Bende bir aptal gibi onu mutlu etmeye çalışıyordum. Ne yazık… Ne kadar yazık…
Birkaç saniyenin ardından şiddetle açılan kapı ile Berk’i gördüm. Üst bedeni çıplak, alt bedenine hızla geçirmiş olduğu eşofman altı ile kapıya bakakaldı. Yüzüne tutulan telefonu gördü; ardından bakışları beni buldu.
“Rüya…”
“Yok artık!”
“Çüş bee…”
Adımdan ilk defa iğrendim.
Berk’in arkasında duran gölgeyi görünce sinirlerim arşa çıktı. Gözlerime inanamadım. Beynim, algılamak istemedi çünkü Alev’in ‘ben şimdi sevişiyordum’ adlı surat ifadesi ile bana bakmasını beklemiyordum.
Kaşlarım çatıldı; dudaklarım ‘o’ şeklini aldı.
“Siz! Sizi iğrenç pislikler!” dedi Esin benim yerime çöplüğe bakar gibi ikisine baktı. “İnanamıyorum! Ne oluyor ya burada?”
“Ne olacak, fahişe piçe geçiriyor.” dedi Yeliz benden önce davranarak Alp’e baktı. “Lafım meclis dışı, üstüne alınma.”
“Rüya! Rüya, siz burada ne yapıyorsunuz?” dedi telaşla Berk bana doğru adımladığında Yeliz önüne geçerek telefonu suratına tuttu.
“Arkadaşıma yaklaşma! Tüm okul öğrenecek sizin bu pisliğinizi!”
“Çek şunu!”
Berk sinirle telefonu almak isteyince Yeliz hızlıca çekti ve cebine koydu. “O kadar kolay değil, şerefsiz. Geri bas.”
Berk ne yapacağını bilmez bir halde bana dönerek ellerini öne doğru uzattı. “Rüya gördüğün gibi değil. İnan açık-”
“İnan bana sadece görmedik. İğrenç çığlıklarınızı da duymak zorunda kaldık.” dedi Esin, umursamaz bir ses tonuyla Alev’e baktı.
“Rüya bana bak, bana bak güzelim…”
Berk’e atabileceğim en soğuk bakışlardan birini atarak tepkisizce suratına baktım. “İnan bana iki dakikalık bir hevesti. Çok ani oldu, bir anlık gelişti.”
“Öyle mi?” dedi ardında duran Alev sözlerine alınarak konuştu. “Bundan önceki sevişmelerimizde öyle demiyordun.”
Gel beni döv diyordu, bu.
Alev, zafer kazanmış bir edayla yüzüme baktığında kusacaktım. Berk’i elde etmenin zaferini kutluyordu ama bilmediği bir şey vardı. Ben Berk’i istemiyordum; beni isteyen o’ydu.
“Fahişenin gururu kırıldı Berk, onarsana. Bir iki inletsen belki keyfi yerine gelir.”
“Sen kimsin bana fahişe diyorsun be?” dedi Alev, Esin’e doğru.
Alp araya girerek Esin’i arkasına aldı. “Uza, kuzen. Sevgilime yaklaşma.”
Alev sinirle Esin’e bakarken oldukça sakin bir şekilde Yeliz’e döndüm. “Canım, gidelim mi?” dedim önümde bana yalvarmayı bekleyen pisliği görmezden gelerek.
“Rüya, beni dinle!”
“Kes lan! Rüya’nın adını ağzına alırken besmele çekersin sen bundan sonra.”
Yeliz yanıma geleceği sırada Berk onun önüne geçerek elimde tuttuğum pastaya büyük bir pişmanlıkla baktı. Ellerime uzanacağında ise “O ellerin bana değerse seni gebertirim. İğrenç herif…”
Öyle bir tını ile konuştum ki, havada titremekte olan parmakları bana uzanmak için duraksadı.
“Hayatımda senin gibi bir şerefsiz tanımadım. Şu pastaya bile yüzüne atamayacak kadar değer veriyorum.”
“Rüya…”
Berk’in yüzüme bakan üzüntü dolu gözlerini umursamadan Alev’e baktım. “Onu istediğin kadar kullanabilirsin. Unutma ki, onu çöplüğe ben bırakıyorum. Sen benden almıyorsun.”
Göz kırparak arkamı döndüm ve seslice konuştum. “Kırk tane fahişe gelse bunun gibi bir piç doğuramaz.”
“Rüya!” diye arkamdan bağıran pisliği görmezden geldim.
“Helal kız sana! Şu şerefsiz için sakın ağlayayım deme.”
“Ağlamak mı? Tek göz yaşıma bile değmezler.”
Yeliz elimdeki pastayı alınca adımlarımı hızlandırdım. Heyecanla indiğim merdivenleri hızlıca çıkarken yüzüme taktığım maskeyi düşürdüm. Hayal kırıklığı; öfke ve nefret.
Bu üç duygu çok güçlü bir bağı oluştururdu.
İntikam.
Berk denen piçten öyle bir intikam alacaktım ki; bir daha birini kandırırken iki defa düşünecekti.
**
“Tek göz yaşıma değmez diyen sen değil miydin?”
Burnumu çekerek hıçkırdım. Gözlerim ağlamaktan kızarmış, boğazım yanmaya başlamıştı. Yeliz’in sandığının aksine Berk için değil, Jack’i yüz üstü bırakan Rose için ağlıyordum. Evet televizyonun karşısında oturmuş; üzerime aldığım bir battaniye ile depresyona girmiş bulunmaktayım.
Parmaklarımın arasında tuttuğum kaşığı sıkarak, soğuk okyanusun içinde ölüme terk edilen Jack için sessizce iç çektim.
“O şerefsiz için ne ağlayacağım be!” diye burnumu çekip, ağız dolusu fındık parçacıklı çikolatalı dondurmayı ağzıma attım. Dişlerim hafif sızlasa da, acımasızca çiğneyerek yanaklarımı şişirdim.
“Belli oluyor… Şu tipe bak.”
Yanağımı hırsla silip televizyona odaklanmaya çalıştım ama nafileydi. Yeliz önüme geçip, ellerini beline yerleştirdi. “Güzelim, canım arkadaşım bu hafta vermem gereken bir sunum var ve sen odaklanmamı zorlaştırıyorsun.”
“Yağğ! En güzel yeri, çekil önümden!” dedim televizyonu görmek için yana eğdim kafamı ama Yeliz müsaade etmedi.
“Depresyona girecek günü mü buldun? Benim çalışmam lazım, artık bu filmi kapat!”
“Aman be!” dedim, dondurmamı zorlukla yutarak ona pis bir bakış attım. “Ağız tadı ile depresyona girmeme izin vermiyorsunuz. Ne biçim arkadaşsın?”
“Dün gece zırladığında yanında oturup sana destek olmadım mı?”
“Zırlamadım ben bir kere.” diye kendimi savundum.
“Evet zırlamadın, resmen böğürdün. Şuan o yüzden sağ kulağım duymuyor.” dedi Esin, elinde tuttuğu bezle bulaşık makinesini boşaltırken.
Dönüp bana sırıttığında yanımdaki yastığı tutup ona fırlattım ancak darbemden kolayca kaçtı. “Ne kızıyorsun, yalan mı?”
“Çok kötü arkadaşlarsınız. Benimle ilgilenmeniz gerekirdi.”
“Tam olarak üç gündür seninle uğraşıyoruz ama kendine gelemiyorsun. Berk’i sevmiyordun, niye bu kadar üzülüyorsun onu anlamıyorum. Yoksa ona aşık falan mıydın?”
Başımda dikilen Yeliz’e ters bir bakış attım. “Tövbe de, onun gibi bir şerefsize aşık olmadığım için çok şanslıyım ama bu beni o kaltak Alev ile aldattığı için kızgın olmadığım anlamına gelmiyor.”
“O yılanı bende sevmiyorum ama yapacak bir şey yok. Ne yapabiliriz ki?” dedi, Yeliz başımda durmayı bıraktı ve yanıma oturarak elimdeki dondurma kabını çekti. “Sonuçta kaltak, kaltaktır.”
“Yeliz! Gel lan buraya, niye ben tek boşaltıyorum bu makineyi!” diyen Esin’in cırlaması ile yüzümü buruşturdum. “Hani senin sunumun vardı?”
Yeliz battaniyemi çekip altına girdi ve kolunu boynuma sardı. “Bebeğime destek olacağım ben. Şuan o kaltak Alev’e saydırmakla meşgulüz.”
“Sizi hainler, ben enayi miyim?”
Battaniyemin diğer ucunu kaldırarak, ona baktım. Beklediği şey buymuş gibi elindeki bardağı bırakıp Amerikan tarzı mutfağımızdan çıkıp hızla bize yaklaştı ve bir anda koltuğa oturup, başını omuzuma yasladı.
Arkadaşlarımın yanımda olduğunu hissettim, hepimizin birbirine ihtiyacı vardı. Özellikle Alev kaltağına küfür ederken onlardan destek almak, çok hoşuma gidiyordu.
Yeliz dondurmadan bir kaşık alıp, Esin’e uzattı. Esin dondurma kabını alırken, “Hayır anlamıyorum ne buldu o aşüftede? Hiç güzel değil bir kere.”
“Evet bence de, sen daha güzelsin canım.”
Çenemi havaya kaldırıp, içten bir pohpohlanmayla, “Tabi ki de. Bir kere benim burnum onunkinden güzel.”
“Aynen canım, hiç onu düşünüp de kendini üzme. Berk onun şimdi suratına bakar mı sanıyorsun?”
“Bence de. Görmedin mi? Sen onları gördüğün an Berk hemen sattı Alev’i. Haysiyetli piçmiş ama hiç çaktırmadı.”
“Beni o kızla nasıl aldatabilir?” dedim, hırsla alt dudağımı ısırdım. “Yemin ederim başkası ile aldatsa zoruma gitmezdi.”
“Saçmalama.” dedi Yeliz ters bir sesle.
“Alev’in bana yarın okulda hiçbir şey demeyeceğinden emin misin peki? O kızın sanki bana dünyanın zengini olmuş gibi bakan bakışlarından nefret ediyorum. Eminim yarın midemi bulandıracak şeyler yapacak.”
“Hiçbir şey yapamaz. Parçalarım onu. zaten hiç haz etmiyorum. Alp’in kuzeni demem dalarım.”
Alp’in adını anması ile aklıma bir şey geldi. Berk ve Alev’i bastığımız zaman Alp fazla şaşırmışa benzemiyordu. Hatta hiç şaşırmamıştı. Bunun sebebi, yoksa biliyor muydu?
“Esin, Alp onların arasındaki ilişkiyi biliyor muydu sence?”
Esin sorumu duyduğu anda kasıldı. Gözlerimiz birbirine değince ikimizin de aklına tek bir şey geldi. Alp ve Berk yakın arkadaşlardı ve Alp’in bunu bilip, susması muhtemeldi.
“Siktir.”
“Vay şerefsiz.”
“Kalk ara lan o piçi!” dedi Yeliz gaza gelerek.
Esin hızla yanımdan kalkarken Alp’in neden böyle bir şeyi bizden saklayabileceğini düşündüm. Büyük ihtimalle susmuşsa bunu Berk yüzünden yapmıştı ama o gün beni durdurmayı hiç denememişti.
Esin telefonunu alıp, Alp’i aradığında pür dikkat onu izliyorduk. Alp tek çalışta telefonu açarken Esin hızla sorusu sordu. “Alp sen biliyor muydun?” diye cırlayınca gözlerim kocaman açıldı.
Yeliz ile birbirimize bakarken Esin konuşmaya devam etti. “Sakın bana saçma sapan şeyler söyleme. Biliyor muydun, bilmiyor muydun onu söyle!”
Alp her ne dediyse Esin’in yüzünün aldığı şekilden düşündüğümüz şeyin doğru çıktığını anladık. Esin, ufak bir sessizliğin ardından, bana baktı. Alp telefonunun ucundan bir şeyler söylese de Esin onu dinlemiyordu.
Esin’e ‘ne oluyor’ der gibi baktım. Ancak cevap olarak söylediği şey, “Siktir git. Sen ve o kaltak kuzenini hayatımda istemiyorum artık!” diye ciyaklayıp telefonu kapattı.
Yeliz benden önce davranarak öne atıldı. “Biliyor muymuş?”
Esin bir şey demeden yanımıza gelip, battaniyeyi üzerimden kaldırıp, kendi üzerine aldı. Hırsla koltuğun üzerine oturarak, yarım kalan dondurmasını hırsla kaşıklayıp ağzına attı.
Yeliz uzanıp kulağıma, “Sanırım depresyon sırası onda.” diye fısıldadı.
“Kaltak Rose!” diye bağırdığında yerimden sıçrayacaktım. Kaşığı televizyona doğru uzatıp bağırdı. “Az daha kıçını kaydırsaydın Jack ölmezdi.”
Yeliz dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalıştı. Şaşkın gözlerle Esin’e bakarken; o hırsla dondurmasını yiyerek küfürler yağdırmaya devam ediyordu. Az önce depresyonda olan benim yerimi şimdi biricik arkadaşım almıştı.
Oh, ne güzel.
Bir ilişki daha sonlanmıştı.
**
“Bak seni uyarıyorum, sakın o kızı görünce delirme.”
“Tamam.”
“Saldırmak falan da yok.”
“Tamam, dedim.”
“Küfür falan serbest ama saçını falan yolmayı aklından geçirme.”
Yanaklarımı şişirip, amfiden çıktım. “Ya tamam dedim. O kıza saldıracak halim yok. Umurumda bile değil.”
Esin, bana güvenmeyen bakışlarla bakınca omuz silktim. O kıza saldıracak kadar kafayı sıyırmamıştım. Hem ben sadece Alev’i suçlamıyordum. Birine hesap soracak olsaydım bu kişi Berk olurdu, Alev değil.
Aldatma tek taraflı yapılan bir şey değildi. Alev suçlu olabilirdi ama en büyük suç Berk’indi. Sadece çok öfkeli ve bu durumu hazmedemeyecek bir durumdaydım. Allah aşkına kim hazmedebilirdi ki?
“Tamam canım kızma, hadi gidip bir kahve içelim.”
“Bak bu olur işte.” dedim, düşüncelerimi bir kenara iterek Esin ile birlikte kafeteryaya doğru ilerledik. Yeliz’in fakültesi bizden ayrı olduğu için üzgündüm çünkü şuan yanımda olsa çok güzel olurdu.
“Alp seninle konuştu mu?”
“Dün mesaj attı ama bakmadım. Biraz sürünsün.” dedi Esin, umursamaz davranıyor olsa da aklının Alp’te olduğundan emindim. Alp ve Esin neredeyse iki yıldır sevgiliydi. Çok tatlı bir çiftlerdi. Alp’in Esin’i ne kadar sevdiğini en iyi bilen kişilerden biriydim.
Esin’in Alp’in ondan bir şey saklamasını sindiremediğini biliyordum ama bu olayın benim yüzümden patlak vermesi canımı sıkıyordu.
“Onunla konuş. Benim yüzümden aranız bozuk olsun istemiyorum.”
“Bunun seninle bir alakası yok ki? O, benden bir şeyler saklamaya pek hevesliymiş. Alacağım ben onun hevesini.”
Hafifçe gülümsedim. Omuzuma asmış olduğum çantamı tutarak kafeteryanın içine girdik. Yoğun ders sonrası bir kahve çok iyi gelirdi. İçi tıka basa dolu olan kafe beni hiç şaşırtmamıştı.
“Boş yer yok mu?” dedi Esin, sıkkın bir sesle.
“Bak şu köşe boş.”
Gözlerimle duvar kenarında boş olan masaya takıldı. “Hadi gidelim.” dedi Esin beni kolumdan çekiştirerek yürüttü. Kalabalık masaların arasından geçerek boş masaya çantamı bıraktım.
“Şekersiz de mi?” diye sordu Esin.
“Evet. Ben alayım istersen?”
Esin beklemeden kahveleri almaya gidince oturdum. Bugün tam dört derse girmiştim. Kafamı kaldıramıyordum. Finaller beni yormuştu. Sürekli ders çalışmam gerekirken Berk’in üzerimde bıraktığı dertlerle uğraşıyordum.
Kendimi toparlamalıydım.
“Rüya, demek buradasın.”
Alev’in sesini duyunca başımı masadan kaldırdım. Karşımda duran yüzsüz ve küstah kadına baktım. Yüzünde ufak bir tebessümle bana bakıyordu. “Yine inek gibi ders çalışıyorsun anlaşılan.”
“Senin gibi aptal olup bir boka yaramamaktansa, inek olmak cazip geliyor.”
Sözlerimle yüzü düşerken bu sefer keyiflenen bendim. “Böyle laf sokmana gerek yok. Aslında ben sadece üzgün olduğumu söylemek istedim.”
“Sevgilimle düzüştüğün için özür mü dileyeceksin? Peki, tamam.” dedim ve sandalyemi ona doğru çevirerek elimi masaya yaslayıp dikkatle ona baktım. “Dinliyorum.”
“Cidden anlamıyorsun değil mi?” dedi, kollarını göğsünün üzerinde birleştirerek gram pişmanlık göstermeyen bakışlarını yüzümde dolaştırdı. “Berk seni seviyor olabilir ama bu tavırların onu soğuttu; o yüzden bana geldi. Bende onu itemedim çünkü hoşlanıyorum.”
“Ee?”
“Ee mi? Olan biten bu. Ona karşı koyamadığım için aramızda tensel bir bağ oluştu. Bende seninle olan arkadaşlığımızı zedelememek için-”
Kendimi tutamadan kahkahayı bastığımda susmak zorunda kaldım. Elimi kaldırıp ona beklemesini söyleyerek gülüşümü bastırdım. “Pardon? Arkadaşlığımız mı?”
Yüzümde oldukça rahat bir ifadeyle ayağı kalkıp, karşısında durdum. “Sen benim arkadaşım değilsin. Alp’in arkasına takılıp bizimle olmaya çalıştın ama senle ben hiç anlaşamadık. Bundan dolayı yüz bulup 'arkadaş‘ olduğumuzu düşünmen beni üzdü.”
Yüzünde birikmeye başlayan öfke, patlamaya hazır olduğunu gösterdi. “Sırf Berk ile yattım diye böyle yapıyorsun ama ne biliyor musun? Sen Berk’i hak etmiyorsun. Egoist, kendini beğenmiş kızın tekisin.”
Tepkimi bozmadan yüzüne bakmaya devam ettim. Beni sinirlendirmeye çalışıyordu ama bunu başaramıyordu. Oldukça tepkisizdim çünkü ikisi de umurumda bile değildi.
“Senin gibi fahişe olmaktan iyidir.”
“Sensin be fahişe! Madem çok seviyordun bırakmasaydın? Ha?” diye sesini yükseltince yan masalardan birkaç kişi bize baktı. Ortamın gerilmesine izin vermeden konuyu kapatmam gerekiyordu.
“Tamam, Alev yeter. Berk senin olsun. Ne yapıyorsanız yapın ama bana bak, zerre umurumda değilsiniz.”
Arkamı dönerek masaya oturacağım zaman konuştu. “Berk’i istesen de tekrar kazanamayacağın için böyle konuşuyorsun değil mi?”
“Onu kazanmak isteyen kim?”
Çakma sarı saçlarını omuzlarından arkaya ittirerek kendini beğenmiş bir ifadeyle gülümsedi. “Onu ben kazandığım için öfkelisin.”
“Evet bedenini soyarak onu kazandığını düşünüyorsan, aferin sana. Bu tam sürtüklerin işi.”
“Sen var ya-”
“Alev!”
Esin elindeki kahveler ile yanımıza döndüğünde Alev gözlerini devirdi. “Geldi koruman…” diye somurttu.
Esin kahveleri masaya indirerek bana baktı. Ben, umursamaz bir ifadeyle ona bakarken Esin, Alev’e döndü.
“Ne işin var kızım burada senin?”
“Sana ne be? Sana hesap mı vereceğim?”
Esin, Alev’in ters ters konuşması ile tek kaşını çattı. “Hayırdır sana bir özgüven gelmiş. Ne oluyor? Berk’i boşta buldun diye mi bu havaların?”
“Sana ne ya? Seninle konuşmuyorum ben Alp’in yalakası.”
Alev’in dudaklarından düşen sözlerle dudaklarım aralandı. Şaşkınlıkla ona bakarken Esin sinirle dişlerini gıcırdattı.
“Alp’in yalakası?” diye tekrar etti Esin.
“Yalan mı? Alp, canım; Alp sevgilim… Yalakanın tekisin. Seni ilgilendirmeyen konulara dahil olma.”
“Haklısın, sürtüklerin konuşması bir başka oluyor.” dedi Esin sakinlikle. “Seni anlayamadığım için üzgünüm. Ne de olsa arkadaşının sevgilisi ile gözümüzün içine baka baka yatan ben değildim.”
“Berk ile arkadaşlığım Rüya ile sevgili olmasından öncesine dayanıyor. Yani o yokken ben vardım.”
Sözleri aklımın içinde dolandı. Alev benden önce Berk’i tanıyordu. Yoksa bu, benim peşimde koşarken onunla oynaştığı anlamına mı geliyordu?
Hiç aklıma gelmemişti.
Sinirden bedenim uyuştu. Alev o an ki aydınlanmamı görmüş olmalı ki, güldü. “Bilmiyor muydun? Berk senden önce de benimleydi. Sadece açık ilişki yaşamayı tercih eden insanlardık.”
Kusacaktım.
Bu nasıl bir midesizlikti?
Bunca zaman beni kandırıyor muydu? Alev bunu hiç sorun etmemiş miydi? Berk o kadar zaman sevgili olmamız için çabalarken gece onunla mı soluklanıyordu?
Midemin bulanması ile yüzüm buruştu. Esin’in ağzı açık kalmıştı. Böyle bir şey beklemiyordu. O da benim gibi hayrete düşmüştü.
Berk…
Hayatımın içinden geçmişti. Nasıl böyle karaktersiz bir insanla birlikte olduğumu anlamıyordum. Gözüm o kadar mı kör olmuştu?
“Ne o? Bilmiyor muydun? Yazık…”
Alev’in gülmesi ile gözüm seğirdi. Bu kadar rahat ve basit bir şeyden bahsediyormuş gibi konuşması beni deli etmişti. Esin’e baktığımda onun da en az benim kadar öfkeli olduğunu gördüm.
“Sadece birazcık?” diye mırıldandım.
“Çok az ama?” diye sordu.
Aldığım izinle dudaklarım kıvrıldı. “Tabi, çok az…” diyerek hızla öne atılıp Alev’in saçlarına yapıştığımda tüm kafeterya onun çığlıkları ile yankılandı. Alev hızla beni itmeye çalışırken saçlarını var gücüyle çektim.
“Demek Alp’in yalakası ha?” dedi Esin, Alev’i ittirerek yere yatırırken bir yandan saçlarını çekiyordum.
“Bırakın beni! Ahh!”
Esin Alev’in yüzünü tokatladı, bende o nefret ettiğim çakma saçlarını içimdeki sinirimi ata ata çekmeye devam ettim. Esin en son Alev’in yanağına koca bir çizik açarken ben onun çığlıklarını duydukça rahatlıyordum.
Aslında dövmek de bir sanattı.
**
“Sana demiştim ama ben…”
Esin’e bakıp hızla konuştum. “Asıl ben sana dedim. O kaltağın- yani kızın yanağına çizik atma yazıktır, günahtır diye.”
“Hih! Ben mi? Asla öyle bir şey yapmam.” dedi Esin, hemen önümüzdeki komisere bakıp masum bir sesle konuştu. “O benim kollarımı çizmeseydi öyle bir şey olmazdı komiser bey amca.”
Karşımızda duran komiser, halimizden bıkmış bir şekilde suratımıza bakıp; iç çektim. “Evladım sen kızın yüzünü ne hale getirmişsin biliyor musun?” diye konuştu sert bir sesle. “Kıza beş dikiş atmışlar.”
“Azmış.”
Kolumla Esin’i dürtüklediğimde ‘ne var’ der gibi baktı. Kaşlarımla komiseri gösterdiğimde telaşla konuştu. “Ama siz meseleyi bilmiyorsunuz ki?”
“Neymiş mesele?”
Esin, tüm oyunculuğunu kullanarak üzgün bir sesle konuştu. “Yanımdaki çilekeş arkadaşım neler yaşadı bilmiyorsunuz. Zavallı arkadaşımı sevgilisi aldatmıştı. Aldattığı kız da şuan hastanede olan kız. Gelip bir de bize yüzsüz yüzsüz konuştu.”
“Ne dedi?”
“Ben yalakaymışım, arkadaşım da kadın olmayı beceremeyen biriymiş. Siz söyleyin hakim amca?” dedi Esin, duygu sömürüsü yaparak. “Bu kıza bakın…” dedi eliyle beni göstererek. “Bir içim su; güzel mi güzel. Taş gibi benim arkadaşım. Aldatılmayı hak etmiş mi?”
“Esin?”
“Hıh?” dedi sessizce.
“Kes artık.”
“Tamam.”
“Kızım anladık, aldatılmış arkadaşın. Peki sen niye üstüne atlayıp kızın kafasını dişlemişsin?” dedi komiser.
Esin, elini dudaklarına yaslayıp kusacakmış gibi yaptı. “Hiç aklıma getirmeyin. Ay kusacağım valla!” dedi.
“Anlaşıldı. Sizden bir şey çıkmayacak. İfadenizi bitirdikten sonra imza atın. Arkadaşlar salsınlar sizi; bebeklerle uğraşıyoruz resmen.”
Komiser amca pes etmiş olacak ki bizi sorgulamayı bitirerek bıraktı. İmzalarımızı attıktan sonra sorgudan çıktık. Odanın çıkmamız ile karşımızda Yeliz’i bulmamız bir oldu.
“Kızlar, iyi misiniz?” dedi Yeliz telaşla.
“İyiyiz canım, hepsi bunun yüzünden oldu.” dedi Esin. “Kızı dövme dedim, gitti saçlarını yoldu.”
“Biraz döv deyip izin verdikten sonra benden çok döven kimdi?”
“Hiç öyle bir şey hatırlamıyorum-”
“Tamam, yeter. Sizi bıraktıkları için mutlu olmamız lazım. Kimliklerinizi alın da çıkalım.”
Başımı salladım. İçimin yağları erimişti, kendimi ferahlamış gibi hissediyordum. Hiç sevmediğim sevgilim tarafından aldatılmak ağrıma gitmiş olsa da o kaltağı dövmüş olmak iyi hissettirmişti.
“Rüya!”
Karşımda koşar adımlarla gelen Berk’i görünce duraksadım. Telaşla yanımıza gelerek ellerini omuzlarıma yerleştirdi. “İyi misin?”
Hızla geriye bir adım atıp dokunuşundan kurtuldum. “Dokunma bana.”
“Ne oldu? Bıraktılar mı sizi?” diye sorsa da cevap vermedim. Alp’in hemen Berk’in arkasından geldiğini gördüm. Esin’i serbest bir halde görünce telaşın yerini rahat bir nefes aldı.
“Tutuklandın sandım kızım.” dedi Alp.
“Tutuklansam iyi olurdu de mi? Sende Berk gibi bir kaltak bulurdun kendine… Ah! Ama yok sen bulup da saklayanlardan olurdun.”
“Esin… Bak dinlemeden yargılama.”
Esin, ters bir sesle “Aman, sus! Dinlemek istemiyorum.”
Berk, üzgün ve pişman dolu bakışlarla yüzüme baktı ancak benim gözlerimde; onun bakışlarının aksine öfke ve intikam vardı. Onu rezil halde görmek isteyen; pişmanlıkla kavrulmasını isteyen bir yanım vardı.
“Rüya, biraz konuşabilir miyiz?”
“Hayır.”
“Lütfen, bak Alev’in yanından geliyorum. Şikayetini geri alması için resmen ona yalvardım.”
“Ne kadar inanarak boş konuşuyor görüyor musunuz?” dedi Yeliz, yanımda durarak Berk’i ezikleyen bir sesle konuştu.
“Sen karışma.”
“Arkadaşıma emir verme.” diye susturdum onu.
Berk hızla kafasını sallayıp dediğimi harfiyen yerine getirdi. “Demek Alev’e yalvardın. Halbuki iki inletsen istediğini yapardı.” dedi Esin.
“Düzgün konuş.”
“Senin de kuzenini savunasın mı geldi Alp?” dedi Esin; ciddiyetle sertçe konuştu. “Kuzenini Berk düzerken uyarsaydın o zaman. Ya da en azından sevgiline söyleseydin.”
“Beni ilgilendiren bir mevzu değildi.”
“O zaman şuan da seni ilgilendiren bir mevzu olmadığı için çeneni kapat.”
Berk, konuşulanları umursamadan dikkatini bana verdi. “Lütfen Rüya… Sadece bir kaç dakika. Sandığın gibi bir mevzu yok bizim aramızda. O anlık gelişen bir şeydi.”
“Öyle mi?” dedim boş gözlerle. “Benimle sevgili olmadan önce onunla zaten sevişmiyor muydun? Açık ilişki yaşamıyor muydun?”
Söylediklerim Berk’in duraksamasına sebep oldu. Bombaya basıp, pimini çekmişim gibi gözlerimin içine baktı. Hayretler içerisindeydi çünkü böyle bir şeyin olmasını beklemiyordu.
Haberimin olmadığını zannediyordu. Vardı ama Alev’in söylediklerinin gerçek olmadığını düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Berk’in tepkisine bakılacak olursa, doğruydu.
“Doğruymuş.” dedim gülümseyerek. “Beni ayak üstünde uyutmuşsun. Sabahları benim peşimden koşarken geceleri Alev’i mi inletiyordun?”
Bana uzanmaya çalışınca elini ittirdim. “Çek elini!”
“Öyle bir şey yok.”
“Kesin öyledir, çekil önümden. Yüzünü görmek istemiyorum!” diye bağırdım. Birkaç polis bize dönüp baktı. Sesimi kontrol ederek, normal bir tonda suratına iğrenir gibi baktım.
“Senden iğreniyorum.”
“Rüya, yapma.”
“Sakın bir daha adımı ağzına alma. Bitti, duydun mu? Benim için asla var olmayan ilişkimiz bitti.”
“Hayır ulan! İzin vermem!”
“Sen kimsin be? Kimsin de izin vermiyorsun? Sen istediğinle olurken hala sevgili olmamızı beklemiyordun herhalde?”
“Ufak bir hata diyorum sana.” dedi battığı yerde çırpınmaya devam ediyordu.
“Biliyor musun?” dedim gözlerinin içine baka baka. “Senden ayrılmaya bir sebep arıyordum zaten, bu da bahanem oldu. Şimdi siktir git, ne yapmak istiyorsan yap!”
Berk’i ittirerek hızla yanından geçtiğimde beni durdurmaya çalıştı ama yapamadı. Alp onu tutarak, benim gitmeme izin verdi. Polis karakolundan bir fırtına gibi esip çıkarken aklımda tek bir düşünce vardı.
Hak etmediğim acıyı; onun içinde büyütecektim.
Bana yaptıklarını, beni onca zaman ayakta uyuttuklarını bilmiyordum ama şimdi gözüm açılmıştı.
Ondan öyle bir intikam alacaktım ki; kırk yıl geçse dahi yarasına tuz bassa da acıyacaktı.