4'- Git Buradan Kadir

2307 Words
📍Bu kitapta okuduğunuz her şey hayal ürünüdür. Gerçek hayatta ki kişi ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur... "Nerdesin sen Allah'ın cezası. Kocan ölüyor nerde sürtüyorsun?" "Osman amcamla ilaç hazırlıyordum ana, ne oldu?" "İnim inim inliyor yavrum. Bir şey yap." "Tamam, bakıyorum şimdi. Reyhan benimle gel." Elinde ilaç poşetleri vardı. Odaya çıkarken çocuk gibi surat asan Reyhan peşinden gidiyordu. Odaya girdiler. Mahzun inliyordu cidden ve Günyeli'yi görünce daha fazla inledi. Bu yardım çığlıklarıydı ama ağzı bile kilitlenmişti. Günyeli ağrı kesici serumu hazırlayıp damar yoluna bağladı. "Kocanın altını temizle" dediğinde Reyhan iğrendi. "Ne?" "Kocanın altını temizle Reyhan." "Ben yapamam." "Allah Allah nedenmiş o?" "Yapamam." Neredeyse ağlayacaktı. "Salak salak konuşma Reyhan. Altına yatarken iyiydi hani!" "Of." "Oflama çarparım seni gebe falan dinlemem." Adamın üstüne eğildiğinde Mahzun'un gözleri yalvarıyordu. "Ağrı kesici verdim sana, birazdan geçer. Mahzun anan izin vermiyor seni hastaneye gönderemiyorum. Sana ilaçlar hazırladım, acını dindirir. İlçeye gidip çıkıkçı bulacağım, bakalım ne yapabiliriz. Korkma sana bir şey olmasına izin vermem." Mahzun ağlamaya başladığında bedenini titriyordu. " Ben şimdi çıkıyorum, ben gelene kadar aksın serum. " Günyeli odadan çıktı. Daha çok beklerdi. " Ana ilçeye gidiyorum. " "Cehenneme git." "Sen daha çok yanarsın gudubet karı. Dur hele, cehennem neymiş göreceksin sen." Merdivenleri inip hızla çıktı konaktan. Koca felç olunca birinin işleri ele alması lazımdı. 4 gün sonra... "Doğrulandı. Silahları aldık." Yüzbaşı gerçekleşen operasyonun başarılı olduğunu öğrendi. Telefonu kapattıktan sonra odasına doğru gitmeye başladı. Günyeli dört gündür gelmiyordu. Başı kalabalık demek olurdu ama zaten sabahları geliyor, yarım saat bile durmuyordu. O kadarcık da zamanı yok muydu? "Komutanım, şifacı geldi" dedi asker telsizden. Anında eli ayağına dolaştı. Telsizi eline alırken bir kere düşürdü masanın üstüne. "Iı. Tamam gönder." Telsizi bırakıp terleyen ellerini üstüne silerek çıktı odadan arka tarafa gidip girişte karşıladı onu. "Hoş geldin." "Çok vaktim yok, hemen tedavini yapayım." Buna üzülmüştü ama zaten hep öyleydi. Önden giderken Günyeli onu takip ediyordu. Alt kata inip yatakhaneye geçtiler. "Soyun" dedi çantasını çıkarıp açarken. Yüzbaşı üstünü çıkarırken arkasını döndü yine kadına. "Bugün de gelmezsin sandım." "İşlerim vardı ama sen merhemleri sürdürdün değil mi?" "Hı hı." Fanilasını da çıkardığında künyesi ses çıkararak geri düştü göğsüne. Sandalyeleri çekip arkası dönük bir şekilde oturdu. "Ağrın var mı?" diyerek yaraları incelemeye başladı. İyileşmesi uzun sürecekti ama iyileşiyordu. Bazı yaralar kabuk bağlamıştı bile. "Bazen." "Bel altın nasıl?" Merhemi sürmeye başladı. "Aynı." "Buz koyuyorsun değil mi?" Gözlerini yumdu kadının ellerini hissetmek için. Ama doğru bir şey yapmıyordu, bu kadın evliydi. Bu gerçek utandırıyordu onu. "Dön" dediğinde dirseklerini dizlerinden kaldırarak kadına döndü. Kadının alımlı görüntüsüne bakmamak mümkün değildi. Saçları omuzlarının önündeydi, gözleri yaralarda. "Silahları aldık." "İşte bu iyi bir haber" dedi mavi gözlerini adamın gözlerine dikerek. "Tebrikler." "Sayende." "Ben vatandaşlık görevimi yaptım yüzbaşı" diyerek alerji merhemini sürmeye başladı. "Teşekkür ederiz Günyeli." "Her zaman." "Artık kendini tehlikeye atmanı istemiyorum ama. Tamam sen büyük bir şey başardın ama daha fazla hayatını tehlikeye atma. Sana lojmanda bir yer ayarladım, bir süre burada yanımda kalabilirsin. En azından tehlike geçene kadar." Günyeli sol tarafında ki saçlarını omzunun arkasına atıp işine devam etti. " Bir şey söylesene. " " Çok düşüncelisin "dedi sadece. Yüzbaşı kızarak tuttu bileğini. " Seni korumak istiyorum "dedi kızarken. Günyeli bedenini geri çekerek doğruldu. Yine o ifadesiz bakışlar, hep olduğu gibi. " Sağ ol. " " Bu kadar mı? " " Ne dememi bekliyorsun yüzbaşı? Oradan bakınca aciz mi görünüyorum? " " Bunun acizlikle ilgisi yok. Sana bir şey olmasın diye." "Ben kendimi düşünüyorum, sana gerek yok." "Neden böyle yapıyorsun? Bile bile hayatını tehlikeye atıyorsun ya." "Çünkü ben korkusuz Türk askeri kızıyım. Öyle pısıp oturmam. Ben bunca yıldır bu yüzden susmadım. Çektiğim onlarca işkenceyi bugün sen bana kol kanat ger diye çekmedim." " Ama bedenin! Nasıl kaldırıyorsun bunu? O adam belki sana-" dedi ama devam edemeyip başını çevirdi. Günyeli bu hassas adamın çenesini tutarak başını kendine çevirdi. " Bana evet, bunu yaptı. Ama hiç önemli değil. " " Nasıl önemli olmaz? "dedi fısıldayarak. " Benim askerim dağda bayırda, kar kış demeden vatanı için savaşırken, ben bedenimi feda etmişim çok mu? " Onun karşısında, belki de ilk defa sesi titremişti. "Günyeli" dedi elini yüzüne koyarken. Böyle bir konuda nasıl bu kadar fedakar oluşunu anlamıyor, anlamadığı gibi gözleri doldu. "Bu çok fazla." "Değil yüzbaşı. Benim için üzülme, ben başımın çaresine bakıyorum." "Kanımı donduruyorsun!" Günyeli'nin gözlerinde iki damla yaş süzüldü yanağına. "Sana bu kadar şey anlatmamalıydım." "Yo" dedi kalmak için yeltenen kadının kolunu tutarken. "Kim bilir daha kaç kişi var böyle, benim sadece haberim var. Sadece senin için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Gitme, kal burada. Ben seni korurum, her şeyden." "Olmaz." "Neden?" "Ben hâlâ evliyim yüzbaşı!" Ellerini çekti. Bu doğruydu. Yapacak hiçbir şey yoktu. Onun da sırları vardı. Kimin sırları yok ki. 1 hafta sonra... Bir aşiret yemeğindeydi Günyeli. Kocasını vekaleten oturtuldu masaya. Bunu başardılar Ethem'le. Şarkı söyleyen adamın ritmiyle el çırpıyorlardı. Gelenler Hanımağaya selam verip yerine geçiyordu. Geniş salonda çoğunlukla erkekler vardı. Üstüne gelen olmadı hiç, Günyeli onun hal ve hareketlerini izlediklerini biliyordu. Buraya kadar gelip bir de hata mı yapacaktı? Ethem sağ çaprazındaydı. Dikdörtgen masanın tam karşısında kalan kısmı açıktı ve Günyeli kocasının yerinde oturuyordu. Yanında ki ağa "Nasılsın Hanımağa?" diye sordu. "İyiyim ağam. Ya sen? Tansiyonun nasıl?" Adam bet sesiyle kahkaha attı. Günyeli masaya oturunca herkesin evine girer çıkar olmuştu. Sağlığı bozulan onun kapısına adam yolluyordu. "İyiyim iyiyim. Sen iyi bakıyorsun bize. " " Size bir şey olmasın ağam, ne yaparız sonra. " Sağ kısımda kalan bir ağa Günyeli'ye kötü kötü bakıyordu. Ne zaman onunla göz göze gelse geriliyordu. Adamda hoşuna gitmeyen bir şeyler vardı ama Günyeli anlamıyordu. Aksi gibi adamın hiç işi düşmüyordu şifacıya. Günyeli sağında ve solunda oturan ağalarla arasını iyi tutuyordu, onlar son nefeslerini alan ağalardı ama o sağda ki Haktan Ağa, onun derdi neydi? Sağ taraftaki ağalar bir gün başa geçmesi planlanan ağalardandı. Haktan ağa kırklı yaşlarında bir adamdı. Günyeli henüz bir haftadır masadaydı ve o sürekli kadına kötü kötü bakıyordu. "Var ol" dedi kıza pis pis bakarak. Günyeli önüne döndüğünde dansöz girdi salona. Her şey sustu ve darbuka aldı sessizliği. Güzel bir dansöz oyununu yaparken yavşak sesler yükseldi. Ethem'e baktı, o da kaşlarını kaldırarak başını yana eğdi. Her yemekte aynı şey oluyordu. Ne de zevklerine düşkün puştlarmış meğer. Ortama yeni giren ağaların arasında başına sardığı puşiyle ağzını da kapatan yüzbaşı yardımcıların arkasına bir yere oturdu. Herkes dansöz şovuna kilitlenmişti. Günyeli'nin ifadesiz yüzü yine ortamı soğutuyordu. Mavi gözlerine siyah saçlarının yakıştığı yetmiyormuş gibi, bir de mavi elbise giymişti. Kafasına örttüğü şal hiçbir şeyini saklamıyordu. Hâlâ güzelliği gün gibi ortadaydı. Dansöz ağaların önüne çöküp memelerini sallarken ağzının suyu akan ağalar para sıkıştırıyordu kadının göğüslerine. Bu manzaraya bakamayan Günyeli başını çevirdi ve o kadar kafanın arasında sadece kara gözleri görünen adamı görünce dudakları aralandı. Yüzbaşı ağzına kapattığı puşiyi indirince derin bir nefes aldı Günyeli. Kadın için onu burada, bu kadar mide bulandırıcı insanın arasında görmek nimet gibiydi. Ve bir ilk daha yaparak tebessüm etti. Aynı şekilde karşılık aldığında yüzünü düzelterek önüne döndü. Dansöz ağalar tarafında bir güzel ellendikten sonra topladığı paralarla ortamı terk etti. Başını iki yana salladı Hanımağa. Tamam sen yine kıvırt da, elletme kendini demek isterdi ona. Hekimin geldiğini gören Günyeli eliyle yanında gelmesini işaret etti. Hekim masanın arkasından dolanarak yanına gelip oturdu. "Hanımağa!" "Hoş geldin hekimim." "Hoş gördüm. Nasılsın?" "Aynı. Gözümün içine baktığına göre haberler sende." Günyeli gözlerini gezdirerek yüzbaşının orada olup olmadığına baktı. Oradaydı hâlâ. İçinde heyecanı hissediyordu Günyeli. Mutlu bir heyecan. "Kumanın gebelik ölçülerine bir daha baktım. O çocuk buz gibi üç aylık Günyeli!" Başını hekime çevirdi. Reyhan bir aylık hamileydi şu sıralarda ama Günyeli bir aylığa göre karnının büyük olduğunu olduğunu düşünüp onu şehir hastanesine götürmüştü. Hekim Halim de ikidir ölçümlerin bir aylığa göre fazla olduğunu söylüyordu. Artık emindi. Oysa Reyhan kuma geleli zaten bir ay olmuştu. " Ne yapacaksın Günyeli, en nihayetinde kadın ve gebe." "Ben hiçbir şey yapmayacağım Halim. O kendine bunu yakıştırdıysa elbet sonuçlarını hesap etmiştir." "Yazık olacak desene." "Beni bağlamaz ki." Gözlerini yüzbaşına çevirdi. Kara gözleri halen üstündeydi. Yumuşayınca hiçbir ciddiyeti kalmayan kadının gözüne şu anda görünmek zorunda mıydı? Büyük iki ağa masadan kalkıp sağ tarafta ki köşeden döndü. Yukarı çıkıyorlardı. Günyeli, Ethem'e baktı. Ethem burnunu kaşır gibi yaparak 2 işareti yaptı. Bu çok önemli demekti. 1 önemli, 2 çok önemli. Yukarıda çok önemli bir görüşme gerçekleşiyordu. Yüzbaşı kalkınca Günyeli onu göz hapsine aldı. Buraya sadece Günyeli için gelmediği çıkışından belliydi. Ah yukarıda neler olduğuna bakacaktı. Askerin işine karışmayacaktı, aklı olan da karışmazdı. O ne yaptığını bilirdi. Yöresel halay grubu çıktığında eğlence devam ediyordu. Günyeli çok sıkılmıştı. Ağaların görüşmesi uzunca bir zaman sonra bitti. Eğlence de bittiğinde herkes ayaklandı. "Günyeli." "Buyur Ağam." "Gemiler döndü mü?" Mahzun'un Akdeniz'de iki gemisi vardı ihracat işinde. Tatil bölgesinde kiradaydı. Oradan büyük bir gelir vardı ve gemiler yurt dışına çıkmıştı üç ay önce. "Dönmüştür Ağam, hayır mı?" "Bilirsin sende, bazı işlerimizi görürüz o gemilerle." "Tabi tabi, biliyorum." "Heh, yakında lazım olacak." "Ne demek Ağam, hiç sorma bile. Sonuçta amaca hizmet eden her şey veli nimetimiz." "Senin imzan lazım ama." "İlahi Ağam, atarız imza dediğin nedir." "Hayırlı akşamlar Hanımağa." "Hayırlı akşamlar Ağam." İhtiyar puşt önden çıkarken arkalarından ağır ağır gidiyordu Günyeli. O son işleri olacaktı. "Hanımağa" dedi Ethem. Günyeli arabasına giderken durdu. "Buyur Ethem ağa." "Vaktin varsa şu tarla işini konuşalım seninle." "Tabi olur." "Yürüyelim mi, hava güzel." "Yürüyelim valla oturmaktan bacaklarım uyuştu. Rüstem sen eve git, beni Ethem ağa bırakacak." "Baş üstüne Hanımağam." Haktan Ağa yine kötü kötü bakarak geçti yanlarından. Bu adamın bir derdi vardı belli. "Bunun derdi ne be?" "Valla bilmiyorum ama o hep öyle ya. Herkese böyle bakar. Yürü şeytane yürü." "Allah belanı vermesin, nerem şeytan benim? " "Bak sayarım" dediğinde Günyeli gözlerini kısarak mimik yaptı. Karanlık yolda usul usul yürümeye başladılar. "Şu şarkı neydi? Hani Sezen Aksu söylüyor ya." "Ben sende tutuklu kaldım." "Heh, bir söylesene gardaşım." Ethem ona yan bakarak gözlerini büyüttü. Cılız sokak lambası altında bu görüntü komikti. "Ben niye durduk yere tutuklanıyorum?" "Bak şimdi!" "Ne dedi Kudret?" "Gemiler lazım olacakmış yakında, onu dedi." "Şerefsiz köpek, yine silah sevkiyatı yapacaklar. Elini çabuk tut Günyeli, askere sıkılan kurşunun müsebbibi olma." "Bu gece halledeceğim." Epey bir süre daha yürüdükten sonra sokak lambasının ışığının kesilen noktasında bir gölge vardı. Günyeli o duruşu gölgesinden bile tanımıştı. "Ethem!" "Heh!" Yüzünü ona çevirdiğinde Ethem sağı solu kolaçan ediyordu. "Tamam hadi git ben bekçilik yaparım." "Cansın oğlum sen." "Sende öyle şeytanem benim." Ethem yavaşlayarak kenara giderken Günyeli yürümeye devam etti. Yüzbaşı geri geri giderken Günyeli yürümeye devam ediyordu. Karanlığa çektiği kadınla karşılıklı durdu. Ufacık bir ışık yansıması görüşlerini kolaylaştırıyordu ama kolaylaştırmasa bile onlar birbirini görürdü. Günyeli enteresan bir şekilde gülümsedi, bu yüzbaşının kalbini titretti. "Şimdi mi gülüyorsun?" "Seni özlemişim yüzbaşı." "Yapma kızım! Başımı belaya sokma benim." "Bana bela mı diyorsun?" "Boyundan büyük işler yapıyorsun. Kurtlar sofrasında oturuyorsun. Sözümü de dinlemiyorsun. Bela oluyorsun bana." "Hım." dedi dudaklarını tek çizgi haline getirerek. "Oysa hayatını kurtardım, bana kahramanım demeliydin." Arada ki mesafeyi kapattı yüzbaşı. Başını eğdi kadının yüzüne. "Keşke kahramanım olsan yine. Tek işin ben olsam." "Ama böyle olmaz yüzbaşı. Anlaşamıyoruz seninle" "Bence de. Seni bu kadar güzel yapan da bu olsa gerek." "Ben güzel miyim?" diye sorarken Günyeli çocuk gibiydi. "Yapma Günyeli." "Neyi?" "Bunu işte, yapma. Öldüğünü görmek istemiyorum, keza o masada oturmanı da. Gel gidelim buradan, birlikte." "Başlama yüzbaşı" diyerek gardını aldı Günyeli. "Ne yaptığının farkında mısın? O insanlar çok tehlikeli." "Bende öyleyim." "Suça bulaşma işte. Hayatını kurtaracağım diyorum." "Beni düşünmek senin işin değil!" "Günyeli" diyerek başını kaldırdı. Kızdı ve saçlarının karıştırdı hırsla. "Bak" diyerek kadının kollarını tuttu. "Seni anlıyorum, babana olanlar yüzünden böyle yapıyorsun ama bize bırak. Onların yanına kalmaz, hiçbir zaman kalmadı. İntikamını ben alırım, senin için korkuyorum." Günyeli'nin içinden ılık ılık akıp gitti bir şeyler. Ufacık oluyordu onun ellerinin arasında ve bunu yeni fark ediyordu. Geri çekilerek ellerini çekmesini sağladı. " Ben bu yolda çok şey feda ettim, şimdi ölmek var benim için ama dönmek yok. Beni tutuklamadan durduramazsın." " Eğer seni koruyacaksam tutuklarım Günyeli." "Bir şeyi unutma bunu yaparken. Eğer başaramazsam kendimi öldüreceğim. Hesabımı benden almak istediğinden emin misin?" "Neden böyle yapıyorsun? Sürekli elimi kolumu bağlıyorsun. Beni zan altında bırakmayı bırak artık." Yüzbaşı sinirlenmişti. Günyeli onu bu kadar öfkelendirmek istememişti ama o planını bozmaya çalışıyordu. "Yüzbaşı" diyerek ellerini adamın göğsüne koydu. Kafasını kaldırdı yüzüne bakabilmek için. Yüzbaşı başını çevirmişti, hırslı soluyordu. Başını eğdi. "Sana karşı çıkmak istemiyorum valla ama bunca yıl sonra bu kadar yaklaşmışken bırakamam. Beni anla ne olur. Gözlerimin önünde öldü benim babam, acısı hâlâ yüreğimde." Yüzbaşı ona kıyamadı yine. Ellerini kadının sırtına koyarak yüzüne baktı. "Sana bir şey olursa?" "Bana bir şey olacak." "Günyeli içimi ferahlatacak hiçbir şey söylemiyorsun ama seni anlamamı istiyorsun. Senin için endişeleniyorum neden anlamıyorsun?" Günyeli babasından sonra ilk defa bu kadar hassas bir adam görüyordu. " Seninle tanışana kadar gidecek yerimin olmadığını biliyordum. Tek başıma olduğumu da. Ama cesaret aldığım sensin yüzbaşı. İstersen şimdi arkana bile bakmadan gidebilirsin, inan darılmam sana. Babam kadar güçlü olduğunu görüyorum yüzbaşı. Öyle olmasa buraya kadar gelip o insanların arasına girmezdin. Hadi ben ölürüm bu bir şey değil de, sana bir şey olmasın. İşte ben o zaman çok daha tehlikeli olurum." Yüzbaşı kadının yüzüne iyice sokulup burnunu yanağına, alnını şakağına yasladı. Bu çok tehlikeli bir pozisyondu. " Kendini gözden çıkarman ne kadar kötü. Keşke canına kıymet versen de sözümü dinlesen. " Geri çekilerek kollarını bağladı Günyeli. " Ben eskiden iyi bir çocuktum, babamın sözünden hiç çıkmazdım. Evde kal derdi kalırdım, kapıyı kimseye açma derdi amcama bile açmazdım. Babamın ölümüyle açıldı bütün kapılar, kötülük üstüme üstüme koştu hiç durmadan. Artık söz dinleyemem, sözümü dinleteceğim. Neredeyse sona yaklaştım, n'olur engel olma bana. " " Yaralarımı sızlatıyorsun Günyeli. " Günyeli gözlerini yumunca yüzüne intihar etti yaşlar. Eliyle yüzünü silerek başını kaldırdı. " Yara oluyorum değil mi? "diyerek bariz bir duvar ördü aralarına. " Yo"dese de Günyeli açtı arayı. "Bir daha karşıma çıkma yüzbaşı." "Günyeli." "Babamdan sonra kalbimi acıtan ilk insansın." "Özür dilerim." "Ben özür dilerim yüzbaşı. Bana bu kadar yaklaşmana izin verdiğim için. Oysa sana güvenebilirim sanmıştım. Niyetim seni üzmek değildi." "Sadece seni düşünüyorum." "Düşünme! Ben bile kendimi düşünmüyorum sizi düşünmekten. Askerler zaafım ama sen... Sen nesin de kalbimi acıtabiliyorsun? Bu ne cüret!" "Günyeli, lütfen." "Git buradan Kadir. Bir daha gelme." 📍 Yorum yaparak bana destek olabilirsiniz...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD