5. Bölüm

2406 Words
Owen… Çocukluğum.  Ben çoğunu hatırlamıyordum ama ailemin beniYıldıza verdiklerinde ulaştırdıkları anılarımda görmüştüm onu. Hepsini ezbere biliyordum. En özel anlarımda, tüm videolarımda, fotoğraflarımda yüzü vardı. Annemin onu sevmesindeki sebeplerden biri d**k’in oğlu olmasıydı. Kuşkusuz tüm süreçlerde d**k en makul olanıydı. Babamın şoförünün olmasının yanı sıra korkusuzca konuşabilmesiydi.  Owen’ın dokunuşları beni o kara güne götürdü. Doğum günümden zorla koparılmıştım. Her şey bittiğinde Çağrı dayım beni kapıdan çıkardı. Owen doğum günü hediyemi verememiş olacak ki bir mektuba göre ağır kaçacak zarf verdi. Dayım elimden almış. Sonradan hatırlamayabilirdim ama en zor anımda Çağrı dayımı çağırmışlardı. Küçüktüm belki, anlamıyordum ama korkuyordum. Kabuslarımı bitirmeleri çok uzun sürelerini almıştı. Aile sevgisi olmadan büyümek hiç kolay değildi. Ailem mecbur kalmıştı evet ama Hare biliyordu. Nasıl bir his olduğunu o yaşamıştı. Duygusuz olmak zorunda kalmıştık ve beni zaman zaman duygusallaştıran tek şey İtalya’da ki sevdiklerimdi. Hep onları düşündüm hep onları izledim. Tüm hayatlarını takip ettim.  “Al bunu.” İstanbul’a döndüğümüzde liseye gidiyordum. Ağlama krizinin sonrasında vermişti Owen’ın mektubunu. O günden sonra biraz daha iyiye gitmiştim. Owen’ın küçük satırları kurtarmıştı beni. Babasına zorla aldırttığı yıldız şeklindeki madalyona sarılarak uyudum.  Onu ergenlik yıllarımdan beri takip etmem. Uzaktan da olsa sevmemi sağlamıştı. Hala beni düşündüğünü biliyordum. Sahte ölümüm Owen’da büyük yaralar açmıştı. Küçücük yüreğinde geri dönüşü olmayan yaralar.  İşte şimdi beni yadırgayabilirlerdi. Yıldız… Bir gece için neden kendine eziyet ediyorsun diyebilirdi Agah. Neden etmeyeyim? Şimdilik beni tanımıyor olabilir ve ben ona anlatamıyor olabilirdim ama biliyordum ki sözle anlatamıyor olsam da Owen beni elbet bir gün tanıyacaktı. Beni iliklerine kadar hissedecekti. Sonrasında Dante gibi kızgınlıkları olabilir miydi? Buna inanmak istemiyordum. Sevinecekti. Sevinmeliydi.  “Nadia.” Boynumdan dudaklarıma kaydı. Şarap gibi içerken birbirimizi onun olmak için can atan hücrelerimi artık dizginleyemiyordum. İlk defa Alessia kimliğimle dudaklarımdan adı döküldü.  “Owen.” Tshirtünün eteklerine giden elime kolaylık sağlayarak kollarını kaldırdı. İriydi bedeni. Parmaklarımı kaslarına götürürken dudaklarımı değdirdim tek tek.   “Ragazza zingara göründüğün kadar küçük değilmişsin.” Güldüm. Parmaklarım kotunun düğmelerine gittiğinde kasıklarına değmemle inlemesi duyduğum en seksi şeydi. Kotunun düğmelerini açtım. Parmaklarımı tenine değdirmeye özen göstererek kotunu aşağıya doğru sıyırırken dizlerimin üzerine çöktüm. Göz hizamda kalan erkekliğine baktığımda nefes bile almadığımı fark ettim. Bakışlarımı yukarıya kaldırdığımda bana bakıyordu. Pantolonunu çıkarttığım gibi boxerını da çıkartmıştım. Artık tek giyinik bendim. Bir adım geriye giderek hafifçe öne doğru eğildim. Arkamı dönerek altımdaki parçayı çıkarttım. Alt dudağımı dişlerimin arasına alarak benim için erekte olmuş adama döndüm. Delici bakışlarıyla bile zevke gelebilirdim. Bana bakması bile yeterliydi. Üzerimde sadece sutyen ve tanga vardı.  Narin bedenim onun hizasına çıktığında bir eliyle sol mememi sıkmıştı. Hiç karşılaşmadığım bakışlarını görmek hoşuma gitti. “Güzel Çingene kızı.” Hece hece söyledi. Sutyenimi çıkartıp parmak ucunda salladı. “Sana neler yapacağımı bir bilsen…” güldüm. Sırtımda olan eli kalçalarıma inerken diz kapaklarım titremeye başlamıştı. İki elini popoma koyarak kucakladı. Ufak bir çığlık atarken kollarımı boynuna dolarken bacaklarımı da beline sardım. İçimde her zaman dizginlemeye çalıştığım arsız kızı gün yüzüne çıkartmıştım. Sırtım soğuk duvarla buluşurken hafifçe geriye giderek mememi ağzına aldı. Kasıklarını bana bastırırken yine inledim. Dudaklarımdan sadece adı dökülüyordu. Owen…  Tek eliyle beni tutarken diğer elini iç çamaşırıma götürdü. Çamaşırın üzerinden okşaması bile harikaydı. “Benim için ıslanmışsın.” Erotik konuşmaları kendimden geçmemi sağlamıştı. Parmaklarını tanganın kenarından içeri sızdırdığında “Çok sıcak.” Şimdide boynuma çıkmıştı. Lanet olsun. Harikaydı. Saçlarını çekiştirirken kamikazede gibi yükseldikçe yükseliyordum. Lanet olasıca parmaklarını çektiğinde bu sefer memnuniyetsizce söylendim.  “Durma.” Dudağının tek tarafı kıvrılırken bana acı çektirmenin vermiş olduğu zevkle odasına doğru yürümeye başladı. Kollarımda da derman kalmamıştı. Yatağın ucunda yere bıraktığı gibi yatağa fırlattı. “Tanıdıksın.” Dedim yatağa düştüğümde. Vücuduma elektrik akımı verilmiş gibiydi. Ayaklarım yerde bedenim yataktaydı. Yere eğilerek tangamı çıkarttı. Yapacağı şeyi biliyordum. Aman tanrım.  “Sen daha tanıdıksın ragazza zingara. Çok tanıdıksın” Gözleri bedenimde gezindi. Beni araştırıyor gibiydi. Sol baldırımın içinde küçüklükten kalma derin bir yara izim vardı. Parmakları baldırıma gitti. İzi Yıldız yüksek teknolojisiyle sildirtmişti. Düşmüştüm. Baldırıma dik konumda duran kalın bir dal parçası batmıştı. Çok kanamıştı. Ağlamamıştım. Deli gibi korkmuştum ama bunu dışarıya belli etmemiştim. d**k amca bizi video çekiyordu düştüğüm sırada. Kanadığını gördüğü an telefonu yanındakine vermişti ve o da sanki çekmesi gerekiyormuş gibi devam etmişti. Kameraya el salladığım esnada Owen bana kızmıştı. En çok korkan şüphesiz kendisiydi. Görüyordum. O günü hatırladığına emindim. Hayal kırıklığıyla baktı bana.  “Owen. Can çekişiyorum burada. Yapmak istediklerin bu kadar mıydı?” İsmiyle trans halinden çıkarak eski haline döndü. Kollarını yanlarıma koyarak bana doğru tırmandı. Tek tek memelerimi ağzının içine aldıktan sonra göbek deliğime geldi. Diliyle daireler çizen adamın ağzı sıcaktı ve ben daha önce hiç yaşamadığım duyguları yaşamaya başlamıştım. İstekle doluydum. Bacaklarım birbirine bitişikti. Eliyle bacaklarımı ayırarak kadınlığıma eğildi. Diliyle yapmış olduğu şeyler beni çılgına çevirmişti. Ellerimi saçlarına atarak kalçamı daha çok kaldırmaya başlamıştım. Ben kaldırdığım zaman kendisini geri çekiyordu. “Yapma.” Kahkaha attı. Mememin ucuyla oynamasını. Kadınlığıma dairesel hareketler yapan elini, içime kaydırdığı dilini durdurmuştu. Benimle oyun oynuyordu ve bundan bile zevk alıyordu. Dayanamayacak kıvamdaydım. Bedenim ona doğru kasılıyordu.  “Senden daha kötü durudayım.” Doğrularak cesurca gözlerimi erkekliğine indirdim. Zonklamasını buradan bile görebiliyordum. Gözlerini benden ayırmadan komedine giderek prezervatif aldı. Paketi dişlerimin arasına uzatınca ısırarak açtım. “Al bakalım.” Yatakta dizlerimin üzerine doğrularak yavaşça erkekliğine taktım. “Tek deliren sen değilsin.” Üzerime doğru gelirken onun yaptığı oyunculukla geri geri gittim. Sırtımı yatak başlığına vermiştim. Bacaklarımdan tutarak kendi hizasına kaydırdığında, “Görelim hünerlerini.” Dedim. Bir bakire olarak bunu söylemiş olmam içimin alev alev yanmasındandı. Bacaklarımın arasına girerek bileklerimi başımın üzerinde birleştirdi. Baskısı fazlaydı ve muhtemelen moraracaktı. Hassas tenimde bıraktığı izleri sevebilirdim.  “Seni pişman edeceğim.” Bunu söyler söylemez sertçe içime girmişti. Onu izlerken hızla nefes aldım. Kayganlığımda ilerlerken durdu. “Nadia.” Evet hissetmişti. Nefes nefeseydik.  “Durma.” “Neden bana söylemedin. Seni tamamen hazırlamaya bilirdim.” Bakışlarıyla bile hazırdım ben. Güldüm.  “Söylenecek bir şey yoktu. Lütfen devam et Owen.” Zaten durmaya niyeti olmayan adam içimdeki hareketini tekrar sağlamıştı. Başta yumuşak sonra gittikçe sertleşen hareketleri bedenimde zevk dalgalarına sebep olmuştu. Kasıklarımızın çarpma sesi yükselmişti. İtalyanca mırıldayan adam dudaklarıma yapıştı. Tırnaklarımı sırtına batırmıştım. Onu bırakırsam tepe taklak yuvarlanacak gibiydim.  “Hoşuna gidiyor mu?” başımı sallayınca yavaşladı. “Duymak istiyorum Çingene kızı. Hoşuna gidiyor mu?” Beni konuşturmak istiyordu ama adımı, o bildiğim tüm dilleri bile unutmuştum.  “Evet.” sesim onun ki boğuk ve ateşli çıkmıştı. İçime girişlerini hızlandırdı yine. Daha fazlası için deliriyordum. Dizlerimi kaldırarak kaçlarına doladım. İşte şimdi tamamen onunla dolmuştum. Organını saran kadınlığımın kasılmaları artmıştı. Daha fazla dayanamayacaktım. Sonsuza kadar sürmesini istediğim bu anı uzatamıyordum. İniltiyle geriye doğru sarsıldım. Orgazm olmuştum ama hala devam eden zevk dalgaları gözlerimi kapatmama sebep olmuştu.  “Aç gözlerini.” Zorlukla gözlerimi araladım. “İzle.” Dizleri üzerinde doğruldu. Başımın arkasına yastık yerleştirmişti. Elimi avuçlarına alarak parmağımı kadınlığımın üzerine koydu. Başparmaklarımız üzerindeyken beni yönlendirdi. Bir gecede kaç defa daha gelebilirdim? “Bu hoşuna gidiyor mu bebeğim?” göğüs kafesim hızla inip kalkerken, “Çok.” Dedim. “Çok hoşuma gidiyor.” Kendi parmağını yavaşça çekti. Bıraktığı ritimde ben devam ederken erkekliğini daha da içime sokmaya başlamıştı. Bir elim istemsizce mememe ulaştı. Sertleşmiş uçlarını sıkarken yavaştım. Artık benim acelem yoktu ve bu da çok güzeldi. İçimden yavaşça çıkarken dudaklarını bacak içlerimden başlayarak tekrar kadınlığıma getirmişti. Bu sefer çok fazla oyalanmayarak yanıma tırmandı. Sırtımdan kavrayarak kucağına çekti.  “Madem senin ilkinin hiç unutmamanı isterim. Gerçi sabah olduğunda tüm bedenin ağrı içinde olabilir.” Zaten unutmayacaktım ki. Sırtını yatağa verirken beni de hala kucağında tutuyordu. Tenime değen uzantısının atışlarını hissedince nasıl bu kadar süre dayandığını düşünmeden edemedim. “Üzerime oturabilecek misin?” güldü. Yükselerek elimle tuttuğum penisini içime soktum. Yavaşça oturdum. Beni izlerken inlemesi kulaklarıma doldu. Hırıltılı sesi ve içinde yavaşça hareketlerim zevk sıvımı çoğaltmıştı. Ona doğru eğilerek hızlandığımda kalçalarımı iki eliyle ayırdı. Tanrım. Bu konuları ergenliğe girdiğimden beri nerdeyse her sene kadın bir ajan anlatırdı. Olurda zor durumda kalırsam ballı tuzakla ellerinden kurtulabilmem için. Bildiğim şeyleri yaşamak harikaydı.  “Owen… Ben…” Sanki mümkünmüş gibi daha çok içine giriyordum. Keşfetmediğim derinliklerim varmış gibi. Avuçlarımın içinde memelerimi sıkarken Owen’da ellerimin üzerindeydi. Gözlerimi kapatarak kendimi geriye verdim. Ritmim hala devam ediyordu. Az öncekinin aksine daha da yükseklere çıkmışken omuzlarımdan bastırarak beni durdurdu.  “Başka şeyler denememe izin verir misin?” şu konumda mı? Kesinlikle evet. Hala içimdeyken büyük elleriyle kalçalarımı avuçladı ve yataktan aşağıya indi. Sırtım yatakla bütünleşmişti. Bacaklarımı havada tutarken dilini ıslak yerime değdirdi. Dudaklarının ıslaklığını da bırakarak tekrar içime girdi. Kayganlığın bitmesini istemiyordu.  “Ah Owen…” bu gece benim gecemdi ve durmadan onun adını sayıklıyordum. Ben uçurumun kıyısından dönerken o uzun uzun zevk alıyordu. Cidden kaç dakika olmuştu. Bacaklarımın içi acıyordu. Midemde hissettiğim kasılmalar onun eseriydi. Git gelleri çoğalırken durdu ve bana sormadan yüz üstü çevirdi. Karnımdan kaldırarak kollarımın ve bacaklarımın üzerinde durmamı sağladı. Ellerini memelerime ulaştırırken içimdeki yerini aldı.  “Çingene kızı. Harika olduğunun farkında mısın?” karşımdaki aynadan onu izleyebiliyordum. Ellerini çekerken diliyle sırtıma bıraktığı izle başımı yukarıya kaldırdım. Saçlarım dağılmıştı. İki kere yavaşsa üçüncüde sertçe giriyordu içime. Kalçalarım kasıklarına her çarptığında artık ufak olmayan çığlıklar atmaya başlamıştım. Onunda son evreleri olduğunun farkındaydım. Tek eliyle kalçamı ayırdı. Dokunduğu yerlerimde farklı zevklere ulaşıyordum. Bana yaşattıklarına bakmak hoşuna gidiyordu. Yavaşladığı esnada ben harekete geçiyor kalçamı erkekliğinde oynatıyordum. İlk orgazmımdan daha güçlü geldiğimin farkındaydım. Bunu arttırmak için bir elimi dengemi kaybetmek pahasına kadınlığıma götürdüm. İçimdeki hareketleriyle eş zanlı dairesel hareketini arttırdım. Kalbim deli gibi atmaya başlarken nefesim kesilmişti. “Artık ben de huzura erebilir miyim bebeğim?” bu cümleyle kasılmalarım sıklaşmış bedenimi yatağa eğmiştim ki omzumdan tutarak beni kendisine çekti. Boynumu kavrayan eli sola bakmamı sağlamıştı. Kulak mememi dişleriyle ezdi. “Benim için gel.” Bu direktifi bekliyormuşçasına büyük bir çığlıkla boşalırken o da benimle aynı anda boşalmıştı.  Dizleri üzerinde otururken bende sırtım ona dönük üzerinde oturur konumdaydık. Sol eli hala boynumdaydı. İkimizde nefes nefeseydik. Sadece boğazım değil tüm organlarım çöle dönmüştü. Sağ eliyle mememi okşamaya devam ediyordu. “Ben…” dedikten sonra durdum. Konuşamıyordum. Dayak yemiş gibiydim.  “Harikaydı. Harikaydın Çingene kızı.” Daha küçülmeye başlamış organını içimden çıkarken bacaklarımın altından kollarını geçirerek kucağına aldı. Nazikçe yatağa yatırdı. “Geliyorum. Bir yere ayrılma.” Kahkaha attım. Odada yankılanan sesimle ürktüm. Sanırım tüm apartman az önceki deneyimimizi duymuştu.  “Hareket edecek halim kaldı mı sanıyorsun?” tüm bedenim uyuşmuş haldeydim. Banyoya girdiğinde su sesi duydum. Keşke beni de yıkayacak biri olsa diye düşünürken on dakika sonra kapı açıldı. Hala çıplaktı. Utanmadan etrafımda dolanması hoşuma gitmişti. Göz kırparak beni kaldırdı. Konuşmadan hareket ediyorduk. Büyük küveti doldurmaya başlamıştı.  “Biraz gevşeyelim.” Fazla kasılıp gevşememiş miydik? Ilık olan suya girerek oturduğumda o da arkama geçerek bacaklarının arasına aldı. Sırtımı göğsüne yasladığımda zor açık tuttuğum gözlerimi kapattım. Hızla akan su küvette köpükler oluşturuyordu. Önceden içine sabun atmış olmalıydı. Köpükler çeneme gelene kadar kıpırdamadık. “Suyu kapatayım.” Hafifçe öne eğildiğimde çeşmeye uzandı. Kol kasları göz hizamdaydı. Bedenine iyi bakmıştı. Tekrar aynı konuma geldiğimizde yavaş hareketlerle kollarıma ve bacaklarıma masaj yapmaya başlamıştı. Alessia’nın yarasının olduğu yerde oyalanınca, “Kaybettiğin biri mi var?” dedim. Cevap gecikmemişti.  “Ne?” tabi bir cevap sayılırsa. Gözlerimi açarak başımı geriye çevirdim.  “Sevişirken de orada fazla oyalandın. Hatta gözlerin daldı. Kaybettiğin, özlediğin biri mi var?”  “Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Lütfen bir daha sorma.” Bir daha görüşebilecek miydik acaba? Tüm ihtimalleri zorlayarak kalbinden içeriye girecektim ama yine de korkuyordum. Bensiz olmasına izin veremezdim.  “Normalde yeni tanıştığım erkeklerle yatmam. Bunun içinde uğraşmam.”  “Kadınlarla yatarsın yani.” Öyle demek istemediğimi biliyordu ama güldü. “Peki neden benim peşimden koştun? Ayrıca bunun kötü bir yanı yok Çingene kızı. Hoşlandığın insanın peşinden koşarsın ki iyi ki arkamdan geldin.” Söyleyeceğim şeyler risk grubuna giriyordu. Söylemek zorunda olduğum için gözlerimi kapatarak tekrar önüme döndüm.  “Kadınlar ilgi alanımda değil. Evet peşinden koştum…” yutkunmak için birkaç saniye durdum. “Seni kilisede gördüğümde birine benzettim.” Yine durdum. “Kaybettiğim birine çok benziyorsun. Biran o sandım. Bu yüzden oradayken aptal gibi durakladım.” Bir şey demedi. Ben o değilim sakın bana musallat olmada diyebilirdi. “Sonra peşinden geldim. Seninle bir gece bana iyi gelecekti. Tanıdıksın işte. Aslında iyi ki peşinden gelmişim. Beni yanıltmadın.” Üzerimize çöken kasveti dağıtmak için söylediğim son cümle hoşuna gitmişti. Beni hissettiğini biliyordum ama konduramıyordu. Belki annem söylemiş olsaydı acaba diyebilirdi ama bu şartlar altında emin olamazdı.  Sonrasında masum dokunuşlarla beni yıkamıştı. Saçlarımı yüzümü tüm bedenimi tek tek duruladıktan sonra havluya sardı. Bu kadar nazik olması şu an için çok güzeldi. Ona duyduğum özlemle kalbimde büyük yaralar açmak istemezdim. O da havluya sarılınca yatak odasına döndük. Çarşafları değiştirmek için beni çalışma masasının sandalyesine oturtturdu. Parmaklarımı masada dolaştırırken gülümsedim. Tüm raporunu bu masada veren annem…  Anne diye seslenmeyi özlemiştim. Nita’ya anne diyordum ama görev icabıydı bu. İçten ciğerlerimi dolduracak bir anne değildi o. Az kalmıştı. Ona kavuşunca yaşayacağımız çok şey vardı. Bir robotun yaşamından hallice olan günlerim güzelleşecekti.  “Gel.” Çarşafları değiştirmiş ve yanıma gelmişti. Uzattığı elini tutarak kalktım. Diğer elindeki tshirtünü başımdan geçirerek bir bebek gibi beni giydirdi. Kasıklarımın biraz aşağısında olan etek uçlarını tuttum.  “İç çamaşırımı giyineyim.”  “Sabah giyersin.” İtiraz etmeme fırsat vermemişti. Banyodan tarak getirerek saçlarımı kuruladı ve yavaş hareketlerle taradı. Her şey bittiğinde yatağa uzandık.  “Bedenin kırılacak gibi.” İkimizde birbirimize dönüktük. Ona yanaşmaya korkuyordum ve bunu hemen üzerimden atmam gerekiyordu. Bu kadar duygusallık fazlaydı.  “Bu narin vücudumun altı kas yığını ve bir öküzü bile devirebilirim.” İnanmamıştı. Beni göğsüne çekti. “Çok cesursun.” Sesi durgun çıkmıştı. “Sende bana birini hatırlatıyorsun. Aslında biri demek ona hakaret olur. Sen benim hayatımı alt üst eden, hırçın, kıskanç, korkusuz yaz güneşime benziyorsun. Neye benzerdi bilmiyorum ama bence sen gibi olmalıydı.” “İnsan insana benzermiş.” Onun için kurduğum bu tezgahta üzülen tek ben olmamıştım.  “Sen beyaz bir kadınsın uzaktaki. Gözlerin aklımdan çıkmıyor. Sen bir kadınsın karanlıktaki. Uzaktaki. Sarmaşıkları duyuyor musun? Rüzgarda yordun. Üşümüş yastığına koyuyor musun? Uyuyor musun?” Atilla İlhan… Sustu adam. Sustuk. Gözlerini kapattı. Dakikalar sonra nefesi ağırlaştı. İzledim onu. Özgürce. Saçlarında, yüzünde, gözünde, dudaklarında gezdirdim parmaklarımı. Gitmelisin Alessia. Artık Nadia olmalısın. Ondan ayrılmak istemiyordum ama bunu yapmak zorundaydım. Annem gibi ilmek ilmek işleyecektim onun içindeki yerimi. Gözlerim doldu yine. Bu vedalar kısa süreli olacaktı. Yüce İsa. Ne olur bana yardım et diyerek Owen'ın yanından kalktım. Bir damla yaş aktı gözlerimden. Burada ağlayamazdım ve hemen giyinip gitmeliydim. Kıyafetlerimi adım adım içeriden toplayıp giyindim.  Lara'ya yakalanmak istemiyordum. Owen uykuya dalmadan önce kapının sesini duymuştum. Bu saate kadar neredeydi ki bu kız?  Üzerimi giyindikten sonra odaya geri döndüm. Çalışma masasına geçerek sandalyeyi çekerek oturdum. Duygusal olma Nadia. Kendine gel!!  Gözlerimdeki yaşı silerek not kağıtlarından birini alarak yanına bırakmak üzere notumu yazdım. Her şey için teşekkür ederim. Gitmek zorundayım. Belki bir gün yine karşılaşırız.  Çingeme kızı 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD