Düğün bittiğinde saat on biri geçiyordu. Konuklar teker teker ayrılmış, bahçedeki sandalyeler toplanmış, orkestra aletlerini kutularına yerleştirmişti. Annem Beril'le birlikte otele çıkmıştı. Yarın İzmir'e dönecekti. Vedalaşırken ağlamamıştı ama gözleri doluydu. "Kendine iyi bak," demişti sadece. Başka bir şey dememişti. Kaan'la bahçenin sonunda, Boğaz'a bakan taş duvarın önünde duruyorduk. Gelinlik üstümdeydi hâlâ. Duvağı çıkarmıştım, bir sandalyenin arkasına atmıştım. Saçlarım hâlâ topluydu ama birkaç tutam kurtulmuş, enseme dökülmüştü. Kaan kravatını gevşetmişti. Ceketini çıkarmış, koluna asmıştı. Gömleğinin kollarını dirseğe kadar kıvırmıştı. İlk kez onu bu kadar dağınık görüyordum. "Arabayı çağırdım," dedi. "Hayri beş dakikaya burada olur." Başımı salladım. Boğaz'a baktım. Karşı kı

