İçeri girdiğinde, Mardin’in kendine özgü taş işçiliği ve mimarisine bir kez daha hayran kaldı.
Yüksek tavanlar, kalın taş duvarlar, avluya açılan geniş kapılar… Hepsi, ona farklı bir dünyanın kapılarını aralıyordu.
Dar ama uzun koridor boyunca ilerlerken duvarlardaki el yapımı kilimler ve renkli camlardan süzülen ışık huzmeleri ruhunu okşadı.
Bu ev, eski ama zamana meydan okuyan, kök salmış bir yapı gibiydi. İçindeki tarihi dokuyu hissediyor, her köşesinde geçmişin izlerini görüyordu.
Salonun köşesindeki büyük pencere dışarıdaki kavurucu güneşi hafifletirken, içeriye serin bir hava doluyordu. Selin, bir an durup derin bir nefes aldı; bu ev ona bir sığınak, yeni hayatı için güvenli bir liman gibi gelmişti.
Avluya resmen âşık olmuştu, ahşap masası buraya çok yakışacak ve her sabah kahvesini burada içecekti, şimdiden planını kurdu.
Tam o sırada, dışarıdan gürültüler duyuldu. Teslimat kamyonunun sesi sokaktan geliyordu. Selin pencereye doğru yürüyüp dışarı baktı; birkaç adam ellerinde kolilerle eve doğru geliyordu.
Eşyalarının getirildiğini fark eden Selin, hızla kapıya yöneldi. Bahçe kapısını açıp, kamyonun yanına geldi. Adamlarla kısa bir selamlaşmanın ardından eşyalarını yüklemeye başladılar.
Adam zorla kaldırabildiği bir koli için Seline baktı,
“Yav abla abla sen ne koymuşsun, bunun içindeki nedir allasen! Eşşek ölüsü gibi kaldıramadım,” dedi.
Adamın kaldırmakta zorlandığı gerçekten belliydi çünkü içinde mermer bir büst vardı.
“Tamam kardeşim sen şöyle avluya kadar getirsen yeter onu, hadi abicim,” diye tatlı dille baskıladı.
Büyükçe karton kutular, valizler ve torbalar bir bir eve taşındı. Selin, kolileri izlerken yeni hayatının ayrıntılarının yavaş yavaş şekillendiğini hissediyordu.
Zor ama bir o kadar da umut dolu bu yolculukta ilk adımlarını atıyordu.
Kamyon boşaldığında, Adam Seline doğru yaklaştı.
“Abla biz bitirdik her şey tamamdır e gidelim artık,” diyerek elini uzattı,
“Çok teşekkürler yoruldunuz, Allah razı olsun,” dedi Selin adamın uzanan elini sıktı.
“Valla abla Allah seni inandırsın, çok yorulduk yani,” diyerek elini havada tuttu adam.
Selin önce ne olduğuna anlam veremedi, sonra bahşiş istediğini fark edince eve yöneldi ve 200 TL getirip adamın avucuna bıraktı, kapıyı kapatıp eve döndü.
Eşyalarının yerleşmeye başladığı odaya girerken, her yeni kutu ona yeni bir hikaye, yeni bir başlangıç gibi geliyordu.
Evin sessizliğinde, Zeynep’le tanışmanın verdiği hafif sıcaklık ve evin tarihi dokusu arasında bir uyum vardı. Selin, yorgun ama umut dolu gözlerle yeni hayatına alışmaya çalışıyordu.
Ahşap Kapı hafifçe çaldığında, Selin derin bir nefes aldı ve o düşünceleri gözünün önünden kayboldu. Yorgun bedenini toparlayıp tüylü kırmızı terlikleriyle kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında karşısında, kısa saçları hafifçe dağınık topuz yapılmış, yüzünde kocaman ve samimi bir gülümseme taşıyan Zeynep duruyordu.
Üzerinde krem bir tişört vardı ve ellerinde taze yapılmış yaprak sarmaların bulunduğu bir tepsi vardı.
“Selincim, ben geldim! Bi’ sarma sardım kafayı yersin, yanına da demli çay koydum,” dedi, hafif Trabzon şivesiyle tatlanmış sesiyle.
Neşesiyle adeta odanın havasını değiştirmişti. Bu kızda inanılmaz bir enerji vardı çok mutluydu.
“Delidir belki!” diye içinden geçirdi Selin.
Selin bu kadar hızlı olan samimiyet için baya şaşkın ama çokta memnundu.
Hafifçe tebessüm ederek “Çok teşekkür ederim, Zeynep. Gerçekten çok ihtiyacım vardı buna hem çok yorgundum bir şey yapacak halimde yoktu,” dedi.
Zeynep omuz silkerek kahkahasını patlattı.
“Ya, ne yorgunluğu, gel sen bir şunun tadına bak kendim yaptım diye demiyorum aşkom ama efso oldu. Ben varken burada yalnız kalmazsın! Nedeeen çünkü şimdiden biliyorum biz seninle hamsi tava ve salata gibi olucaz, bunu unutma,” diye ekledi.
Selin içinden aldığı bir sarmayı bayılarak yemeye başladı.
İki kadın, kapı eşiğinde dururken, Selin yeni hayatında yalnız olmadığını o an derinden hissetti. Mardin’in tozlu sokaklarında doğan bu sıcak dostluk, ona umut vermişti.
Selin tepsiyi Zeynep’ten aldı, elinde ki yaprak sarmaların tap taze kokusu mutfağa kadar yayıldı. Geniş pencerenin aralığından hafif bir meltem giriyordu, sıcaklığı biraz olsun kırıyordu.
“Gel, mutfağa geçelim,” dedi Selin, adımlarında hem yorgunluk hem de içine sızan küçük bir heyecan vardı.
Zeynep’in enerjisiyle biraz olsun rahatladı.
İkisi, küçük mutfağın sade ama sıcak köşesine yerleşti.
Selin, eski ama sağlam ahşap masaya tepsiyi koyarken, Zeynep demli çayı bardaklara dolduruyordu.
Yaprak sarmaların içinden sarımsağın ve limonun ferah kokusu yükseliyordu.
Zeynep hafifçe gülümsedi, gözleri Selin’in yüzünde gezindi.
“Mardin kolay değil, ama bu küçük anlar insanı ayakta tutar,” dedi hafif şivesiyle.
Selin çaydan bir yudum aldı, gözlerini pencereden uzaklaştırıp ona döndü.
“Her şey birden oldu. Yeni şehir, yeni hayat… Sanki yerleşmek mümkün değilmiş gibi. Baksana şu kolilere Yemin ediyorum bir tarafı halletsem diğer taraf elimde kalacak gibi geliyor Zeyno…”
Zeynep, bardakları masaya bırakıp hafifçe öne eğildi.
“Bana bak, sen güçlü bir kıza benziyorsun ayrıca ben hiç haksız çıkmam. Buraya alışman zaman alır, evet. Ama zamanla bu şehir senin evin olacak. Kök salacaksın, göreceksin. Ben de burada doğmadım ama sorsan yine gelirdim buraya hem bak ben hemen yandayım haber ver yeter al buna da numaranı yaz çaldır.”
Selin gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı.
“Kök salmak… belki de en çok ihtiyacım olan şey bu. Hem deli melisin galiba ama ilk arkadaşımı da bulmuş sayılırım, ne diye kaydedeyim?”
Selinin kırmızı dudakları iki yana kıvrıldı. Kahkahasını tutuyordu. Elinde ki Zeynep in telefonu son modeldi hemen numarasını yazdı.
Zeynep kahkaha patlattı bir anda gözlerinin içi güldü.
“Selin kırmızı tüylü terlik diye kaydet!”
Bunu söylerken iğrenerek selinin ayaklarına bakmıştı.
“Yahu nedir bu? insan evde neden topuklu terlikle gezer? Ya da neden terliğinin üzerinde kuş tüyü var? bu soruları daha da uzatabilirim bacım,” diyerek telefonu elinden aldı.
Ve gülerek “Selin baciko!” diye kaydetti.
Selin terliklerine söylenenler için biraz bozulsa da herkesin tarzının farklı olduğunu biliyordu, ki Zeynep çok daha sade ve sakin bir tarza sahipti.
“Bizde böyle bir şekiliz kızııııım nooooldu!” diye Zeyno’ya doğru döndü.
İkisi de kahkahalara boğulmuştu ve sohbet devam ediyordu.
Yaprak sarmanın tadı, küçük sohbetin sıcaklığıyla birleşmişti.
Mardin’in kavurucu sıcaklığında doğan bu an, Selin’in içinde yeni bir umut, yeni bir başlangıç filizlendiriyordu.