Selim Bey'in taburcu olduğu gün, evliliğimizin üçüncü haftası doluyordu. Zaman su gibi akmıştı. Sabahları kahvaltı, akşamları yemek, arada davetler, hastane ziyaretleri. Kaan'la aramızdaki sessizlik artık rahatsız etmiyordu. Hatta sessizliğin kendisi bir dil olmuştu. Bakışlar, baş sallamalar, çay bardağını uzatırken parmakların değmesi. Hepsi birer kelimeydi. Cuma akşamı Kaan eve erken geldi. Üstünde lacivert takım elbisesi, elinde bir poşet. Poşeti mutfak adasına bıraktı, ceketini çıkardı. "Babam bugün taburcu oldu. Annemler yalıya götürdü. Büyükannem ısrar etmiş, bir süre orada kalsın diye." "İyi olmuş. Perihan Hanım iyi bakar." Kaan başını salladı. Poşeti açtı, içinden iki şişe şarap çıktı. "Bunu kutlamak istedim. Babamın iyileşmesini. Ve..." Durdu. "Ve senin burada olmanı." Sesi

