Anjiyo sabahı saat altıda uyandım. Perdeleri açtığımda Boğaz'ın üstünde kalın bir sis vardı. Karşı kıyı görünmüyordu. Her şey beyaz bir örtünün altındaydı. Salona çıktığımda Kaan çoktan hazırlanmıştı. Siyah bir kazak, gri pantolon. Saçları her zamanki gibi taranmış ama gözlerinin altında mor halkalar vardı. Uyumamıştı. "Günaydın." "Günaydın." Mutfak adasına oturduk. Kahvaltı servisi gelmişti ama ikimiz de dokunmadık. Kaan çayını alıp pencerenin önüne gitti, sise baktı. "Saat kaçta başlayacak?" "Dokuzda." Sesi boğuktu. "Ama sekizde orada olmamız gerekiyor. Annem yalnız gitmek istemiyor." "Tabii." Sekize çeyrek kala çıktık. Hayri arabayı getirmişti. Hastaneye vardığımızda Suzan Hanım lobide bekliyordu. Yanında İpek de vardı. Beni görünce gülümsedi, yanıma geldi, koluma girdi. "Gel,

