bc

Aşkın Elif Hali

book_age18+
17.5K
FOLLOW
133.0K
READ
mafia
cheating
like
intro-logo
Blurb

27 yaşında olan ve hayatında başta annesi olmak üzere bütün kadınlardan nefret eden Kürşat Tan Ekici; Ekici Holding varisi ve yeni ceosu olarak tekrar Türkiye'ye dönmüştür. Kalbinin ve karakterinin sertliğinden kendi öz anne ve babası bile korkmaktadır.. Bu kalbi ve bu adamı ancak bir kadın ehlileştirebilir tabi bunun için önce içindeki büyük nefreti köreltmesi gerekmektedir.

Elif Ekiz ; 24 yaşında kendi halinde yaşayan anne ve babasını trafik kazasında kaybetmiş Ekici Holdingin muhasebe ekibinden biridir. 

Kürşat Tan Ekici; Kadın düşmanı görünürde ceo ancak dedesinden kalma mafya işlerini de yönetmekte olan 27 yaşında genç yakışıklı zengin ve her kadının hayalini süsleyen gaddar patron..

chap-preview
Free preview
1.Bölüm: "İlk Karşılaşma"
1. Bölüm: İlk Karşılaşma Elif Ekiz... Bilgisayar ekranındaki rakamların dans etmeye başladığını görünce mola vermem gerektiğini anladım. Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım. Sonra kolumdaki saate baktım. Molaya 5 dakikam vardı ama bir önceki molamı kullanmadığım için erken çıkabilirdim. Sonuçta iki molayı birleştirme hakkım vardı. Gözlüklerimi çıkarıp hızlıca lavaboya gittim ve buradaki işlerimi hallettim. Çalıştığım katta bulunan mutfağa geçip ince belli bardakta tavşankanı bir çay aldım. Girişte, danışma-karşılama bölümünde çalışan biricik arkadaşım Tuğba'nın yanına gitmek için asansöre binip aşağı indim. Herkes, harıl harıl kahve tiryakisiyim diye sosyal medyada kahve paylaşımlarıyla çığır açarken ben çay severdim. Arkadaşım Tuğba'nın deyimiyle “çayyaş”tım. Bugün yine benim için yoğun, bol faturalı bir gün olarak ilerledi ama holdingin magazin gündemi nasıl… Bunu en iyi Tuğba bilir. Hızlıca bilgi alışverişi yapmak için bir an önce arkadaşımın yanına gitmem gerek. Kesinlikle dedikodu değil! Bilgi alışverişi yapacağız, zaten dedikoduyu ikimiz de hiç sevmeyiz. :) Düşüncelerimden asansörün kapısının açılma sesiyle sıyrıldım ve hızlıca arkadaşımın yanına doğru adımladım. Danışma oldukça geniş bir alandı; gri ve beyaz tonlarda dizayn edilmişti. Plazada ara duvarlar dışında pek beton yoktu. Her yer tavana kadar uzanan camlardan oluşuyordu. Bina 24 katlıydı, ben 13. katta muhasebe departmanında çalışıyordum. 23. kat yönetim katıydı ve en fazla oraya kadar çıkabildim. 24. kat ise tamamıyla boştu ancak bu aralar o katta hummalı bir çalışma vardı ve bu durum şirkette bol bol dedikoduya neden oluyordu. Tuğba’yla göz göze gelince gülümsedim; elimde çay bardağı, yüzümde tebessüm, arkadaşıma doğru ilerlerken çaprazında gri koltukta oturan adamı gördüm. İlk defa gördüğüm bu Yunan heykeli gibi adam kimdi ve Tuğba'nın nerdeyse dibinde olan koltukta oturmuş kimi bekliyordu acaba? O koltuk normalde benim yerimdi. Gözlerimi o yakışıklı adamdan alıp Tuğba'nın yanına yaklaştım ve "Selaamm…" dedim, kısa bir baş selamı da bu yakışıklı beyefendiye verip aynı şekilde karşılık aldım. Tuğba'ya, “Nasılsın canım?” derken gözlerimle de arkamda oturan adamı işaret ettim. Tuğba tebessüm ederek, "Rahat ol. Beyefendi İtalyan, Türkçe bilmiyor," dedi. Bir an şaşırdım ama daha rahat konuşmaya başladım: "Birini mi bekliyor burada?" diye sordum. "Hayır, 24. kattaki tadilatla ilgileniyor ama sürekli orada bulunmak istemiyor, elindeki tabletten hallediyor bütün işleri," dedi. "Teknolojinin nimetleri işte; ne güzel, oturduğun yerden 24. katı dizayn edebiliyorsun." Tuğba bana doğru biraz daha yaklaştı ve "Boş ver sen onu da adam çok yakışıklı, İtalyan ve mimar. Sence ne olmuştur buralarda?" diye sordu. Muzipçe gülümsedim. "Şirketin çapkın hanımları buralarda sık sık mola vermiştir, eminim. İki gündür inemedim yanına, başka ne olabilir ki?" Adamın Türkçe bilmemesinin verdiği rahatlıkla Tuğba anlatmaya devam etti: "Dediğin gibi, şirketteki çapkın bekârlar molaya hep bu kata indiler. Düşün, 22. kattan buraya mola için ineni gördü bu gözler!" "Yuhh!!" "Evet, kızım ne sandın? Şu an bütün şirket patronu bıraktı, bu adamı konuşuyor; çeviri programıyla İtalyanca konuşup tanışmaya çalışanlar bile var! :) Ama İtalyanca mı yoksa tarzanca mı konuşuyorlar bilemiyorum," dedi Tuğba kıkırdayarak. "İngilizce biliyordur belki, denedin mi konuşmayı?" "İlk onu denedim fakat sadece İtalyanca biliyormuş, orada yaşıyormuş zaten. Tadilat işi için geldi galiba ve hiç iletişim kuramadım, sadece kahve istediğinde işaretleşiyoruz o kadar. Aslında üzülüyorum da bir yandan; sıkılıyordur bence burada otur otur..." Omuz silktim, "Sıkılmaz, işiyle ilgileniyor... Keşke ben de iki gündür bu kata molaya çıkan kızları anlamasaydım. Hiç sıkılmazdım inan." Tuğba gülümsedi bu sözüme: "Eee son toplantı nasıl geçti, Alparslan Bey ne dedi, yerine kim gelecekmiş?" diye merakla sordu. "Bu bilgileri benimle değil yönetim kuruluyla paylaşır canım, biliyorsun. Ben sadece muhasebe personeliyim. Üniversite okuyan oğlunun yaşı henüz yirmi, onun gelmeyeceği kesin, ama yerine kim geçer bir fikrim yok," diye cevapladım. "Kızım, Alparslan Bey’in yurt dışında da bir oğlu varmış, hem de 27 yaşında. Yıllardır yurt dışında yaşıyormuş; eğitimi, kariyeri, iş hayatı, bir tane fotoğrafı da dâhil internette hiçbir bilgi yok fakat konuşulanlara göre o oğlu geçecekmiş yerine!" deyince şaşırdım. "Hayalet mi, çok mu korkak? Bu gizlilik neden bu kadar fazla?" diye sordum. "Kesinlikle korkaklık değil! Malum sebepten dolayı, -arkamızdaki İtalyan adamı kaşıyla işaret etti, sonra konuşmaya devam etti- her departmandan buraya mola için gelenlerden bazı duyumlar aldım," dedi. Çayımdan bir yudum daha aldım ve dinlemeye devam ettim. Tuğba oldukça heyecanlıydı. "Öfke kontrolü olmayan bir adammış, kesinlikle kadın personelle çalışmıyormuş! Kendi sekreteri de dâhil yakın çevresi tamamen erkekmiş. Hatta aniden gelen öfke kriziyle birkaç çalışanını hacamat etmiş dayaktan!" dedi. Tek kaşım havalandı istemsizce… "Yuh! Rahat rahat adam dövebilmek için mi kadın personelle çalışmıyor yani? Bu kadar zahmete ne gerek var; kum torbası koysun ofisine, sıkıldıkça gidip orayı yumruklasın. Hatta kum torbasının adını da mazlum koysun," deyip kıkırdadım. Tuğba gözlerini devirdi, "Neyse, sen mazlumu falan boş ver de muhasebede tek kadın personel sensin, seni de işten çıkarır mı ki?" Bilmem dercesine omuz silktim, "Üç senedir çalışıyorum burada, Alparslan Bey çok iyi bir patron. İşten çıkarılırsam üzülürüm ama o kadar yıl ekmeğini yediğim insanlar hakkında kötü bir yorum yapamam," dedim. "İnşallah danışmadaki personeli de değiştirmez. Tam evlilik arifesindeyim, çok kötü olur benim için!" deyince yüzümü buruşturup "Bence iş mi, eş mi diye bir tercih sunarlarsa direkt işini seç ve Serkan'ı en kısa yoldan şutla! Nooğğğluurrr canım arkadaşım, Serkan’la evlenmekten vazgeç!" dedim, abartılı bir şekilde. Tuğba sinirledi birazcık, "Sussana kızım, ikiniz anlaşamıyorsunuz, benim suçum ne? Nişanlımla gayet de iyi gidiyor. Bir gün senin de sevgilin olursa ben de size aynısını yapacağım. En sevdiğin arkadaşınla müstakbel kocanın anlaşamaması nasıl bir şeymiş anlarsın o zaman!" deyip sitem etti. "Neyse. Benim mola bitmek üzere, bir an önce işime döneyim. Seni, İtalyan olup da İngilizce ve Türkçe bilmeyen bu yakışıklı beyefendi ile baş başa bırakıyorum, hadi öptüm görüşürüz," deyip uzaklaştım. Mola ve çalışma saatlerime çok dikkat ederdim. Hatta lavabo ihtiyaçlarımı bile ona göre ayarlardım. Biraz disiplinli bir çalışandım galiba. Tuğba’yla konuşmamızdan sonra işten atılır mıyım düşünceleri eşliğinde akşamı etmiştim. Çıkarken, İtalyan adamın hâlâ aynı pozisyonda, aynı yerinde oturuyor oluşu dikkatimi çekti. Göz göze gelince ufak bir tebessümle ve baş selamı verdim, aynı şekilde karşılık alıp çıktım holdingden. Evime gitmek için can atıyordum resmen. **** 24. kattaki tadilat tüm hızıyla devam ederken şirket personeline hiç kimsenin o kata çıkmaması konusunda kesin bir dille uyarı verilmişti. Üstelik katta çalışan ekibin tamamı İtalya'dan, sırf bu tadilat için özel olarak gelmişlerdi. Alparslan Bey'in emekliliği ve yerine geçecek olan veliaht, nerdeyse holdingin tüm dedikodu malzemesini karşılaşmıştı. Gün boyu iş yerinde, iş dışında konuşulan tek konu: “veliaht”tı. Elimde ince belli çay bardağım, yüzümde muhteşem tebessümüm ile yine karşılamadaki arkadaşım Tuğba'nın yanına gidiyordum. Gülüşüm muhteşem olmalıydı çünkü arkadaşımın gönlünü almam gereken konular vardı. Danışmaya geldiğimde, İtalyan mimar hâlâ aynı koltukta, elinde tablet, kulağında kulaklıkla oturmuş bir şeylerle uğraşıyordu. Günlerdir her karşılaşmamızda olduğu gibi ufak bir baş selamlaması ile birbirimize selam verdik. Tuğba beni görünce surat astı ve yan döndü. Akşam, arkadaşımı kızdırmıştım ve belli ki bu saat olmuş, hâlâ kızgınlığı geçmemişti. "Arkadaşların en güzeli, nasıl gidiyor iş günün?" deyip yanağından makas aldım. Omuz silkti, "Hiç boşuna sırnaşma, sana da Serkan'a da çok kızgınım! Sürekli bir araya geldiğinizde kavga ediyorsunuz. Bıktım bu durumdan, ikinizi de boşayacağım, o olacak!" dedi. "Tamam tamam… Sana söz, bir daha o Serkan’la atışmak yok, gırgır şamata bir araya gelince Elif sözü!" dedim. "Tamam, o zaman bana da bir kahve ısmarla, daha hızlı barışalım!" deyince rahatladım. Affedilmenin mutluluğu ile hemen isteğini yerine getirdim. Tuğba kahvesini, ben çayımı içerken yan tarafta oturan İtalyan’ı işaret ederek, "Durumlar hâlâ aynı mı? Kızlardan en çok hangisi uğraştı ayartmak için bu adamı?" diye sordum. Anlamsız bir şekilde bu adamla ilgili durmaları merak etmeye başlamıştım. Tuğba: "Ayy hepsi üçer beşer şansını denedi ama galiba adam gay! Hiçbirinden etkilenmedi!" demesiyle arkamdan öksürük sesi duyuldu, İtalyan gay (!) aniden öksürmeye başlamıştı. Atıldım hemen ve "Ayy Tuğba koş bir su falan ver… Adam kendi tükürüğünde boğulacak! Vallahi kızlar gay mey demez, bizi öldürür buna bir şey olursa… Müdahale etmedik diye!" Tuğba hemen su getirip adama uzattı ben de sırtına ufak ufak vurdum ama bu nasıl sırttır arkadaş! Tuğba'ya bakıp "Adamın sırtına mı vuruyorum duvara mı belli değil! Taş gibi sözünün karşılığı resmen. İnsan sırtına da kas yapmaz bee!" dedim yine abartılı bir şekilde çünkü nasıl olsa Türkçe anlamıyordu! **** Aradan geçen 10 gün boyunca tadilat bitmiş, İtalyanlar holdingi terk etmiş her şey rutine bağlamıştı. Veliaht geldi denildi ve peş peşe bütün departmanlarla toplantı yapılacak bilgisi verildi… Gün boyu başımda ve ensemdeki ağrıyla çalışmak zorunda kalmıştım. Bir noktadan sonra artık daha fazla dayanamayarak izin alıp hastaneye gitmiştim. Sonra serumdu, iğneydi derken tedavim bitince eve geçip dinlendim. Ara ara böyle migren ataklarım tutardı. Çalışma arkadaşlarım ve şefim bildiği için izin konusunda sorun yaşamazdım. Ama bu defa sorun olacaktı sanırım. Ertesi gün kendimi daha tam olarak toparlayamama rağmen işe geldim. Çünkü dün ben hastanedeyken muhasebe departmanı yeni patron Kürşat Bey’le toplantı yapmış. Benim toplantıda olmamam ve muhasebe departmanının tek kadın personeli olmam kesinlikle işten çıkarılma sebebim olacaktı. Konuşulanlar doğruysa tabii… Bu endişeyle gelmiş ve hızlıca asansöre ilerlemiştim, asansörün 24. kattan inişini beklerken yanıma siyah takım elbiseli bir adam geldi. O da benimle birlikte asansörü bekliyordu. Kısa bir an göz göze gelince ben bu adamı nereden tanıyorum diye düşündüm. O sırada çalan telefona baktım, arayan tabii ki Tuğba'ydı: "Efendim canım…" "Nasıl oldun Elif’im, iyi misin?" "Biraz daha iyiyim, ağrım yok ama ağırlık var. Tuhaf bir ağırlık sersem gibiyim… Algılarım kapalı şuan. Sanki başka dünyadayım. Birazdan o da geçer büyük ihtimalle…" dedim. "Sana önemli bir şey söylemem lazım çok acilinden!!!" O sırada asansör geldi ve kapısı açıldı. "Asansör geldi, telefon çekmez. Mesaj at balım, öptüm görüşürüz," deyip Tuğba’nın konuşmasına fırsat vermeden kapattım telefonu. Asansöre bu beyle birlikte bindik. Beynim muhallebi olmuş, alık alık hâlâ bu adamı nerden tanıyorum diye düşünürken adam konuşmaya başladı: "Kusura bakmayın, istemeden kulak misafiri oldum, rahatsız mısınız?" "Evet, dün migrenim tuttu, baya da şiddetliydi; işten izin almak zorunda kaldım. Yeni yeni kendime geliyorum ya da gelmiyor da olabilirim, bilemedim. Tam toparlanamadım ama hemen işe gelmek zorunda kaldım…" dedim. Soruya neden bu kadar uzun cevap verdim anlamamıştım… Yanımdaki beyefendi, "Baş ağrısının her türlüsü zordur. Toparlanınca gelseydiniz aslında daha iyi olurdu," dedi. Derin bir nefes alıp verdim, "Yani normalde öyle yapıyordum ama dün ben izin alıp çıkınca yeni patronla toplantı yapılmış. O toplantıda yoktum… Galiba sorun çıkaracak patron bu konuyla ilgili." Kaşları hafif çatıldı adamın, "Neden sorun çıkarsın ki? Sonuçta rahatsızlanmışsınız," dedi. Omuz silktim, "Bilmiyorum, kadın personelle çalışmayı seven biri değilmiş. Muhasebenin tek kadın personeli bendim, ilk toplantıya da katılmadım… Konuşulanlar doğruysa, bu durumu bahane edip beni çıkarabilir," diye cevapladım. "Anladım, bu kadar panik yapmayın belki de çıkarmaz," deyip tebessüm etti. Sülalem rahat tavrına büründüm bir an ve "Ayy… Bilmiyorum, üç senedir çalışıyorum. Çıkarılırsam da yapacak bir şey yok! Başka iş bulur, çalışırım. Sonuçta ben tecrübesizdim işe alındığımda. Bildiğim her şeyi burada öğrendim, Alparslan Bey bana bir şans verdi. Şimdi de çıkarılıyorum diye sitem etmeye hakkım yok!" dedim. "Doğrudur, -bu sırada asansör 13. katta durmuştu- babam böyle fırsatları vermeyi sever! Tabii karşısındaki de güzel değerlendirmeli!" deyip göz kırptı. Bu sırada ben açılan kapıdan çıkmış alık alık karşımdakinin suratına bakıyordum. Adamın göz kırpmasıyla asansör kapısının kapanması bir olmuştu. O an anlamıştım, hatta bütün algılarım açılmıştı. Bu adam, danışmada günlerdir oturan ve gay sandığımız adamdı!!! İtalyan değildi! Üstelik patronun oğlu nam-ı diğer veliaht Kürşat Tan Ekici Bey’di. Asansöre bakakaldım, bakınca bir şey daha anladım. Bu sadece yönetim katının kullandığı asansördü. O yüzden hiç bir katta durmamış ve başka kimse de binmemişti. Olayları tamamen idrak ettiğimde ağzımı hafifçe açtım ve hayatımda çok nadir kullandığım o kelime çıktı dudaklarımdan: "Siktiiirrr!"

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
580.4K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
98.8K
bc

AŞKLA BERDEL

read
95.8K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.7K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
77.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
62.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook