4.Bölüm: "Kalp Atışları"

1858 Words
4.Bölüm: "Kalp Atışları" Yazarın Anlatımı... Elif şirkette yeni pozisyonundan gayet memnundu çünkü artık daha çok işe yaradığını hissediyordu. İçten içe daima Alpaslan Bey’e borçlu hissediyordu kendini. Alpaslan Bey’le iş yerinde ne zaman karşılaşsalar hâlini hatırını sorar, işinden memnun olup olmadığını sorar, başka bir iş veya iş yeri düşünüyorsa mutlaka kendisine haber vermesini tembihlerdi. Herkese nasip olmazdı böyle ince düşünceli patron. Emekli olmuştu artık; veda yemeği vermiş, oğlunu tekrar şirketin hem yönetim kuruluna hem de çalışanlara takdim etmişti. Ara ara göz göze gelmişlerdi onun dışında ikili diyalog olmamıştı. Yemek sırasında ısrarla telefonu çalmıştı Elif’in, tanımadığı bir numara bu kadar ısrarla arıyorsa önemli bir durum olabilir diye terasa doğru ilerleyip cevapladı telefonu. Arayan, şirkete ilk başladığı günlerde kendince Elif’e kur yapıp onunla ilgilenmeye çalışan güvenlik görevlisiydi. Elif ısrarla teklifini kabul etmediğini güzellikle anlatmıştı ama güvenlik görevlisi İsmail'in bunu anlamaya pek niyeti yok gibiydi. “İsmail, bak defalarca olmaz dedim, sorun işin ya da mevkiin değil. Ben bu gönül meselelerinde kendimi yormak istemiyorum, “ dedi ama karşı taraf hâlâ anlamamakta ısrar ediyordu. “Artık sadece bir güvenlik görevlisi değilim, şef oldum, güvenlik şefiyim, yetkiliyim yani...” Elif gözlerini devirdi, bıkkınca nefes alıp verdi ve devam etti: “Bak, istersen genel müdür ol, umurumda değil, beni bir daha arama! Bu işin sonu kötüye gidiyor, böyle devam edersen ben de bilirim kötü olmayı!“ dedi. Konuşma bitmişti, iyice gerilmiş vaziyette, yemeğe devam edemeyeceğini anlayınca birkaç kişiyle sessizce vedalaşıp dışarı çıktı, bir an önce eve gidip rahatlamak istiyordu. “Elif!” ses tanıdıktı, yavaşça sese doğru döndü; Kürşat Bey tüm heybeti ve yakışıklılığıyla ona doğru yürüyordu. “Eve mi gidiyorsun?“ “Evet, Kürşat Bey, biraz yoruldum sanki eve gidip dinlenmek istiyorum.“ “Ben de aynı durumdayım ama aslında bir kahve içsem kendime de gelirdim. Eşlik etmek ister misin, çok vaktini almam?” Elif, beklemediği teklife şaşırdı ama doğru düzgün bir özür dilemeliydi patronundan sonuçta iki defa gay derken yakalanmıştı. Gülümsedi ve o nahif sesiyle “Olur, bana da iyi gelir belki bir kahve,” dedi. Yanlıştı aslında ama yine de sohbet edebiliriz düşüncesi ile teklifi kabul etmişti. O sırada Kürşat’ın aracı gelmişti, Elif yorgun olduğu için taksiyle gider, taksiyle dönerim diye kendi aracıyla gelmemişti. Çok da sevindi bu duruma şu an. Birlikte araca geçtiler, Kürşat kullanıyordu aracı. Yan taraftaki yolcu koltuğuna oturdu, istediği özel bir mekân var mı diye sordu Kürşat ama fark etmez cevabını alınca kendi özel mekânına gitmeye karar verdi. Yol boyunca, işle alakalı ufak tefek soru cevap şeklinde muhabbetleri olmuştu. Sahil kenarında bir mekâna geldiler, araç içine servis istedi Kürşat. Kahveleri beklerken kafasını koltuğa yasladı gözlerini kapattı ve Elif’e “Konuş,” dedi, Elif anlamaz bir ifadeyle baktı Kürşat’a, bir yerde oturup kahve içeceklerini sanmıştı ama arabada durmak tedirgin etmişti. “Ne konuşayım?” dedi. Kürşat tebessüm etti, gözleri kapalıydı hâlâ. “Ne konuşmak istersen, yeter ki o kadife sesin kulaklarımdan eksik olmasın. Öyle bir ses tonun, öyle nahif konuşma tarzın var ki beynimi dinlendiriyor Elif, hiç susma istiyorum. Sen konuş, ben hem dinleyim, hem dinleneyim,” dedi. Elif kulaklarına kadar kızardı, utandı, ne diyeceğini bilemedi. İltifat duyardı ama Kürşat gibi birisinden duymak biraz da olsa gururlandırmıştı. “Ne konuşmam lazım bilemiyorum Kürşat Bey, şakınım gerçekten,” dedi. “O zaman soru cevap şeklinde ilerleyelim, sevgilin var mı?” diye sordu Kürşat. Elif içinden, “İlk soruya bak,” dedi; dışından sorunun cevabını verdi “Hayır yok.” “Senin gibi güzel, alımlı bir bayanı nasıl oldu da kimse etkileyemedi, sevgili yapamadı?” Elif mümkünmüş gibi daha çok kızardı, cevap verecekti ki kahveler gelmişti. “Ooh!” dedi içinden, zaman kazanmıştı. Kürşat gerçekten hiç susmasına izin vermedi, sürekli sorular sordu. Elif cevapladı haliyle; cevapları uzun olan sorular sormuştu. Bir şey fark etti Elif, Kürşat çok akıllı biriydi, istediği sorunun cevabını muhakkak almayı başarabiliyor, çok güzel kelime oyunları yapıyordu. Laf cambazıydı tam. 45 dakikalık bir sohbetin ardından Kürşat Elif’i evine bırakmış, kendisi de evine dönmüştü. Yol boyu arabada müzik açmadı, telefon çaldı cevaplamadı. Kulağında, zihninde son ses Elif’in sesi kalsın istemişti. İşi zordu. Her gün bu sesi duymak isteyecekti çünkü içindeki bir boşluğu dolduruyordu Elif ama ne olduğunu henüz kendi de bilmiyordu. Ertesi gün iş yerinde, mesai saatinde ve molalarda resmen köşe kapmaca oynamıştı Elif, çok utanıyor, Kürşat’ın karşısına çıkmak istemiyordu. Sabahtan şirket eksikleri ve sorunlarını çözerdi Kürşat, öğleden sonra dışarıdaki işleri ve toplantıları hallederdi. Düzeninin bozulmasını istemezdi. Elif, elinde çayı, kendi katındaki yangın merdivenine ilerlemiş, Tuğba’ya da mesaj atmıştı. Merdivende Tuğba’yı beklerken, kapı açıldı ve Kürşat Bey karşısındaydı. Kürşat dışarı çıkacaktı, Tuğba’ya 16.00’a kadar dışarda olacağını, geldiğinde Elif Hanım’la toplantı yapacağını bildirmek istemişti ancak Tuğba yerinde yoktu. Lavaboda olabilir diye düşündü mesaj atıp gidecekti ki Tuğba’nın telefonuna gelen mesajla kararını değiştirdi. Ekrana göz ucuyla bakmıştı ancak mesajı net okumuştu. “Kürşat Bey’e yakalanmak istemiyorum, benim kattaki merdiven boşluğuna gel,” yazıyordu. Kürşat’ın dudakları, keyifle yukarı doğru kıvrıldı ve asansöre binip 13. kata indi, hızla yangın merdivenin olduğu tarafa yöneldi, kapıyı açtı ve Elif’le göz göze geldiler... Elif’in ağzı açıldı, geri kapandı galiba içinden küfür etmişti. Kürşat dar olan merdivende Elif’e biraz daha yaklaştı, dibine kadar girdi. Elif geri gidemedi ama en sonunda konuşacak cesareti buldu: “Kürşat Bey bir sorun mu var, n’oldu, neden geldiniz?” Kürşat bariton bir ses tonuyla, “Onu sen söyleyeceksin Elif, benden mi kaçıyorsun sen?” Elif başını kaldırdı, dudaklarını ısırdı, Kürşat’ın gerildiğini hissetti. “Yanlış anlamışsınız, neden kaçayım ki?” dedi; o ses tonu, o dudaklar Kürşat’ın kalbi maratona çıkmış gibiydi. O an tek yapmak istediği o dudaklara yapışmaktı ama tuttu kendini. Yıllarca ördüğü duvarları bir çift ela göze yıkılacaktı, önüne geçmesi gerekiyordu. Baktı, baktı Elif’e, hiçbir şey demedi ve çıkıp gitti... Elif arkasından öylece bakakalmıştı. Derin bir nefes alıp verdi, her zamanki gibi gözlerini sıkıca kapattı, açtı. Sonra en iyisi çalışmak dedi ve işine döndü... Bundan sonra ne yapacaktı hiç bir fikri yoktu. Tek bildiği Kürşat’ın adı dahi geçse kalbi öyle bir atıyordu ki yerinden çıkacak sanıyordu. Hatta bazen dayanamayıp elini hafifçe kalbine bastırıyordu sanki sakinleşmesi mümkünmüş gibi… Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu Elif. Veliaht diye günlerce hakkında konuştukları, merak ettikleri adam, yeni patron Kürşat Tan Ekici, Elif'e kur mu yapıyordu? “Hayır, hayır,” diye mırıldandı Elif. “Olmaz öyle şey, hem benim gibi biriyle ne işi olur koskoca CEO’nun? Onun tek derdi holdingdir eminim,” dedi ama bu kalp atışları ne demekti? “Taşikardi oluyorumdur, daha doğru bir tespit,” dedi kendi kendine. Düşüncelerle boğuştuğu esnada telefon çaldı arayan, Tuğba'ydı: “Elif, 10 dakikaya toplantı var, anlamadım ama Kürşat Bey çok sinirli. Az önce geldi ve seninle toplantı yapmak istediğini söyledi,” dedi. Elif gözlerini kapatıp açtı, ”Sadece benimle mi?“ diye sordu bir umut. Tuğba kıkırdadı, “Saçmalama kızım, seninle tek başına niye toplansın adam? Tabii ki muhasebe müdürünü de aradım, o da geliyor,” dedi. Rahatladı Elif, şu an baş başa kalmak pek mantıklı gelmemişti. Hızla toparlandı, gerekli olabilir diye düşündüğü dosyaları hazırladı hızlıca, lavaboya gitti işlerini halletti, dosyalarını aldı 23. katın yolunu tuttu. Asansörde “Acaba neye sinirli, bir kriz filan mı çıktı, n’oldu?” diye düşünerek oyalandı. İşi düşünmek daha mantıklı gelmişti sonuçta o simsiyah gözleri düşünmese kalbi laf anlar şekilde atacaktı. Yönetim katına gelince koridorda muhasebe müdürü Kenan Bey ile karşılaştı. Oldukça tedirgindi. Elif hızla yaklaşıp selam verdi, sonrasında “Bir sorun mu oldu acaba, neden sadece muhasebe müdürü ve şefi ile toplantı yapılıyor? Departman her zaman tam kadro katılırdı toplantılara…” diye sordu müdüre, o da “Herhangi bir bilgi verilmedi, çağırıldım geldim,” dedi. Koridorda hem konuşup hem toplantı odasına doğru ilerliyorlardı ki Ilgaz Bey’le karşılaştılar ve toplantının 24. katta yapılacağını öğrenip o kata yöneldiler. 24. kattaki odaya geldiklerinde tam kadro yönetim kurulu masadaydı, herkes gergindi. Kürşat Bey gelmemişti henüz. Boş buldukları yere oturdular, masada ikramlıklar vardı ama kimse cesaret edip dokunamamıştı çünkü kısa zaman olsa da Kürşat Bey’i az çok tanımışlardı. Aniden bir toplantı yapılıyorsa şirkette önemli bir durum vardır demekti. Kürşat Bey geldi, oldukça gergin ve asık suratlıydı. Masaya oturdu, bariton bir ses tonuyla topluca herkese “Hoş geldiniz,” dedi ve devam etti. 13 gündür, gece gündüz hazırlandıkları ihale bilgileri rakip firmaya sızdırılmıştı; şirkette bir hain olduğu kanaatine varmıştı Kürşat. Toplantıda herkese sert bir şekilde, bu haini bulana kadar ufacık bir bilgi sızarsa kimsenin gözünün yaşına bakmayıp tam kadro herkesin işine son vereceğini kesin bir dille belirtmişti. Herkesin kendisine bir görüş bildirmesini istedi şüpheli kim olabilir diye ancak çıt çıkmadı. Elif söz ister gibi elini hafifçe kaldırdı. Kürşat'ın onayıyla konuşmaya başladı, “Yönetimden veya ihale konusunda yetkili ve bilgi sahibi birinin böyle bir şeye cesaret edip rakip firmaya bilgi sızdırma ihtimali pek mantıklı gelmedi bana. Sonuçta ilk şüpheleneceğiniz insanlar biziz ve kimse kendini böyle bir duruma düşürmek istemez. Güvenlik kameraları incelense fotokopi odası da dâhil temizlik ve güvenlik personelinin rahatça girebildiği her yere bakılsa belki bir ipucu yakalanabilir,” dedi. Kürşat yine hayranı olduğu bu nahif ses tonunu duyunca gerçekten biraz daha sakinleşmiş ve mantıklı düşünmeye başlamıştı. “Bunu da dikkate alacağız Elif Hanım, öneriniz için teşekkür ederim,” dedi ve birkaç soru cevaptan sonra toplantıyı bitirdi, tabii ki güvenlik kamerası inceleme işini en güvendiği insana yani Ilgaz'a bıraktı. Bu arada eskiden güvenlik olan ve Elif'e kafayı takan, şu an güvenlik şefi olarak işine devam eden İsmail sürekli mesai arkadaşlarına “Elif muhasebenin şefi, ben güvenliğin şefiyim, aramızda sınıfsal bir fark kalmadı artık. Zaten tek başına yaşayan biri benim için çöpsüz üzüm, ailesi ile uğraşma derdim yok,” gibisinden sözlerle Elif'in arkasından konuşuyordu. Elif henüz duymamıştı çünkü işi o kadar yoğundu ki kısa molalarını sadece müsaitse Tuğba ile değerlendirip işinin başına geçiriyordu. Şimdi de ihale fiyatını dışarı sızdıran, canına susayan personel kim acaba diye aklının bir köşesinde bu meseleyi düşünüp duruyordu… Holdingden çıkmıştı, arabası bakımda olduğu için otobüsle evine gitmek zorundaydı. Durağa doğru yürürken önünde kırmızı, üst segment sayılabilecek, camları filmli bir araba durdu; tanıdık bir araç olmadığı, içini de göremediği için ilerlemeye devam ederken araçta onunla birlikte ilerledi. Az sonra camları indirip kornaya da basınca Elif bakmak zorunda kaldı. İsmail’i görünce şaşırdı, onun arabası yoktu. Elif’e seslenip evine bırakmak istediğini söyledi. Elif, “Gerek yok!” deyip hızlıca yoluna devam etmek istedi ancak birden bir el kolundan tutup çevirdi Elif’i; arabadan inen İsmail kıpkırmızı gözlerle sinirli bir şekilde Elif’e bakıp “Neden bu kadar nazlanıyorsun? Ben de şefim artık gözün daha ne kadar yüksekte olabilir acaba? Sürekli önüme engel koyup duruyorsun ama benden kurtuluşun yok bunu anla!” dedi. Elif bir taraftan kolunu kurtarmaya çalışıp bir taraftan da artık haddini iyice aşan İsmail’in ağzının payını vermek için tam harekete geçmişti ki birden görüş alanına Kürşat girdi, İsmail’i kendine çevirip suratına yumruğu geçirdi. Yumruğun şiddetinden yere düşen İsmail’e bir çöpe bakar gibi bakış atıp Elif’in elinden tutup hızlıca kendi aracına götürdü, ön koltuğa oturttu ve kendisi de direksiyona geçti. Elif’e bakıp “İyi misin?” dedi, sesinden bile ne kadar öfkeli olduğu belli oluyordu. Elif camdan dışarı bir bakış attı İsmail yerden kalkmış burnunu tutarak kendine gelmeye çalışıyordu. Kürşat'a döndü, “Şimdi daha iyiyim,” dedi. Kürşat başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallayıp aracı çalıştırdı ve yolda ilerlemeye başladı. Birbirlerinden habersiz ikisinin de kalp atışları oldukça hızlanmıştı. İkisi de şu an aynı şeyleri düşünüyordu; neden yan yana gelince hem anlamsız bir rahatlık, huzur oluşuyordu içlerinde hem de kalpleri bu kadar hızlı atıyordu? Bakalım bu soruların cevaplarını bulabilecek miydi bu ikili…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD