BÖLÜM 4 "İNTİKAM PLANI"

3368 Words
“Kaç yaşında ki bu adam?” Arama motoruna soru yazarak araştırmama devam ettim. Eve gelmiş; biraz dinlendikten sonra masa başına oturmuştum. Araştırmam gereken tonla iş vardı. İş yerinin web sitesine bir yandan girerken; bir yandan patronunu araştırıyordum. Ateşle oynuyordum. Aklımdaki zehirli fikirlere engel olamamış, bir anlık gaflet ile saçma sapan işlere bulaşmıştım. Yine de geri adım atmak içimden gelmiyordu. Aklımdaki fikri uygulayacaktım. Kimse engel olamazdı. “Rüya?” Kafamı dizüstü bilgisayardan kaldırarak kapının girişinde duran arkadaşlarıma baktım. Esin elindeki pizza kutularını getirip masaya indirdi. Yeliz, tereddütlü bir şekilde sandalyeyi çekerek oturdu. “Ne oluyor?” “Seni böyle bulmayı beklemiyorduk.” “Neden?” dedim, merakla. Esin, halime bakış şaşkınlıkla konuştu. “Yine depresyonda olursun diye tahmin ediyorduk. Hatta sana cips ve çikolata bile aldık. İyi misin?” “Teşekkür ederim canım ve evet, iyiyim. Kötü olmak için bir sebep yok.” Yeliz merakla bana yaklaştı. “Şuan dondurmanı yiyip ağlıyor olman gerekmiyor muydu? Niye böylesin?” “O adam için dökecek yaşım yok. Sadece yediğim kazığa ağlıyordum o kadar.” Esin de Yeliz gibi sandalyesine oturarak, ellerini masanın üzerine yerleştirdi. “Boş ver. Artık onlarla ilişkin kalmadı. Yolumuza bakalım; inşallah o Berk pisliği aynı hissi yaşar da acı neymiş görür.” “Görecek…” Kendimden emin konuşmam ile kızlar şüphelendi. “O ne demek?” dedi Yeliz şüpheyle. “Bak bana sen…” dediğinde ona baktım. Anlamam için yavaş yavaş konuştu. “Bu mesele bitti Rüya. Berk ve Alev mevzusu kapandı. Ben sizi yine polis karakolundan toplamak istemiyorum.” “Merak etme o kaltak artık yanımıza yaklaşamaz.” dedi Esin. “Yediği dayak onu paklar.” “Endişelenme Yeliz; artık Berk veya Alev ile uğraşmayacağım. Hem bak kendime iş arıyorum; staj için.” Yeliz şaşkınlıkla laptopu kendine çevirip inanamayan gözlerle ekrana baktı. “Valla mı?” “Evet.” Esin de onun gibi inanmamış olacak ki, ekranı kendine çevirip baktı. Bende uzanıp sıcak kahvemden içmek için kupamı kavradım. “Asistanlık başvurusu yapacağım. Kontenjan açığı varmış.” dedim kendimi açıklayarak. Esin ve Yeliz söylediklerimi kontrol etmek için sayfaya baktı ki; Esin merakla beklediğim cümleyi söyledi. “Keskin mi? Rüya bu ne?” dedi hızla bana dönüp baktı. “Bu Berk’i ailesinin holdingi değil mi?” “Siktir! Şaka mı yapıyorsun?” İkisi de şaşkınca bana bakarken dudaklarımı büktüm. “Ne var ki bunda? Sadece çalışacaktım ve onların holdinginde de alım varmış. Başvuru yapmak istiyorum.” “Hayır, delirme. Niye gideceksin ki o şirkete?” Yeliz’in saf ve masum sorusuna karşılık gülümsedim. “Beni kimse aldatamaz. Hele ki o piç? Asla… Bunu yanına bırakmayacağım.” Esin sözlerimin altındaki manayı anlamış olacak ki, dikkatini bu sefer bana verdi. “Sen ne kuruyorsun o aklında? Ne düşünüyorsun?” Ekrana bakıp, holdingin web sitesini inceledim. Türkiye’nin önde gelen pırlanta şirketlerinden biriydi. Reklamlarda görüp, hayret uyandıran 'Bellissimo' şirketinde işe başlayacaktım. O işi ne yapıp, edip almalıydım. “Holdingin sahibi; Berk’in amcası. Bana anlata anlata bitiremediği; nefret ettiği adam olan Aslan Azhaf Keskin’in asistanı olacağım.” dedim içimde böbürlenmekte olan zafer duygusunu arşa çıkardım. Odanın içinde küçük bir sessizlik oldu. Yeliz elini alnıma bastırarak kontrol etti. “Ne yapıyorsun?” diye sordum. “Hasta mısın diye kontrol ediyorum; bu saçma fikrin başka nedeni olamaz da!” diye bağırdığında yerimden sıçradım. “Ne var yani? Onların yanına mı bırakayım? Alev pisliği yüzüme mi gülsün?” dediğimde Yeliz bir şey diyemedi. “Arkandayım.” Esin’in ortaya bomba gibi attığı sözlerle ikimiz de ona döndük. Yeliz’in bakışları altında konuştu. “Onların yanına kar kalmamalı. Evet kötü bir fikir ama o Berk’in yüzünün keyifle morarmasını izlemek istiyorum.” “Bende istiyorum ama Berk’in amcası ile değil. Adam kim bilir kaç yaşında?” “Otuz iki.” dedim, internetten aldığım bilgiyi direk söyledim. “Yani fazla yaşlı değil.” “Kızım sen daha yirmi dört yaşındasın. Aranızda kaç yaş var…” “Adamı baştan çıkarmayacağım ya?” dedim, karşı çıkarak. “Berk’in sadece amcasının yanında beni görünce kıvranacağını düşünmek bana yeter.” “Çıkaracaksın.” “Ne?” Esin, şeytani bir fikir aklına gelmiş gibi kıkırdayıp işaret parmağını havaya kaldırdı. “Aklımda şeytani bir fikir var.” “Rica ediyorum sen sus.” “Hayır, ya bir dinle!” dedi Yeliz’e karşı. Yeliz beklenti ile ellerini kaldırıp, “Tamam, dökül. O saçma fikrini duymak istiyorum.” diye konuştu. Esin bilmiş bir edayla, “Sen o işe gireceksin. Asistanlığını da yapacaksın ama sadece bu değil. O şirketin müdürünü baştan çıkaracaksın.” “Ben hayatımda yoldan geçen bir kediyi ekmek yedirmeye bile ikna edememişim; koskoca şirketin sahibini mi baştan çıkaracağım?” “Adamın zaaflarını öğreneceğiz; ne seviyor, ne sevmiyor… Tamamen istediği kadın tipine bürüneceksin. Hem çok emek sarf etmemize gerek yok. Zaten güzel kızsın; eminim o azgın direk kucağına düşecek. Nasıl fikir?” “Bok gibi fikir. Seni buradan alabiliyor muyuz?” diye konuştu Yeliz. Esin ona dil çıkartıp bana döndü. “O adamı kendine aşık et; baştan çıkar. Kısasa kısas. Berk ne yaşattıysa onu yaşasın. Bakalım bir daha böyle bir şey yapabilecek mi?” Esin’in fikri uçarıydı. O adam bana aşık olmazdı. Yine de Berk’e olan öfkem ve nefretim dinecekse her şeyi yapabilirdim. Eğer Aslan Azhaf’ı baştan çıkartmam gerekiyorsa çıkartırdım. Ne derler bilirsiniz; intikam soğuk yenen bir yemektir. ** “Otur bakalım şöyle…” Esin beni zorla mutfak masasına oturttuğunda neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bugün cumartesiydi ve dersim falan yoktu. Allah aşkına sabahın sekizinde uyanmak için nasıl bür günah işlemiş olabilirdim? “Esin, kurban olayım ne istiyorsun?” dedi Yeliz; sunum yapacak diye gece boyunca uyumamış, kafeinle zar zor ayakta duran arkadaşıma baktım. “Araştırmamı sizinle paylaşacağım.” dedi, taktığı dinlendirici gözlüklerinin arkasından büyük şevkle parlayan bakışları yine saçma sapan bir şeyler yaptığının göstergesiydi. “Ne araştırması?” dedim bizim için yaptığı kahveyi elime aldım. Bilmiş bir edayla dizüstü bilgisayarın ekranını bize doğru çevirdi. “Tüm gece uyumadım ve güzel arkadaşım için araştırma yaptım.” Ekrana bakıp, ne bulduğunu anlamaya çalıştım ancak ekranda sadece şirketin web sitesi vardı. “Siteyi mi buldun?” Esin bana salağa bakarmış gibi baktı. “Saçmalama istersen, bir sürü araştırma yaptım diyorum. Bak dinlemezseniz giderim.” Yeliz uyuklayan bakışlarla ona baktı. “Konuya girmezsen uyuyacağım.” “Tamam, hemen giriyorum.” dedi ve boğazını temizledi. Ardından ciddi bir yüz ifadesine bürünerek konuştu. “Ufak çaplı bir araştırma yaptığımda bu adam hakkında neredeyse hiç bilgi bulamadım. Tabi bu beni yıldırmadı.” “Elbette yıldırmamıştır magazin müdürü…” dedi Yeliz sırıtarak. “Bozma kızım beni. Dinle bir.” diye konuştu ve ardından devam etti. “Önce fotoğrafını bulmaya çalıştım. Ama hiç fotoğrafı yok!" dedi Esin, kaşlarını çatıp ekranı biraz daha bize yaklaştırdı. "Yani… ciddi anlamda hiçbir yerde yok. Ne sosyal medya, ne haber siteleri. Adam sanki gölge gibi." "Bu daha da gizemli yapıyor." dedim içimden ama dışarıya sadece bir kaş kaldırışıyla tepki verdim. Aslan Azhaf. Berk'in korktuğu, adını duyunca sesi titreyen o amca. Adamın gücüyle ilgili bir çok hikaye vardı. Ama ben onun başka yönlerini merak ediyordum. Zaaflarını… Zayıf noktalarını. Acaba nasıl bir adamdı? "Yani bu adam hakkında hiç mi bilgi yok?" dedim, sesimde belli belirsiz bir sabırsızlıkla. Esin masanın üzerindeki telefonuna eğildi. "Var buraya not aldım.” dedi ve telefonunu açıp okumaya başladı. “Otuz iki yaşında, bekar.” dedi bana bakıp göz kırparak. “İtalya’dan beş ay önce gelmiş. Birkaç tane gece mekanı var. Soğukkanlı, sert mizaçlı biri. Düzen hastası ve oldukça titiz. İyi haber şu ki adamın hayatında hiç kimse yok.” “Nasıl yok?” dedi Yeliz merakla. “Bildiğin yok. Magazin sayfalarında aradım ama bulamadım. Yani adam ya kadın sevmiyor; ya da özel hayatını gizli tutuyor. Veya…” diye bana baktı Esin. “Hayatına özel birini almak istiyor.” "Ya da o havayı bozabilecek, dengelerini yerle bir edecek bir kadına ihtiyacı var. Yani bana." dedim fısıltıyla. “İnan bana o adamın özeli değil; ateşi olmaya gideceğim.” Berk’in suratını hatırladım. Gözümün önüne ihaneti, o donuk bakışı geldi. İçimdeki öfke, kararlı bir gülümsemeye dönüştü. Bu yoldan dönmeyecektim. Telaştan içim içimi yese de geri durmayacaktım. "Aslan Azhaf ne kadar güçlü olursa olsun, bir kadının içini göremeyecek kadar kapalıysa, bu benim avantajım." “Aynen öyle.” dedi Esin. “Adama yapışman lazım. Masum rollere falan gir, çekici giyindirirsek de seni; iki güne kaparsın sen. Neyse dur devam ediyorum." Telefonuna bakarak konuşmaya devam etti. "Yalakalıktan tiksiniyormuş." dedi Esin, kahvesinden bir yudum aldı. "Samimi laf duymaya tahammülü yokmuş.” Yeliz başını salladı. "Adamın mizacı bu işte. Sert, net, soğukkanlı. Ama bu kadar az görünmesi de tuhaf.” Esin ona hak vererek, “Bence de. Adamın yurt dışında da bir sürü şirketi varmış. İsviçre, Dubai, Singapur, Berlin… Resmen uluslararası bir gölge gibi dolaşırken nasıl bir fotoğrafı olmaz?" “Gölge gibi.” diye tekrarladım içimden. Ne kadar az bilgi varsa, o kadar çok merak uyandırıyordu. Onu çözmek istiyordum. "Bu kadar gizli olmanın sebebi ne… neden?" diye sordum, daha çok kendime. "Çünkü zengin olmanın bir bedeli var Rüya." dedi Esin, sesi alaycıydı ama altında biraz hayranlık gizliydi. "Yani adam kendini övdürmüyor, güldürmüyor, sevdirmiyor. Bu nasıl ego artık bilmiyorum ama… farklı bir ligde oynuyor." Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Kimsenin ulaşamadığı bir adam... Ben bu adama nasıl ulaşabilirim ki?” “Onunla görüşmem gerek." dedim fısıltıyla. “Gerçekten kim olduğunu ancak görürsem anlayabilirim.” “Birebir görünce ne olacak merak ediyorum. Bu bilgileri öğrenince yakışıklı olduğu şüpheli ama zengin olduğu bayağı belli eniştemizi merak ediyorum.” Esin’e ters bir bakış attım. “Enişte mi?” “Berk’ten iyidir. Neyse sen hazır mısın onu söyle?” Derin bir nefes aldım. "Ben savaşa hazırım." dedim kızlara bakarak. “Ne olursa olsun o adamı tavlayıp, ağıma düşüreceğim. Bu sadece bir intikam planı; o kadar.” Yeliz, kararlı halime bakıp iç çekti. Bu kararımdan vazgeçmeyeceğimi anlayarak, “O zaman iş başvurusunda bulun. Önce görüşmeye alınman gerek.” “Haklısın bunun için çalışmalıyım ve bana bir CV gerek.” Esin hızla öne atılarak gülümsedi. “O iş bende. CV benim işim.” ** Kalabalığın içindeyken düşüncelerim bazen beni alıp başka yerlere götürüyordu. Başvuru yaptıktan sonra sanki beni işe almışlar gibi soluğu mağazada almıştık. Normal bir alışveriş yapacağımızı düşünüyordum ama Esin’in elinde tuttuğu dantel detaylı, fazlasıyla iddialı kırmızı çamaşırı görünce gerçek dünyaya hızlı bir dönüş yaptım. “Gerçekten mi, Esin?” dedim kaşlarımı çatarak. “Bunu ne yapacağım ki?” Esin yüzünde sinsi bir sırıtışla bana döndü. “İş yerinde belki bir bakışla baştan çıkarırsın patronunu kim bilir?” dedi, göz kırparak. Başımı iki yana salladım. “Kalsın, istemez. Daha beni işe almadılar bile.” Ama Esin beni duymamış gibi davranıyordu. Sanki her söylenen, bir kulağından girip, öbür kulağından çıkıyordu. Elindeki birkaç parça daha çamaşırla kasaya gittiğinde ağzım şaşkınlıkla aralandı. Yeliz, kolumu tutarak beni ondan uzaklaştırdı. Biraz daha klasik, gündelik şeyler bakmaya başladık. Alışveriş merkezinin yoğunluğu içinde saat nasıl geçti anlamadım. Poşetler elimizde çoğaldıkça içimde bir huzur da yayılıyordu. Sonunda biraz nefes almış gibiydim. Alev ve Berk’in bomba birlikteliğinden sonra aklım biraz olsun dağılmıştı. O sırada çalan telefonumla irkildim. Telefonumu cebimden çıkardım. Ekranda 'annem' yazıyordu. Hafif bir tebessümle açtım. “Alo?” “Canım kızım, nasılsın?” Annemin sesi kalabalığın içinden sıyrılarak içimi huzurla doldurdu. Onu çok özlediğim aklıma gelince burnumun ucu sızladı. “İyiyim annecim, sen nasılsın?” “İyiyim ben de. Bugün aklıma geldi. Bir ihtiyacın var mı? Para durumun nasıl?” Annemin bu konularda her zamanki gibi hassastı. İstanbul’da okumama zor izin vermişti. Her zaman gözünün önünde olmamı istiyordu. Her hafta mutlaka arayıp, maddi durumumu sorardı. “Hiçbir şeye ihtiyacım yok anne. Biliyorsun babam bana gönderiyor, ben de gayet rahatım burada.” “Tamam kızım, yine de bir şey olursa ararsın. Kendine dikkat et. şuan müsait değil gibisin. Sonra konuşalım.” “Tamam, sen de dikkat et annecim. Babama selam söyle.” Telefonu kapatınca içimden bir ‘oh’ çektim. Ailemin maddi desteğine ihtiyacım olmasa da onların varlığını bilmek bile yeterliydi. İstanbul’da yalnız olmak bazen zorluyordu ama onların arkamda olduğunu bilmek… Bu, bana güç veriyordu. Düşüncelerimden sıyrıldığımda Esin yine elinde birkaç parça eşya ile kasadaydı. Elinde en az beş parça iç çamaşırı vardı. Gülmekle kızmak arasında kalakaldım. “Hazırsanız başka yere gidelim!” dedi sevinçle. Poşetleri alırken içimden sadece bir cümle geçti: Allah’ım sabır ver. ** Arabanın kontağını kapattığımda avuçlarımın ne kadar terlediğini fark ettim. Direksiyonu bıraktım ve derin bir nefes aldım. Gözlerim yavaşça önümde yükselen devasa binaya kaydı. Camdan duvarları güneşi yansıtıyor, göğe doğru uzanan yapısıyla neredeyse beni küçücük hissettiriyordu. Burası… Aslan Azhaf’ın şirketiydi. Kapıyı açıp aşağı indiğimde rüzgâr saçlarımı savurdu. Yüzüme vuran serinlik bile kalbimin hızlı atışını dindiremedi. Adımlarımı yere sağlam basmaya çalışarak giriş kapısına yürüdüm. Otomatik kapıların açılmasıyla birlikte yüzüme soğuk ve keskin bir iş havası çarptı. İçerisi insan kaynıyordu. Herkes bir yerlere koşturuyor, telefonla konuşuyor, ellerinde evraklarla odadan odaya geçiyordu. Topuk sesleri, klavye tıkırtıları, baskı makinesi uğultusu… Her şey o kadar hızlıydı ki birkaç saniyeliğine yerimde kalakaldım. Ben ne yapıyorum burada, dedim içimden. Ne yapacağım ben bu adamla? Nasıl baştan çıkaracağım? Ya beni ciddiye almazsa… Ya burası fazla büyükse bana? Derin bir nefes aldım. Hayır Rüya… Geri dönmek yok. Bu yola baş koydun. Planımı şuan bırakıp gidemezdim. Asla bunu yapamazdım. Kendimi toparlayıp danışma bölümüne yöneldim. Orta yaşlı, ciddi görünümlü bir kadın başını kaldırdı. “Merhaba,” dedim sesim titremesin diye yutkunarak, “Ben iş görüşmesi için gelmiştim. Aslan Azhaf’ın asistanlık pozisyonu için görüşmem vardı.” Kadın beni baştan aşağı süzdü ama yüzü ifadesizdi. “87. kat,” dedi. “Asansörle çıkabilirsiniz, sağdaki koridordan ilerleyin.” Teşekkür edip hızlıca başımı salladım. Çantamı omzuma taktım, evrak dosyamı sıkıca kavradım ve gösterdiği koridora yöneldim. İçimdeki tedirginlik her adımda biraz daha büyüyordu. Asansör kapısına ulaştım, çağır butonuna bastım. Birkaç saniye sonra metal kapılar sessizce açıldı. İçeri girip 87’ye bastım. Her katta durup kalkarken kalbim sanki bir aşağı bir yukarı inip çıkıyordu. Aklımda hep aynı düşünce dönüyordu. Ya rezil olursam? Ya Aslan Azhaf sandığım gibi biri değilse? Ding! Kapı açıldı. Adımlarım ürkek ama kararlıydı. Geniş bir lobiye çıktım. Sessizdi. Şirketin kalbi burası gibiydi ama dışarıdaki kargaşanın aksine burada düzen, sessizlik ve güç vardı. İlerleyip, geniş salona çıktım. Danışmaya yaklaşınca tekrar konuşmaya karar verdim. “Merhaba, ben Rüya... Aslan Bey’le asistanlık pozisyonu için iş görüşmesine geldim.” Bir anda önüme uzun boylu, şık giyimli, otuzlu yaşlarında bir adam çıktı. Gözlerinde mesafeli ama ölçülü bir sıcaklık vardı. “Elbette,” dedi gülümseyerek. Elini uzattı. “Ben Aslan Bey’in yardımcısı, adım Harun. Hoş geldin Rüya.” Elini uzatırken kendime 'sakin ol' demekten başka bir şey yapamadım. Çünkü bu sadece bir başlangıçtı. Harun Bey’in eliyle odanın kapısını aralamasıyla birlikte içeriye adım attım. Şirketin üst katında bile sadelikle ihtişamı harmanlayan bir düzen vardı. Lüks ama abartısızdı. Duvardaki tabloya kadar her şey belli ki özel seçilmişti. Harun Bey, ceketinin düğmesini çözerek odanın köşesindeki koltuğu işaret etti. “Aslan Bey şu an şehir dışında. Bu yüzden görüşmeyi ben gerçekleştireceğim,” dedi net ve tok bir sesle. Bir an duraksadım. Aslan Azhaf’la birebir görüşmeye hazırlamıştım kendimi. Onun bakışlarını, ses tonunu, yaklaşımını tartmak istiyordum. Nasıl biri merak ediyordum. Ama sanırım bu merakım bir süre daha bekleyecekti. “Anladım,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Hiç sorun değil.” İçeri birlikte geçtik. Derin bir nefes alıp koltuğa oturdum. Harun Bey de masanın arkasındaki yerine geçti. Dosyamı dizimin üstüne koydum, ellerimle tutarken kendimi dikleştirmeye çalıştım. “Rüya Akel,” dedi adımı yumuşakça telaffuz ederek. “Kendinden biraz bahseder misin?” Yutkundum. “Tabii. 24 yaşındayım. İşletme bölümündeyim. Üniversiteyi İstanbul’da okuyorum, bu yıl mezun olacağım; okulum bitmek üzere. Not ortalamam oldukça yüksek. Açıkçası çok çalışkan ve disiplinliyimdir. Bu işe hem deneyim kazanmak, hem de kendimi geliştirmek için başvurdum.” Başımı hafifçe eğerek gözlerinin içine baktım. Kendimden emin görünmeye çalışıyordum ama içimde bir yerlerde kalbim hâlâ yarış halindeydi. Harun Bey başını salladı. Önümdeki evrakları ona uzattığımda bir yandan incelerken diğer yandan, “Etkileyiciymiş. Ama bilmen gereken bazı şeyler var." dedi. “Aslan Azhaf Keskin kolay biri değildir. Çok zor bir adamdır. Onunla çalışmak... Sabır ister, direnç ister. Senden önce en az beş asistanı kovdu. Kimse onun beklentilerini karşılayamadı.” Boğazım kurudu bir anda. Beş kişi mi? İçimde bir gölge gibi büyüyen tedirginlik gözlerime yerleşti ama hemen bastırmaya çalıştım. Hafifçe gülümsedim. “Zor olması beni korkutmuyor." dedim sesimi titretmemeye çalışarak. “Kendime güveniyorum. Bu işin altından kalkabileceğimi düşünüyorum. Hem belki de Aslan Bey’in alıştığı asistanlardan biraz daha... farklı biriyimdir.” Harun Bey hafifçe güldü. “Sadece ofis işleriyle sınırlı kalmayacak Rüya. Bazen evine gitmen gerekebilir. Özel bazı görevler alacaksın. Geceleri kalmanı bile istenebilir. Aslan... İşini ciddiye alır, yanında olan insanların da aynı ciddiyette olmasını ister.” Gözlerim bir an dondu. “Evine mi?” Kalbim bir an hızlandı. Kişisel bir asistanlık mı yapacaktım? “Biraz kişisel asistanlığa girmiyor mu?” “Elbette öyle. Eğer onun asistanı olacaksan, eli ayağı da olmalısın.” Gözlerimin içine emin miyim, yoksa vazgeçer miyim diye baktı. Buraya kadar yol kat etmişken dönecek değildim. “Eğer işin gereği buysa, ben elimden gelenin en iyisini yaparım. Profesyonel sınırlar içinde her görevi yerine getirebilirim.” dedim, hem sevimli hem güçlü görünmeye çalışarak. Ne kadar da profesyonel. İçimdeki heyecan yükselmişti. Nasıl hissettiğimi bilmiyordum. Telaşlıydım çünkü neye bulaştığımı bilmiyordum. Korkuyordum çünkü o adamla daha tanışmamıştım. Harun Bey bana birkaç soru daha sorup, görüşmeyi kibarca sonlandırdı. “Biz sizi değerlendirip tekrar dönüş yapacağız Rüya Hanım.” dedi, ayağa kalkarak. Gülümsedim. “Teşekkür ederim, vaktiniz için.” Ne kadar gülümsesem de, içimde dolaşan gerginlik yüzüme vurmak üzereydi. Elimde dosyaları sıkı sıkıya tutarak odadan çıktım. Koridorun ferah ama ürkütücü sessizliği içinde hızlı adımlarla ilerleyip asansörün düğmesine bastım. Her katı inene kadar içimdeki heyecan biraz daha arttı. Sanki içimden biri, ‘Ne işin var senin burada?’ diye bağırıyordu. Ama o sesin üstüne bastım, susturdum. Asansörün camından gökdelenin yavaşça küçülen manzarasına baktım. Sonra telefonumu çıkardım ve Esin’i aradım. Üçüncü çalmada açtı. “Ne oldu, çıktın mı?” diye sordu Esin, her zamanki gibi meraklıydı. Aceleci konuşmasına güldüm. “Evet evet çıktım. Ama...” Bir an derin nefes aldım. “Esin... bu adam manyak bir şey. Bayağı zorlu biriymiş. Ne yapacağım ben?” diye isyan ettim. Esin kahkaha attı. “Senin baş edemeyeceğin adam mı var canım? Boş ver, kesin alacaklar seni! Hadi eve gel, bende geçiyorum şimdi.” Telefonu kapatıp, şirketten çıktım. Yoğun gelen trafikten sonra zor da olsa evime varmıştım. Anahtarla kapıyı açıp içeri daldım. Yeliz salonun köşesinde kahvesini yudumluyordu. “Ne oldu, nasıl geçti?” diye sordu beni görünce. Omuz silktim ama bir gülümseme kondurdum yüzüme. “Fena değildi. Ama Aslan Azhaf dedikleri adam... Ciddi söylüyorum, manyak biri kesin. Beş tane asistan kovmuş benden önce. Görüşmeye bile gelmedi, yardımcısıyla konuştum.” Yeliz başını salladı. “Dert etme. Bak gör, işe alınacaksın ama adam seni sever mi bilmem.” Umutsuzca iç çektim. O adam beni işe alsa da meslek hayatım onun yanında çok uzun sürmeyecek gibiydi. O gece düşündüm durdum. Tavanı izleyerek, acaba alırlar mı, alırlarsa gerçekten bu işi kaldırabilir miyim diye… Ama yine de içimde tuhaf bir umut vardı. Sanki o binaya bir kez daha gidecekmişim gibi hissediyordum. Umudumu kırmamalıydım. ** BİR GÜN SONRA Hafta içinin en güzel yanı, dersimin olmamasıydı. Bedenimi güzel ve sıcak yatağımın içinde dinlendirirken altımdaki yatağın hafifçe titrediğini hissettim. Homurdanarak kıpırdandım. Telefonumun titremesiyle gözlerimi araladım. “Kim ya bu saatte?” diye homurdandım. Hafifçe doğruldum, gözlerim hâlâ uykuluydu. Sol gözümü ovuşturarak, telefonu elime aldım. Ekranda bir mesaj parlıyordu. ‘Sayın Rüya Akel, yapılan değerlendirme sonucunda iş başvurunuz olumlu sonuçlanmıştır. Bugün saat 10:00'a kadar şirkette olmanız rica olunur.’ Bir an öylece kaldım. Gözlerim büyüdü. Ne? Aldılar mı?! Ciddi mi? Elimi telefondan çekip yüzüme hafif bir tokat attım. Canımın yanması ile gözlerim şaşkınlıkla aralandı. Düş görmüyordum değil mi? Hızla yatağımdan fırladım. “İşe alındım!” dedim kendi kendime çığlık attım. Sonra delirmiş gibi önce Esin’in, ardından Yeliz’in odasının kapısını tırmalamaya başladım. “Esin! Uyan! UYAN!” diye kapısını teklemedim. “Ne oluyor lan?” diyen sesini içeriden duydum. “Harp mı çıktı?” “Yeliz hadi kalk! Duydunuz mu beni!” diye onun da kapısına vurarak sevinçle salona koşturdum. Esin kapısını açılmadan önce ben çoktan koltuğun üstüne çıkmış, sevinçle zıplamaya başlamıştım. “Beni işe aldılar! Aslan Azhaf’ın şirketinde işe alındım!” Esin uykulu gözlerle bana bakarken, Yeliz şaşkınlıkla başını dışarı çıkartıp halime gülümsedi. Bense hâlâ koltuğun üstünde zıplıyordum, ellerimi havaya kaldırmış şekilde bağırıyordum. “Delirdin mi sen?” “Karşında koskoca şirketin asistanı duruyor!” diye bağırıp garip garip hareketler yaptım. “Ama tüm bunlar tabi ki de sizin sayenizde…” Koşarak arkadaşlarıma doğru giderken onlar da benim gibi güldüler. Bugün intikamımın ilk günüydü ve tarih yazacaktım. Bugün... bir şeyler değişmeye başlıyordu. Ve ben o değişimin tam kalbindeydim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD