"İz bırakmak için yaralara ihtiyacın var."

1660 Words
Milli İstihbarat Teşkilatının gizli bir birlik halinde Adapazarı'na gönderdiği ajanlar arasında en genç ve en dinamik olanlarından biri olarak yola çıkmıştım. Yıllar öncesinde Siber Savaşa gizlice sızarak devlet meselelerini karıştırmam sonucu Komutan Ergün Güneş tarafından Karasu'da yakalanma emrin üzerine zor zamanlar geçirmiştim. Sandığımın aksine cezalar veya hapislerde geçecek bir ömrüm olmamıştı. Tam aksine MİT'in yeni genç kadrosunun son ajanı olarak kabul edilmiştim. Siber yönden diğerlerinden çok daha üstün olduğumu duymak beni aşırı gururlandırsa da zor kısım ailem ile lojmanlarda kalıp her gün dayak yemek zorunda kalmış olmamdı. Tabii ilerleyen zaman içerisinde her şey farklılaşmıştı. Önce yapılan ataklardan kaçmayı öğrenmiş sonrasında ise ataklara karşılık vermeyi. Üç sene boyunca bunun için dayak yeyip kalkmıştım. En sonunda öncesinde yaptığım koşular, taklalar ve mekikler sayesinde vücudum iyice dövüş kıvamına girmişti. Annem babam ise lojmanlarda eğitim görevlisi olarak işlerine devam etmişlerdi. Gözlerim bazen dışarıda antrenman yaparken gördüğüm Alpay Subay'a takılıyordu. İlk zamanlarda kendisinin de benim gibi bir hacker olduğunu duymak beni oldukça şaşırtmıştı. Hatta beni deşifre eden kişi de oymuş. O gün kendisini bu yüzden diğerlerinden daha zayıf görmeme sebebim de buymuş. Şimdi ise diğerleri kadar kaslı, geniş omuzlu ve oldukça sert mizaçlı bir insan olmuştu. Hatta üç yıl sonunda inanılmaz derecede yerini ve rütbesini yükseltmişti. Şimdi bir subaydı ve yürürken salınan saçları ile oldukça muazzam bir adamdı. Ekibin en iyi keskin nişancılarından biriydi ve üstüne laf konmazdı. MİT'in dikkat çekici yanlarından biri ise kız ajanların çok az olmasıydı. Kızlar duygusal yönden kendilerini fazlasıyla açık hedef ettiklerinden dolayı tercih meselesi değillerdi. Aşık olmak ve gözü kör olmak kızlar için çok daha olası bir durumdu. Bu yüzden kızlara fazla güvenilmezdi. İşte ben de o güveni kazanmış MİT'in %8'lik ajanlarından biriyim. Gözlerim akıp giden yolun araba altında kalan kesik beyaz çizgilerine takıldı. Hiçbir şekilde aklıma üç yılın önce buralara geleceğim gelmezdi. Bu benim ilk saha görevimdi ve konu oldukça karışıktı. Adapazarı, Serdivan bölgesinde Alman'ların garip bir şekilde yaygınlık gösterdiği belirlenmişti. Bundesnachrichtendienst(BND) 'in ne planladığı hakkında bir fikrimiz olmasa da Bruno Khal'ın ne yapmayı planladığı bilinemez bir gerçekti. Özellikle son zamanlarda Almanya'nın Türk'lere karşı olan can sıkıcı tutumu göz ardı edilemezdi. Benim saha görevim ise bu gece gizlice bu mahalleye sızmak ve bulabildiğim her bilgiyi ele geçirmekti. Araba ıssız bir dar sokakta durduğu sıra gözlerimi sıkıca kapatıp açtım ve derince bir nefes aldım. Bunu yapabilirim. Sessizce arabadan çıkan ekip ile hafifçe gezindim araba etrafında ve iki binanın arasına geçtim. Tam o sırada arkamda hissettiğim beden ile geriye döndüğümde ela gözleri parıl parıl parlayan Alpay Subay ile göz göze geldim. "Hazır mısın?" dedi tok ancak kibar bir şekilde. İstemsizce başımı salladım. Ellerinde tuttuğu kemerleri takmak için iyice yanıma geldi. Bir kemeri belimden geçirdi ve gerdi. Verdiği kemeri kilitledikten sonra başka bir kemeri bacaklarıma geçirdi. "Bu gireceğin bina diğer binaların aksina sıradan bir öğrenci evine ait. Bu senin binaya gitmene yardımcı olacak kapı. İçeri girer girmez oyalanmadan çok ve tam karşıdaki binaya gir. Orada Nermin Hakkı ve Alman kocası yaşıyor olacak. İlk önce oradan araştırmaya başla ve sonrasında önce bir üst kata ve ardından alt katlara in." dedikten sonra diğer bacağına uzandı ve kemeri iyice sıktı. "Kapıları açmak için lazım olacak tornavida, maymuncuk gibi alet edevatlar sol bacağında; uyuşturucu, bıçak ve silah sağ bacağında. Umarım ihtiyaç duymazsın..." son sözlerine doğru sesi hafif hafif kısılırken homurdanmaya başlamıştı. Bacaklarımdaki kemerleri kontrol edip tekrar doğruldu ve eli kulaklarıma doğru gitti. "Çok dikkatli olmanı istiyorum." derken sanki beni hipnoz etmek istiyordu. Ela gözleri çok garip bir şekilde parlıyor dağılmış saçları anlına düşüyordu. Sanırım beni biriyle karıştırıyordu. Kendisiyle üç yıl boyunca hiçbir muhabbetimiz olmamıştı. "Bir şey olursa hemen haberdar et. " dedikten sonra kulaklığı birini kulağıma taktı. "Seni tam burada bekliyor olacağım." dedikten sonra makesimi başımdan geçirmiş ve göz kısmını düzelterek görüşümü güzel bir hale getirmişti. Tam da düşündüğüm gibi beni bir başkasıyla karıştırmıştı. Benimle tabii ki böyle samimi olmazdı çünkü ben insanlar ile iletişim konusunda oldukça berbattım. Bunu asla inkar edemezdim. "Ben başka biriyle karıştırdınız sanırım Subay'ım." dediğinde geceyi ortadan ikiye bölen gülüşüyle bembeyaz dişleri parladı. " Sen Gece'sin" dediğinde içimde oluşan kırgınlığa hiçbir anlam veremedim. O kimdi bunun hakkında bile fikrim olmasa da üzülmüştüm. "Hayır ben Gece değilim." Hafifçe geri çekilmek istediğim sıra bir elini beline sarıp beni kendi göğsüne çekti. "Bu yeşil gözleri, kızıl-kahve saçları tanımamak imkansız Gece. Adımın Alpay olduğunu bildiğim kadar seninde Gece olduğunu biliyorum." dediğinde nefeslerim resmen akciğerimi es geçip mideme oturmuştu . "Ama benim adım Gece değil." diyebildim zar zor. Tekrardan sergilediği o muazzam gülüşü ile öteki eli çatıdan sarkıtılmış halata kaydı ve kancasını sıkıca tuttu. "Gölge'lerin saklanmadan gezebileceği tek zaman Gece'lerdir. Sen Gece kadar eşsiz ve güzelsin." dedikten hemen sonra kancayı belimdeki kemerin çıkıntısına taktı ve kilitledi. "Yukarıda seni çeken iki asker bıraktım. Sen kata ulaştığın an duracaklar ve sen kata girip işim bitince ipi iki kere aşağı çekersen ipi yukarı çekecekler. Çok dikkati ol Gece. " dedikten hemen sonra beni serbest bıraktı ve birkaç adım geri gitti. "Unutma seni tam burada bekliyor olacağım." Gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış, ne olduğunu kavrayamamın siniriyle dudaklarımı ısırmıştım ki Alpay Subay'ın çıkardığı baykuş sesiyle bir anda yukarı doğru çekilmeye başlanmıştım. "Ses kontrol, beni duyuyor musun Gölge?" Diyen Ergün komutan ile derince nefes aldım. Bu benim ilk saha görevimdi ve Alpay Subay sermen sinsi , alçak bir düşman gibi pusuya yatmış ve beni sabote etmeye çalışmıştı! "Evet, duyuyorum komutanım." Arkadan gelen hafif cızırtılı ses ile birlikte yukarı doğru çekilirken düz duvarda yürüyormuş gibiydim. Birinci katı ve ikinci katı açtıktan sonra üçüncü kata gelince ip durmuştu. Bacaklarımı iki yana açıp ellerimi cama yasladım. Pencereye hâlâ uzak olduğumu fark edince dizlerimi pencere mermerine yasladım. Bacağımdan bana yardımcı olabilecek bir şeyler ararken elimi yasladığım pencerinin içeri doğru açılmasıyla şaşkınla kalakaldım. Allah'ım sen benim yanımdasın! Sevinç içerisinde çığlık atmak isterken hiçbir şey yapmamak da garip bir durumdu. Ayaklarımı tekrar mermere yasladım ve kendimi geri ittim. Halat ile birkaç saniye boşlukta süzüldükten sonra açık pencereden içeri girmiş bulunmuştu. Küçük bir koltuğun üzerinde oturuyordum. "Birinci bölüm, tamam!" dedim gururla ve koltuktan aşağı indim. "Aferin asker. "diyen Ergün komutan ile derince nefes aldım. Belimdeki kancayı çözdüm ve pencereden dışarı sarkan ipi tutup iki kere sertçe çektim. Bir anda çekilen ip ortadan kaybolunca sol kolumdan mini el fenerini aldım ve önce avcuma bastırıp açtım. Ardından hafifçe elimi çektim ve ışığı karşıma tuttum. Birden bire karşıma çıkan devasa aslan , koskocaman açtığı ağzı ve dişleri ile resmen üzerime atlayacak gibiydi. Korkuyla çığlık atmak üzereydim ki yumruğunu ağzıma dayadım. Yine hafif bir sesin çıkmasına engel olamamıştım. "İyi misin?" Alpay Subay'ın telaşlı sesini duymam ile yumruğumu dudaklarımdan içeri çekmiştim. "İyiyim Subay'ım." demem ile çekilen derin bir nefesi de duymam bir olmuştu. Daha fazla koskoca duvarı kaplayan aslan posteri ne bakmamam gerektiğini düşünerek kapıya yönelmiştim ki kapının altından bir su gibi sızan sarı ışık ile kalakaldım. "Ergün Komutanım!" dedim telaşla. Ayaklarım yere saplanmış gibiydi. "Efendim Asker." diyen komutan ile seslice yutkundum. "Evde birileri var." demem ile iki uzun gölge sarı ışık içerisinde gezindi. "Buraya geliyor!" dedim telaşla. Gözüm yukarı giden ipin arkasında kaldı. "Sakin ol Gece!" diyen Alpay Subay ile Ergün komutan kabaca konuştu. "Gölge görev ve pozisyonu değiştiriyorum. " Gözlerim telaş ile etrafta gezinirken bana doğru yaklaşmakta olan adımları duyabiliyordum. Bu benim ilk saha görevimdi ve içimden bir ses son olduğunu da söylüyordu. O kadar uğraşmış ve çabalamıştım şimdi nasıl böyle olabilirdi? "Hemen üzerindekileri çıkar ve evsiz rolü yap!" diyen Ergün Komutan ile gözlerim kıyafetlerimi çıkaracak bir yer ve giyebilecek bir kıyafet aradı. Yan tarafta gördüğüm bir başka kapıya doğru telaşla koşarken Alpay Subay bağırdı. "Hayır!" dedi sesindeki telaşlı tını. "Alpay Subay!" Ergün Komutanın sert komutu üzerine susan Alpay Subay ile girdiğim odanın ışığını açtım. Burası bir banyoydu. "Bilgi verin!" dedi Ergün Komutan ve ardından Alpay Subay memnuniyetsiz bir ses ile konuşmaya başladı. O konuşurken ben üzerimdekileri çıkarıyordum. "Evde dört üniversite öğrencisi kalıyor. Buğra, Ediz ve Deniz. Ediz ve Deniz mühendislik okuyan 20 yaşında ikiz kardeşler. Arda ve Buğra ise iç mimarlık okuyor onlar da 20 yaşında. Sorarlarsa bugün saat 20:45 -21:00 eve girdin ve 22:00 gibi Ediz'in gelmesiyle evden dışarı çıkamadın. Tam tamına 2.30 saattir oradasın. " Heyecanla üzerimdekileri çıkarmaya devam ettim. Kemerleri gelişi güzel çıkarıp bir kenara attıktan hemen sonra altımda iç çamaşırlarım ve siyah tayt şortum ile kalmıştım. Siyah deri gibi ancak çok daha sağlam bir kumaştan olan özel kıyafetimi yandaki lavabo dolabının alt kısmına sıkıştırdım. "Anlaşıldı Subay'ım!" dedikten hemen sonra. "Yarın 14:30 seni tam burada bekliyor olacağım." diyen Alpay Subay ile derince nefes aldım. İçimi garip bir his sarmalasada beni sanki görüyormuş gibi baş salladım. "Anlaşıldı Subay'ım!" Ve hemen ardından kulaklığıda lavabonun alt kısmına sakladım. Odanın açılan kapı sesini duymamla telaşla kirli sepetine koştum ve içindekileri etrafa aceleyle saçtım. Erkek iç çamaşırları ve atletleri vardı ve yüzümü buruşturmadan edemiyordum. En son bulduğum siya üzerinde beyaz baskılı aslan resmi olan tişörtü aldım. Hızlıca üstüme giyerken homurdanmadan edemiyordum. Bu ne aslan sevdasıymış be? "Ne ağladın be Buğra?" Duyduğum erkek sesiyle hafifçe geriye doğru süründüm ve sırtımı duvara yasladım. Hiçbir şey yapmamalıydım. Ben evsizim, ben evsizim... "Tabii korku filmini kaldıramadı." deyip dalga geçen bir başka ses ile onları susturan çok daha kalın ve kaba bir ses oldu. "Saçmalamayın, siz kapıyı açtığımda gördüğünüz manzaradan korkmayın yeter." dediğinde hafifçe alt dudağını ısırdım. Sanki bunu bana söylemişti. "Hadi be ordan!" diyen çok tatlı ve samimi bir erkek sesi ile hafifçe yutkundum. "Görürüz şimdi, ağzını burnunu kıracağım şimdi odama giren o ibnenin. Benim odama hatta banyoma girmek ile dünyanın en büyük yanlışını yaptı it oğlu it!" Biri bana söve söve gelirken diğerlerinden çıkan homurtular ile avuç içlerimi soğuk fanyaslara yasladım. Kapının kolu bir korku filmindeymiş gibi yavaşça dönüp açıldığında derince nefes aldım. Işık bir bıçak gibi bölmüştü banyonun karanlığını. Kapı açıldıkça üzerime gelen ışık ile gözlerime en masum ve korkak bakışlarını doldurdum. Eğer saha görevinde kalmak istiyorsam her şeyi yapmam gerekiyordu. Işık gözlerime çarpıp gözlerimin kamaşmasına sebep olurken hafifçe yüzümü buruşturdum. Karşımda duran dört genç adam ile seslice yutkundum. Hepsi şaşkın bakışları beş karış açık ağızları ile öylece kalakalmışlardı ancak birinin gözlerinde elle tutulur bir öfke vardı. Simsiyah gözleri aksine alev alev yanan bakışlarıyla bir iki adım öne attı ve sırtını bana dönüp tüm banyoyu inletecek şekilde bağırdı. "Bunun ne işi var benim banyoda!?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD