Dört şaşkın adamın arasında gözüme gelen ışık yüzünden bakışlarım kararmıştı.
Mavi gözleri olan hafif saçlı tatlı bir çocuk kapı ağzında bas bas bağıranı sertçe kenara itti. Bir omzu kapı ağzına çarpan sinirli bakışlarını ona fırlatsa da pek umurunda değilmiş gibiydi.
"Kızı korkutuyorsunuz." dedi uyarır bir biçimde.
Aslında hepsini eşek sudan gelinceye kadar dövebilirdim ancak görev görevdi ve az önce bağıran kara kaşlı kara gözlü olan beni birazcık korkutmuştu. Ne gereği vardı şimdi böyle bağırıp çağırmanın?
Gözleri masmavi olan tatlı genç yavaşç ve oldukça sakin adımlarla üzerime geliyordu. Beni korkutmak istemediği apaçık belliydi.
"Merhaba." dedi tedbirli bir hâlde gözlerim istemsizce arkada sinir küplerine binmiş bir elinde cirit öteki elinde şeytanın çatalını taşıyana kaydı. Bu adam ne de ürkütücü bir şeydi böyle.
İstemsizce yerimde huzursuz bir hâlde kıpırdandım ve gözlerimi tekrardan bana yaklaşmakta olana çevirdim.
Hafif kemerli burnu, tam kıvırcık olmasa da dalgalı sarı saçları, minik dudakları ile oldukça yakışıklı biriydi. Özellikle sempatik tipi onu saf ve tertemiz gösteriyordu.
Elini kaldırdı ve hafifçe bana doğru uzattı. Önüme düşen kızıl-kahve saçlarımı kulağımın arkasına ittirdikten sonra eğdiğim başımı hafifçe kaldırdı.
"Bu sana zarar vermeyeceğim" demek oluyordu.
"Ben Arda, peki senin ismin ne?" dediğinde istemsizce yutkundum ve elimi onun gibi kaldırıp yanağına koydum.
Aklıma ilk gelen isim birkaç dakika önce beni kendisine çekip "Gece." diyen Alpay Subay geldi ve isim istemsizce dudaklarımdan dökülüverdi.
"Gece..." dediğimde masmavi gözlerinde parlayan havai fişekler benim gözlerimi kamaştırmıştı. Eli yanağımda öylece kalakalan Arda ile telaşla yutkundum. Ne gözünü kırpıyordu, ne de yutkunuyordu.
Put gibi durmuş öylece gözlerime bakarken telaşla elimi çektim ve işaret parmağımı omzuna bastırdım. Hiçbir şekilde tepki vermemesiyle korkarak gözlerimi bağırıp çağırana çevirdiğimde göz devirerek yanımıza geldi.
Arda'nın ensesine sert bir şaplak atıp yakasından tuttuğu gibi geri çekip aldı.
"Ne oldu? Dibin düştü değil mi gerizekalı!" diye tekrar bağırdığında gözlerimi kısarak meymenetsiz herife baktım.
Çakma Bozok muydu neydi bu? Böyle herşeye bağırıp çağırıyordu.
"Ediz siz kızı alın ben bu andavalı getiririm." dedikten hemen sonra yanıma gelen hafif kumral biri ellerinden birini beline diğerini dizlerimi altına geçirdi ve beni kucağına aldı.
"Korkmana gerek yok, o hep böyle asidir."
Sesindeki tatlı tını oldukça cana yakındı ancak duyduğum sözler pek de tatlı değildi. Demek çakma Bozok her zaman böyle bir mendeburmuş.
İçimdeki sıkıntı bu gördüğüm yabani insan ile çok daha uç noktalara yükselmişti. Şimdi nasıl burada kalmaya devam edecektim. Dört erkeğin arasında ve oldukça pasif halimle işim gerçekten de imkansızdı.
Beni kucağında taşıyan kişiye çevirdiğim bakışlarım ile gözlerim ilk kestane rengi saçlarına kaydı. Ne çok uzundu ne de kısa. Çene yapısı nazik ve burnu çok hafif kemerliydi. Keskin elmacık kemikleri ve çıkık kaşları vardı. Böyle oldukça yakışıklı bir adamdı.
Odadan çıkıp girdiğimiz salonda beni c şeklinde koydukları üçlü koltukların ortasına oturttu. Ve bakışları tişörtün kısa geldiği bacaklarına çevirdi. İstemsiz elim tişörtün uçlarına gittiğinde arkasını dönüp hiçbir şey söylemeden gitmişti. Sadece gitmeden önce attığı bakışta gözlerinin ela olduğunu görebilmiştim.
Aradan geçen bir iki dakika ile elinde ince bir pike ile başka bir odadan çıkagelmişti. Pikeyi güzelce üzerime serdiğinde içtenlikle gülümsedim ve hemen boğazıma kadar çektim.
İçeri giren diğerleri de ikisi sağ ikisi sol koltuğa oturmuş beni ablukaya almışlardı. İstemsizce yutkunmuştum, bu görevimi kurtarmam için son şansımdı. Elimden gelenin en iyisini yapmak zorundaydım.
Ellerim hafifçe titrerken başımı öne eğdim ve kendimi her türlü muameleye hazır bir hâle getirdim.
"Evet, öncelikle banyoyu geçtim, sen benim odama nasıl girdin?" dedi sinirli ve oldukça gergin olan.
Gözleri tavanda gezinirken yüzüme bakma gereği bile duymuyordu. Çenesinde sürekli kıpırdayan bir kas onu fazlasıyla kaba ve korkutucu gösteriyordu. Siyah saçları dağılmış, ensesini koltuğun başlığına dayadığı için adam elması çıkıklaşmıştı.
Hafifçe yutkunduğum sıra gözlerim Arda'ya kaydı. Beni taşıyan çocuğun yanına oturmuş sessizce bana bakıyordu. İyiydi sanırım...
Sanki beni duymuş gibi tatlı mavi gözleri bana döndü ve "iyiyim" der gibi gözlerini uzunca kapatıp açtı. İçtenlikle bana sunduğu gülüş ile rahatça nefes aldım ve gözünü onun yanındakine çevirdim.
Beni taşıyan çocuğun ela gözleri meraklı bir hâlde benim gözlerimde geziniyordu , bu utanmama sebep oldu ve bakışlarımı dördüncüye çevirdim.
Kaşlarım hafifçe çatılırken başımı çevirip beni taşıyana baktım. Bir sağ bir sol, sanki bir masa tenisi maçının en heyecanlı anlarını izler gibi başımı çevirip duruyordum.
Bunlar klon muydu?
En son sıkıntıyla gülen elini ensesine atıp sıkıştırdı.
"Tamam ikimizi birlikte görüp şaşıran çok oldu ama senin bakışların biraz korkutucu." dedi sağımdaki ve solumdaki hafifçe güldü.
"Bence en masum ve sempatik tepki buydu ikizim." dedi kıkırdayarak.
Gözlerimi hafifçe kırpıştırdım ve solumdakini o kadar dikkatli incemeye başlamıştım ki yerinde huzurca kıpırdanmıştı. Kumral, yapılı vücudu, ela gözleri vardı. Başımı sağıma çevirdim ve diğerini izledim hızlıca. Tek fark diğerinin gözleri kahverengiydi.
"Şu an en önemsiz konu ikiz görmesi!" diyen kaba saba olan sinirli bir halde tavana bakıyordu. Ensesini koltuğun başlığına dayamış adem elması çıkıklaşmıştı. Yorgun ve sinirli bir hâli vardı.
Elbet gecenin bir yarısı evime giren yabancı biri olsa ben de sinirlenirdim ama bu halleri biraz aşırı değil mi?
Kendi içimde çeliştiğim sıra içimdeki Gölge asice cevapladı.
Az bile...
İşte bu konuda haklıydı. Evime girecek olan kişinin anasından emdiği sütü burnundan getirirdim ama bu ülke adına , vatan adına yapılmış bir işti. Bunun için kendimi suçlu ya da huzursuz hissetmem oldukça saçma olacaktı.
İstemsizce yutkundum ve yardım isteyen bakışlarımı Arda'ya çevirdim. Tatlı gözleri hafifçe kısılırken sarımsı dalgaları saçları ile çok daha tatlı bir hâl aldı.
"Bence bunu tartışmanın vakti değil..." diyerek konuşmaya girmek üzere olan ela gözlü ikizlerden biri ile bir anda yerinden fırlayan psikolojik sorunları olan üzerimdeki pikeyi çekip almıştı. Bir anda parmaklarımın arasından kayıp giden pike ile kendimi oldukça açık ve rahatsız hissetmiştim.
"Ulan bir de aslanımı giymiş!" diye tekrardan salonu inletir bir hâlde bağırdı ve pikeyi öfkeyle suratıma fırlattı.
O aslan posterini gördükten sonra elbette fanatik bir Galatasaray'lı olduğunu anlamıştım ama böylesi de biraz ürkütücüydü. Boynunda , her bağırışında, kabarıp kızaran damarları ve sinirden atan çenesi yüzünden fazla korkutucu bir tipi vardı.
Arda gülerek tuttu ve onu koltuğa çekti.
"Saçmalama, hem bak hiç kimseye bu kadar yakışamazdı aslanın." diyerek bana göz kırptığını suratımdan pikeyi çekip aldığım sıra görmüştüm. Üzerimi tekrardan kapatırken derince iç çektim.
Bilgisayar bul.
Gölge sürekli bunu istiyordu. Aslında Gölge dediğim taraf benim nefsimdi. Nefsim sürekli bir bilgisayar başına oturmak ve herkesin ne işler çevirdiğini , en küçük ayrıntılarına kadar araştırmak istiyordu. Bu en son elime geçen kızların verdiği zevki hatırlatıyor, nefsimi kamçılıyordu.
"Onu bunu geç Arda. " dedi sinirle ve öfkeli gözlerini Arda'ya çevirdi. Beyaz kısmı kızarmış gözleri, çatık kaşları oldukça gergin bir hava katıyordu ortama. "Bu kız benim banyoma nasıl girdi? Hadi bunu geçtim, odama nasıl girdi? Hadi bunu da geçtim..." dedikten sonra histerik ve öfkeli bir gülüş attı. "Eve nasıl girdi şu kız?!" diyerek sinirle savurduğu eliyle beni gösterdi. "Üstelik ismi de Gece'ymiş! Peh!" dedi.
Tükürürcesine sarf ettiği sözler ile Alpay Subay'ın bana layık gördüğü ismi böylesine alçaltıp kirletmesi kanıma dokundu.
"İsmimi aşağılama!" diyerek korkak bir tıslama attım pikenin altından.
Anında bana dönen şiddetli bakışları ile koltuğa battığımı hissetsem de bakışlarını kaçırmadım.
"Ben direk seni aşağılıyorum, ismin ne ki!" dediğinde kaşlarını çatıp pikeyi sinirle bacağıma vurdum.
"Sen de bir evsiz kal da bak nasıl hissediliyor anla!" dediğimde kaşları hiç bozulmadı ve gözlerini kıstı. Tam bir şey söyleyecekti ki ikizlerden hangisi hangisi olduğunu bilmediğim biri araya girdi.
"Çok geç oldu, bağırıp çağırıp apartman sakinlerini daha fazla rahatsız etmeyelim." dedikten hemen sonra onay ister bakışlarını etrafta gezdirdi. "Ayrıca bu saate bu halde dışarı atamayız. Sonuçta o bir kız, iti kopuğu var. "deyince sinirle atıldı yine.
"Belki ben de itim! Benim kopuk olmadığımı kim söyledi? Bundan yahni yapıp yedirsem hanginiz anlar?" dediğinde;
"Belli it olduğun ,iki saattir havlıyorsun." demiştim ve ikizler bunu duymuş ve bıyık altından bayağı gülmüşlerdi. O sıra da Arda ise gülmemek için kıpkırmızı kesilmişti.
"Saçmalama Buğra. Kes artık sızlanmayı. " Diyen sağındaki ikizlerden biri sayesinde ismini öğrenmiş bulundum.
"Bence bu gecelik Buğra'nın odasında kalsın." diyen Arda ile Buğra dehşet bir ifadeyle dönüp Arda'ya baktı.
"Ne saçmalıyorsun sen?" dediğinde Arda başını yana eğdi.
"Asıl sen ne saçmalıyorsun. Ediz ile Deniz aynı odada kalıyorlar ve iki erkeğin arasında kalması bir erkeğin yanında kalmasından çok daha zor. Ayrıca benim odam çok küçük ve dağınık. En uygun senin odan, geniş ve rahat. Zaten sen de pimpiriklisin bir problem olmaz!" dediğinde Buğra sinirli bir ifadeyle ayağa kalktı ve öfkeli gözleriyle resmen bana ateş açmıştı.
"Ne yapıyorsanız yapın!" diyerek az önce çıktığım odaya gitmiş ve kapıyı çok sert bir şekilde çarpmıştı.
Gözlerim o gittiğinde salonda gezinme fırsatı bulmuştu. Mutfak ve salon arasındaki duvar kırılmıştı. Mutfak bir basamak yukarıdaydı. Televizyon karşısına ise üç tane üçlü koltuk konmuştu. C şeklinde. Renkleri kahve gri ve bordoydu. Neden rengarenk olduğunu kavrayamasam da etrafraki dağınıklık beni bu kavrama durumumdan uzaklaştırıyordu.
Pizza paketleti, boş pet şişeler, yerde duran tişörtler ve poşetler. Kulaklıklar, PlayStation ve kabloları. Bazı kitaplar, kalemler. Dağınık defterler ve çoraplar.
Bir zamanlar annemin dediği gibi "heryer heryerdeydi."
Bakışlarımı büyük dağınıklıktan çektim ve yanımda kalan Arda,Ediz ve Deniz üçlüsüne çevirdim.
"Merak etme, o biraz agrasif ve pimpiriklidir. Plansız gelişen şeyleri ve sürprizleri sevmez. "diyen ela gözlü ikizden sonra diğe ironik bir şekilde güldü.
"Yani şu durumda pek de haksız sayılmaz. Sonuçta izinsiz evine girmişsin, gecenin bir vakti ve uygunsuz bir halde banyodasın. Bu herkesi deli eder." dedi.
Kafamı onaylar bir şekilde sallarken Arda hafifçe gülümsedi.
"Geç oldu artık, hadi iyi geceler. Yarın sabah konuşuruz bu mevzuyu." dedikten sonra derince nefes aldı.
Herkesin odasına dağıldığını ve salonda tek başıma kaldığımı fark edince derince bir iç çektim. Yavaşça ayağa kalktmı ve pikeyi vücuduma sardım. Bir kısmı havada bir kısmı yerde olan pike ile ağır adımlarla Buğra'nın odasına ilerliyordum.
Salonda neden yatamıyordum?
İçimden sürekli tekrar ettiğim söz ile kendimi bunu yapmaya zorluyordum aslında.
"Herşey vatan için! Herşey vatan için!" diye diye kendimi gaza getirmeye çalıştım.
İsteksiz hallerimle çıplak ayaklarımı parkeye sürte sürte çıktığım odaya yürümeye başladım.
Hafifçe kapıyı tıklattım ve içeriden gelecek sesi dikkatle dinledim.
"Gir!" dedi memnuniyetsizliğini belli eden bir ses ile. Dudaklarımı büzerken sinirle kaşlarımın üzerindeki kızıl kahküllerime baktım. "Her şey vatan için!"
Kapıyı araladığım sıra derince nefes çekmiştim. Çünkü bu neidüğü belirsiz adam benim sinirlerimi geriyordu.
Yere serdiği bir battaniyenin üzerine ince bir pike sermiş ve onunda üzerine bir yastık atmıştı. Hafifçe yer yatağına doğru yürüdüğüm sıra yüzüme bakmadan kendisini yer yatağına attı ve gözlerine gelen ışığı kesmek için bir kolunu gözlerinin üzerine koydu.
"Sen yatakta yatacaksın, evime izinsiz girmen beni öfkelendirse de bir kızı yerde yatıracak kadar kaba bir adam değilim." dediğinde kaşlarımı çatsam da derince nefes aldım.
"Ben salonda yatabilirim?" diyerek bir adım attığımda kolunu gözleri üzerinden çekti. Siyah saçları hafifçe dağılmıştı, geniş omuzları ve uzun boyuyla yerde yatarken biraz garip duruyordu.
Kara gözlerinin bir an aşağıya kaydığını görünce ben de gözlerimi aşağı çevirmişti ki battaniyenin vücudumu tamamen sarmadığını fark ettim. Bir bacağım komple açılmış , hatta üzerimdeki tişört göbeğime kadar sıyrılmıştı. Apar topar üzerimi düzeltirken hafifçe kızardığımı hissediyordum.
" Neden? İçeriden bir şeyleri çalıp tozla duman ol diye mi? Gerek, yok git yat şu yatağa ve gözümün önünden ayrılma."
Kabaca söylediği sözlerin ardından tekrardan gözlerini kapatmış ve fütursuzca emir vermişti.
"Işığı da kapat!"
Gözlerimi devirerek battaniye yüzünden zar zor adımlar atarak ışığı kapatmış oradan yatağa gelmiş ve kendimi zorla atmıştım yatağa.
Yastık öylesine deniz kokuyordu ki, başım dönecek gibi olmuştu. Derin derin iç çekerken, kaya gibi sert bir adam deniz gibi nasıl koktuğunu anlamaya çalışıyordum.
Bu güzel koku bile beni uyutmaya yetmiyordu ama. Görevimin başarısızlığı ve bir sonraki görevin başarısızlığı veya başarısı ise tam bir muallaktı.
Gece bir o yana dönüyor, bir bu yana dönüyor gözüne bir türlü uyku girmiyordu.
En son seslice nefes aldığında huysuz adamın huysuz sesini duydu.
"Yeter artık, gecemi iyice rezil ettin." dediğinde Gece hafifçe doğruldu ve dirseğini yastığa yanağını ise avcuma yaslayarak ona yatağın üstünden baktı.
"Belki zorda kaldım. Neden bunları düşünmüyorsun?" dediğinde Buğra sinirli bir sesle güldü.
"Ne var biliyor musun Gece? Ben içeridekiler gibi saf ya da salak değilim." dedikten sonra kollarını başının altına aldı. "Eve kapıdan giremezsin çünkü evim her saatinde içimizden biri evde olur. Komşularımız yabancılara binanın kapısını açmaz ve dış kapıyı zorlasaydın bu fark edilirdi. " dedi ve derince nefes aldı. "Geriye sadece benim açık pencerem kalıyor. O yüzden benim odam, benim banyom ama tek bir çıkıntı var bu denklemde." dedikten sonra bir anda başını çevirdi ve bir girdap gibi olan o siyah gözlerini gözlerime dikti. "Burası üçüncü kat."
Bir an gözlerimi kırpmamak, yutkunmamak için kendimi zor tuttum.
Psikoloji dersinde insanların mimikleriyle yalanların ifşa edebilme olasılıkları neredeyse 100% dü . Ve ben şu an ifşa olmak için çıldırıyor gibiydim.
"İsminin Gece olması ise tam bir muamma(!). " dediğinde derince bir nefes aldı.
Alpay Subay bana bu ismi yakıştırmıştı. "Gölge'lerin özgürce gezebileceği tek zaman dilimidir Gece."
İlk kez annem babamdan başka biri benim için özel bir cümle kurmuştu. Güzel bir söz söylemiş ve yüreğime dokunmuştu. Bunu böyle hor görmesi kanıma dokunmuştu.
"Ya öyle mi? Ne olmalıymış benim ismim o zaman?" dediğimde nedensizce sinirli halimi su yüzüne çıkardığını hissediyordum.
"Gölge." dediğinde kanımın donduğunu, nefesimin kesildiğini hissettim. Kalbim ağzımdan çıkacak ve bu odanın ortasında beş yüz tur atacak gibiydi. "Korkak ve saklanması gereken , var olması için başkasına ihtiyaç duyan birisi gibisin. Sinsi ve düşündürücü." dediğinde sinirle nefes aldım.
Ben korkak değildim! İnsanların ön yargıları bazen onları gözümde küçük düşürüyordu. Ben burada bulunmayı kendim istememiştim hatta onlar için kendimi feda etmişken, kırılmanın en büyük demlerimi yaşasam bile kocunmuyor, yaptığım şeyden utanmıyordum. Bu vatan uğruna sadrazam da olunurdu şaklaban da.
"Nereden geldi aklına?" dedim alaya vurarak. Sanki az önceki cümleler kanıma dokunmamış, kuyruğumda tepinmemiş gibi.
"Gölge diye güçlü ve işini iyi bilen bir hacker var. Senin aksine o gölgeleri cesurca kullanıyor. Şahsen tavrına ve çalışma üslubuna bayılıyorum. " dedikten sonra "ama sanki o da biraz saklanıyor, Gölge'lere değilde , pc'nin arkasına."
Gözlerim şaşkınca açılmak için neler vermezdi. Mimiklerimi öyle bir dondurmuştum ki, yüzüm felç geçirmiş gibiydi. Derince nefes aldım ve dirseğimi yataktan çektim.
Beni tanıyordu! Beni biliyordu! Namım artık duyulmuştu ve ben bunu yeni fark ediyordum. Beni sevenler vardı! Ne yaptığımı bilenler, destekleyenler.
Deseler ki bak bu eve gireceksin, rezil olacaksın. Evsiz rolü yapacaksın, hakarete uğrayacaksın ama biri "Gölge" diyecek sana ve seni tanıyacak çok farklı manalarda olsa da.
Tereddüt etmez, ikinci kez düşünmezdim. Yine gelir, yine bu rezilliği çekerdim.
"Bilir misin? Gölge'lerin en güzel yanı nedir?" dediğimde çatık kaşlarıyla hafifçe doğrulmuş ve bana bakmaya başlamıştı. Bunu hissetmiştim.
Gözlerimi tavana diktim ve gülümsedim.
"Asla bir yüzü yok..."