Şartlar ve İmza

1387 Words
Levent'te indiğimde saat on bire beş vardı. Telefondan adrese tekrar baktım. Ana caddeye paralel, iki yanı çınar ağaçlarıyla kaplı bir sokak. Apartmanlar eski ama bakımlı. Yüksek tavanlı girişler, demir parmaklıklar, mermer basamaklar. Her şey yerli yerinde ve pahalı. Numarayı buldum. Bina diğerlerinden farksızdı. Ama kapıda bir güvenlik kulübesi vardı. İçindeki görevli beni görünce camı araladı. "Elif Yılmaz." İsmimi söyledim. Adam elindeki tablete baktı, başını salladı. Kapı vızıltıyla açıldı. Giriş holü loştu. Mermer zemin, tavanda kristal avize, duvarda büyük bir tablo. Soyut bir kompozisyon. Gri ve lacivert tonları. Asansöre yürürken ayak seslerim mermerde yankılandı. Asansör beşinci katta durdu. Kapı açıldığında karşımda geniş bir koridor vardı. Duvarlar fildişi, zemin açık meşe parke. Havada kahve kokusu. Koridorun sonunda çift kanatlı ahşap bir kapı. Kapıya yaklaştığımda kendiliğinden açıldı. İçeriden genç bir adam çıktı. Siyah takım elbise, tel çerçeveli gözlük, kısa saçlar. Otuz yaşlarında. "Elif Hanım." Gülümsedi. "Ben Barış. Kaan Bey'in asistanıyım. Sizi bekliyorduk." Elini uzattı. Tokalaştık. Avucu kuruydu. "Bu taraftan." Barış önden yürüdü. Çift kanatlı kapıyı açtı. İçerisi geniş bir ofisti. Duvarda boydan boya kitap rafları. Meşe bir masa. Pencereler tavandan tabana. İstanbul gri bir örtünün altındaydı. Bulutlar şehrin üstüne çökmüş, Boğaz'ın mavisi solmuştu. Kaan Demir masanın arkasında oturuyordu. Dün akşamki takım elbiseden farklı bir takım vardı üstünde. Lacivert, ince çizgili. Kravatı bağlanmış. Saçları geriye taranmış. Önünde açık bir dizüstü bilgisayar, sağ elinde bir fincan kahve. Başını kaldırdı. Beni gördü. "Saat on bir." "Trafik vardı." Cevap vermedi. Eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. Oturdum. Barış sessizce çekildi. Kapı kapandı. Odada ikimiz kaldık. Kaan Demir bilgisayarı kapattı. Kahvesinden bir yudum aldı. Fincanı tabağa bırakırken hiç ses çıkmadı. "Şartlarınızı dinliyorum." Çantamı kucağıma aldım. Fermuarı açtım. İçinden katlanmış bir kağıt çıkardım. Açtım. Dün gece mutfak masasında oturup yazdığım liste. Her maddenin üstünden üç kez geçmiştim. "Birincisi." Sesim düşündüğümden sakindi. "Bu anlaşma tam bir yıl sürecek. Bir gün fazla değil." "Kabul." Gözlerini yüzümden ayırmamıştı. Bekledi. "İkincisi. Sözleşmede belirtilen iki yüz bin lira, imza atıldığı anda hesabıma geçecek. Taksit değil. Peşin." Kaşlarından biri hafifçe kalktı. Ama sesi değişmedi. "Devam edin." "Üçüncüsü." Kağıda bakmadan devam ettim. Ezberlemiştim. "Babamın Demir Holding'e olan borcu kapanacak. Ama onun dışında bankalara ve kredi şirketlerine borçları var. Liste yaptım." Kağıdı masanın üstüne, ona doğru sürdüm. Kaan Demir kağıda bakmadı. "O borçları benim kapatmamı mı bekliyorsunuz?" "Hayır. Ama yapılandırma için gerekli hukuki desteği sağlayacaksınız. Avukat. Mali danışman. Ne gerekiyorsa." Sessizlik. Pencereye döndü. Dışarıda bulutlar hâlâ dağılmamıştı. Işık odaya gri düşüyor, masanın cilasında soluk bir yansıma oluşturuyordu. "Başka?" "Dördüncüsü. Kameralara, etkinliklere, aile yemeklerine katılacağım. Ama bunun dışında hayatıma karışılmayacak. Nerede yaşadığım, kiminle görüştüğüm, boş zamanımda ne yaptığım sizi ilgilendirmeyecek." "Bu zaten söylenmişti." "Tekrar duymak istedim." Gözlerini bana çevirdi. Bir şey söylemedi. Sadece baktı. Sonra: "Beşincisi var mı?" Vardı. Ama o şartı söylemeyecektim. Çünkü beşinci şartım, bütün bunların olmamasıydı. Sabah uyanıp her şeyin bir kabus olduğunu anlamaktı. Ama şartlar öyle çalışmazdı. "Şimdilik yok." Kaan Demir ayağa kalktı. Pencerenin önüne yürüdü. Ellerini cebine soktu. Sırtı bana dönüktü. "Babanız Mersin'de." Cevap vermedim. "Adı artık Feridun değil. Fikret koymuş. Fikret Demirci." Duraksadı. "Balıkçı teknelerinde çalışıyor. Günde on iki saat. Haftada yedi gün. Kazandığının çoğu içkiye gidiyor." Kelimeler odaya dağıldı. Babamın elleri. Kalın halatlar. Tırnak arasındaki kir. Akşamları içki şişesini tutan titrek parmaklar. "Bunu neden söylüyorsunuz?" Döndü. Yüzünde hâlâ belirgin bir ifade yoktu. Ama sesinde bir şey değişmişti. Acıma değil. Merhamet değil. Bir şeyi olduğu gibi teslim etmenin düzlüğü. "Çünkü bilmeniz gerekiyor. Ona ulaşmaya çalışmayacaksınız. Ona para göndermeyeceksiniz. Onu kurtarmaya çalışmayacaksınız." "O benim babam." "O sizi altı ay önce bıraktı. Borçlarıyla birlikte." İtiraz edemedim. Çünkü doğruydu. Babam gitmiş, arkasında sadece borçları ve annemin ağlamalarını bırakmıştı. Kaan Demir masaya döndü. Çekmeceden krem rengi bir dosya çıkardı. Masanın üstüne, tam ortaya koydu. Dosyayı açtı. İçinden birkaç sayfa kağıt. Hukuk dilinde yazılmış, maddeler, alt maddeler, atıflar. "Sözleşme." Kağıtlara baktım. Sayfaları çevirdim. Fesih koşulları. Gizlilik hükümleri. Mali yükümlülükler. Her şey yazıyordu. "Okumak ister misiniz?" "Avukatım yok." "Benim avukatlarım var. Sizin için bağımsız bir avukat tuttum. Dışarıda bekliyor. Ücretini ben ödüyorum ama size çalışıyor. Sözleşmeyi onunla inceleyebilirsiniz." Kapıya yürüdü. Açtı. Koridorda bir kadın bekliyordu. Kırk yaşlarında, gri tayyör, topuz saç, elinde evrak çantası. "Ben Avukat Selin Özdemir." Gülümsedi. "İsterseniz sözleşmeyi birlikte okuyalım." Kaan Demir odadan çıktı. Kapı kapandı. Avukat karşıma oturdu. Sözleşmeyi önüme çekti. Her maddeyi tek tek okudu. Anlamadığım yerleri açıkladı. Fesih hakkımın hangi durumlarda doğacağını anlattı. Gizlilik maddesinin sınırlarını çizdi. Mali yükümlülüklerin zaman çizelgesini gösterdi. Sesi sakindi, sabırlıydı. "Bir yılın sonunda," dedi son maddeyi okurken. "Babamızın Demir Holding'e olan borcu tamamen kapanmış olacak. Size ödenen iki yüz bin lira sizde kalacak. Ayrıca bu bir yıl boyunca Kaan Bey'in sağlayacağı konut ve araç masrafları da ek protokolde belirtilmiş." "Araç?" "Anlaşmanın bir parçası. Bayan Demir olarak görüneceksiniz. O imajın bir gereği." İmaj. Kelimeyi tarttım. Bir yıl boyunca bir imajın parçası olacaktım. Kaan Demir'in kolunda yürüyen, kameralara gülümseyen, sosyeteye aitmiş gibi davranan bir kadın imajı. "Başka bir şey var mı?" Avukat bir an sustu. Sonra sözleşmenin sayfalarını geri çevirdi. "On ikinci madde." Parmağını metnin üstüne koydu. "Fiziksel temasla ilgili. Kaan Bey'in bu konuda bir talebi olmayacağını taahhüt eden bir madde eklettim. Sizin rızanız dışında herhangi bir yakınlık söz konusu olursa, sözleşme sizin lehinize feshedilir ve tüm mali yükümlülükler yerine getirilmiş sayılır." O maddeyi okumamıştım. Metne eğildim. Evet. Orada yazıyordu. Kaan Demir'in avukatları böyle bir maddeyi neden kabul etmişti, bilmiyordum. "Teşekkür ederim." Avukat başını salladı. "Hazırsanız Kaan Bey'i çağırayım." Hazır mıydım? Bilmiyordum. Ama başımı salladım. Avukat kapıyı açtı. Kaan Demir içeri girdi. Masaya oturdu. Sözleşmeyi önüme çekti. Bir dolma kalem uzattı. Kalem ağırdı. Ucu altındı. "Son kararınız." Kalemi aldım. Ucu kağıda değdi. Mürekkep maviydi. Babamın borç senedindeki imza gibi mavi. Adımı yazdım. Elif Yılmaz. Kalemi bıraktım. Kaan Demir sözleşmeyi aldı, kendi imzasını attı. İmzası hızlı ve keskindi. Sayfaları düzeltti, dosyaya koydu. Avukata uzattı. "Bir ay sonra düğün var." Cümle odaya düştü. Bir ay. "Ne düğünü?" "Bizim düğünümüz." Ayağa kalktı. Ceketinin düğmesini ilikledi. "Basın çağrılacak. Aileler gelecek. Yüzükler takılacak. Bir ay içinde hazır olmanız gerekiyor." Kapıya yürüdü. Açtı. Çıkmadan önce durdu. "Yarın akşam yemeğe çıkıyoruz. Ailemle tanışacaksınız." "Bekleyin." Durdu. Döndü. "Nasıl bir aile? Kimler gelecek?" "Annem. Babam. Kız kardeşim." Duraksadı. "Amcam ve yengem de olabilir. Tam liste belli değil." "Ne zaman?" "Saat sekizde. Araba sizi yedide evinizden alacak." "Araba almam. Kendi başıma gelirim." Bir an sessizlik oldu. Sonra başını iki yana salladı. "Olmaz. Sekizde Bebek'te, Mavi Restoran'da olacaksınız. Araba sizi alacak. Şoförün adı Hayri. Kapıda bekleyecek." "Ben..." "Araba sizi alacak." Sesi ilk kez keskin çıktı. "Bayan Demir otobüse binmez." Kapı kapandı. Odada tek başıma kaldım. Pencereden dışarı baktım. Bulutlar hâlâ dağılmamıştı. Boğaz'ın üstü gri bir örtü. Bir tanker yavaşça ilerliyordu, dumanı gökyüzüne karışıyordu. Bayan Demir. Artık adım buydu. En azından bir yıl boyunca. Çantamı aldım. Koridora çıktım. Asansöre bindim. Giriş holünde Barış beni bekliyordu. "Elif Hanım." Elinde küçük bir kutu vardı. "Kaan Bey'in hediyesi." Kutuyu aldım. Açtım. İçinde bir telefon vardı. Son model. Siyah. Kutunun kapağında bir not: "Bu numarayı sadece ben ve Barış biliyor. Eski hattınızı kapatın." Kutuyu kapattım. "Teşekkür ederim." Barış gülümsedi. "Yarın akşam yedide araba kapınızda olacak. Hayri Bey sizi tanıyor." "Beni nereden tanıyor?" "Fotoğrafınızı gördü." Yutkundum. Ne zaman çekildiğini bilmediğim bir fotoğrafım, tanımadığım bir şoförün telefonunda. "Anlaşıldı." Dışarı çıktım. Çınar ağaçlarının altından geçip ana caddeye yürüdüm. Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi vardı. Yanlarına durdum. Cebimde iki telefon. Biri eski, ekranı çatlak, on dört cevapsız çağrıyla dolu. Diğeri yepyeni, içinde sadece iki numara. Otobüs geldi. Bindim. Arka koltuklardan birine oturdum. Yol boyunca İstanbul aktı. Beşiktaş'ta trafik yoğundu. Bir motosikletli aynaya çarptı, şoför camı açıp bağırdı. Motosikletli elini kaldırdı, yoluna devam etti. Hayat devam etti. Eve vardığımda saat biri geçiyordu. Kapıyı açtım. Daire sessizdi. Sehpanın üstünde hâlâ borç senedinin fotokopisi duruyordu. Katlayıp çantama koydum. Eski telefonu elime aldım. Annemin on dört cevapsız çağrısı. Bankanın üç araması. Ev sahibinin bir mesajı. Yeni telefonu açtım. Ayarlar kısmına girdim. Fabrika ayarlarına sıfırlamak istemedim. Sadece sessize aldım. Çantama koydum. Sonra yeni telefonu aldım. İçinde iki numara vardı. Birinin adı "Kaan Demir." Diğeri "Barış." Kaan Demir'in numarasına tıkladım. Mesaj yazdım: "Yarın akşam için ne giymem gerekiyor?" Cevap iki dakika sonra geldi. "Sade bir şey. Ama şık." Telefonu koltuğun üstüne bıraktım. Dolabın önüne geçtim. Üç bluz. İki pantolon. Bir etek. Hiçbiri "şık" değildi. Banyoda aynaya baktım. Yüzüm yorgundu. Ama gözlerimde bir şey vardı. Korku değil. Endişe değil. Daha çok, bir eşikten adım atmak üzere olan birinin bekleyişi. Yarın akşam Kaan Demir'in ailesiyle tanışacaktım. Ve bir ay sonra onun karısı olacaktım. Musluğu açtım. Yüzüme soğuk su çarptım. Su gözlerime doldu. Havluyu alıp yüzümü kuruladım. Aynadaki kadın hâlâ oradaydı. Ama artık adı Bayan Demir'di.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD