla bekledim. Bir anda gizem ve selin de çnğme geçince Araf babasına bağırmaya başladı.
" Bir daha sakın ona sesini yükseltme! Ve bir daha sakın onu korkutma!" dedi. Cüneyt bey geri çekilip avukat ordusu ile bir odaya girdi.
"Araf bey gidebiliriz bütün işlemler tamamlandı." dedi görevlilerden biri. Araf kafasını olumlu anlamda sallayıp yürümeye başlayınca elimi tutan elini kendime doğru çekip kapısında Nisan Güven Tunç yazan odayı işaret ettim.
" Ona veda etmek istiyorum." dediğimde gizem de heyecanla yanıma geldi. Araf 'ın elini bırakıp odanın kapısını çaldım ve kapıyı açtım hep beraber içeriye girdiğimizde bir adam ve okul çantası ile bir kızın içeride olduğunu hatta onların fotoğrafta ki Nisan amirin ailesini olduğunu fark ettim.
"Biz veda etmek için gelmiştik. İyi ki gelmişiz sizleri de görmek çok güzel Poyraz bey." dedi Gizem. Poyraz bey şaşkınca bir bize bir Nisan amire bakınca Nisan amir kısaca olayı özet geçti. Okul çantasını sandalyeye bırakan Defne 'yi görünce yanına gidip diz çöktüm ve onunla aynı boya gelince elimi uzattım.
" Merhaba Defne, ben Enfal! " Defne önce annesine baktı. Annesi gülümseyip onaylayınca elini uzatıp elimi tuttu.
"Memnun oldum Enfal abla, zaten seni tanıyorum çünkü televizyonda ki Race of chef's de varsın, bunlar da annem ve babam. Sanırım annemi tanıyorsun ama şu yakışıklıyı görüyor musun o benim babam Poyraz!" dedi kulağıma doğru. Kıkırdayıp elimi tutan elini çevirdim ve öptüm.
"Şurada duran yakışıklıyı da tanıyorum, ve hayranıyım! " dedi Araf 'ı işaret ederek. Büyük bir kahkaha atıp onun yaptığı giib kulağına fısıldadım.
"İstersen sizi tanıştırayım. " dediğimde gözleri parıldadı.
"Araf, defne ile tanışmak ister misin?" dediğimde Araf başını olumlu anlamda sallayıp yanıma diz çöktü.
"Önümde diz çöktü!" dedi Defne heyecanla, babası homurdanınca da elini ağzına kapattı.
"Selam!" dedi Araf elini uzatıp. Defne 'de elini uzatıp Araf ile tokalaştı. Nisan amir ise gülüp konuşmaya başladı.
"Arafcığım bir prenses ile tokalaşılmaz!" dediğinde Araf defnenin eline minik bir öpücük bıraktı.
"Biliyor musun ben ve annem prensesiz!" dediğinde hepimiz gülmeye devam ediyorduk.
"Öyle mi?" dediğimde defne heyecanla anlatmaya devam etti.
"Evet! Enfal abla biliyor musun babam bize hep Merida der! Brave deki merida varya." dedi bilmiş bakışlarıyla.
"Ya çok tatlı! Benziyor bu arada merida ya!" dedi selin coşkuyla. Gizem de onu kafası ile onaylayıp parıldayan gözlerle bakıyordu.
"Defne, bizim şimdi gitmemiz gerekiyor. Umarım bir gün tekrar görüşürüz. Hoşçakal." dedi Araf ayağa kalkıp.
"Herşey için teşekkür ederiz Nisan amirim. Kendinize iyi bakın ve onlara." dedi Araf, Poyraz ve defne yi işaret edip.
"Hoşçakal minik prenses, sen çok değerlisin bunu unutma." dedim ve defneye sarılıp ayağa kalktım.
Eğer bir gün olurda çocukluğum karşıma geçseydi ona bu cümleyi söyler sarılırdım tıpkı defne ye yaptığım gibi. Çünkü içinde bir yerlerde hep buna ihtiyacı vardı minik prenses Enfal 'in.
Hepimiz odadan çıkarken arkada ki mutlu aile tablosu içimi huzurla doldurup taşımıştı.
Herkes asansöre yönelirken ben merdivenlere yöneldim. Sadece yürümek ve az önce ki o aile gibi bir aileye sahip olmayı dilemek istiyordum. Arkamdan adım sesleri gelince gelen kişinin Araf olduğunu konuşması ile anladım.
"Sen çok değerlisin, unutma. Ama şunu bil. Her unuttuğunda hatırlatmak için yanında olacağım minik prenses." dedi Araf. Dolu gözlerle ona bakıp sarıldım.
"Teşekkür ederim." dedim.
"Neden?" diye sorduğunda omuzlarımı indirip kaldırdım.
"İçimden geldi sanırım." dedim geriye çekilip. Araf elimi tutup yürümeye başlayınca durup ellerimize baktım.
"Peki bu neden?" dediğimde omuzlarını indirip kaldırdı.
"İçimden geldi sanırım." dediğinde gülümsedim ama babasının sözlerini hatırlayınca gülümsemem yüzümde dondu kaldı.
"Magazine yeterince malzeme verdik kameraya bile bakmayın demişti baban!" dedim Araf 'a o ise hiç umursamadan yürümeye başladı.
"Bu sana bağırmanın ve üstüne gelmesinin cezası olacak ona!" dedi ve elimden çekip dışarıya çıkardı. Magazin ordusu bizi çekerken güvenlikleri yardımı ile arabaya bindik. Arabada Selin' i görünce önde de Umut 'u gördüm. Elimi çekip ceketimi düzelttim ve arabanın hareket etmesiyle camdan dışarıyı izlemeye başladım.