2 Bölüm

1395 Words
Tam karşımdaki adama nefretle baktım; resmen beni takip ediyordu. Sabık herif, artık buna bir son vermesi gerekiyordu. Ben onun hiçbir şeyi değildim, o da benim hiçbir şeyim değildi. Peki ya bu ısrar neydi? Ben ondan hoşlanmıyordum, neden bu kadar ısrarla beni takip edip taciz ediyordu? Artık çok fazla olmaya başlamıştı; en yakın arkadaşımın abisi resmen beni taciz ediyordu. Eskiden, yani bundan iki üç yıl önce, bana bakışlarını gördükten sonra onların evine uğramaz olmuştum. Ben onu abim gibi görürken resmen o bana farklı bir gözle bakıyordu; masum falan da bakmıyordu. Daha önce de onunla bir ay sevgili kalmıştım ama onun amacı sadece benimle birlikte olmaktı. Tek derdi öpüşmek olan bir adamla işim olmazdı, o yüzden ayrılmıştım; ama sürekli beni böyle sıkması artık beni çok fazla rahatsız ediyordu. "Sinan artık yeter! Bak, çok fazla olmaya başladın, rahatsız oluyorum. Lütfen buna bir son ver," dedim; ama tamamen boşa konuştuğumu biliyordum çünkü bu adamda bu sözleri anlayacak kapasite yoktu. "Seviyorum diyorum, neyini anlamıyorsun canımın içi?" dedi. İki adım atıp kadına yaklaştı. Tam karşısında durduğunda, kadın bir adım ondan uzaklaşmıştı. "Bu sevmek değil, sen sadece takıntılısın. Beni elde etmek amacıyla kullanacaksın, bunu biliyorum. Daha önce de dedim; istemiyorum, beni rahat bırak," deyip yanından geçip gidecekken kolundan tutulmasıyla kaşları çatılmış, korkuyla hemen kolunu çekmişti. Ona dokunması bile onu korkutmaya yetiyordu. "Yavrum bunu aklına sok; sen benimsin, sadece benim olacaksın. Babandan isteyeceğim seni kızım," dediğinde, kadın onu alaya bile almadı. "Siktir git!" deyip yüzüne bağırıp hızlı adımlarla oradan koşmaya başladı. Bu adamla biraz daha yalnız kalırsa başına geleceklerini çok iyi biliyordu. Derhal, bir an önce bu adamdan kurtulmalıydı. Aptal Sinan yüzünden morali sıfır bir şekilde sütünü satıp kendine iki tane çiçekli elbise almıştı; tabii yeni bir tane pabuç oya da almıştı. Yumurtanın parasını ise saklamıştı; parasını çarçur etmezdi. Evin birkaç ihtiyacını aldıktan sonra takı satan ablanın yanına gitmişti. Zincirlere baktı, hepsi birbirinden güzeldi. "Bu ne kadar?" deyip papatya şeklinde olan kolyeye baktı. Çok güzel görünüyordu; eğer çok akçe değilse alırdı. "7 lira," dedi kadın sert bir şekilde. "5 lira yap alayım," deyip elini uzattığında; kadın gülümseyerek elini sıkacağını zannedip geriye çekince hafif bir şok geçirmişti. Bu kadın onun elini geriye itip ona nasıl bakmıştı öyle? Ne demekti şimdi bu? Anlamaz gözlerle kadına bakarken: "Hadi başka kapıya!" dedi ve kıza kıskanç gözleri ile bakmaya başladı. Bu kızdan oldu olası nefret ederdi; bu kız sevdiğini elinden almıştı. Şimdi utanmadan sıkılmadan gelip alışveriş mi yapacaktı kem gözlü? "Ne diyorsun be sen? Müşteriye nasıl davranıyorsun çingene!" dedi sesini biraz yükseltip. Etrafındaki gözler ona dönse de umurunda değildi. Bu kız onu resmen kovmuştu; geçen sefer de böyle yapmıştı ama umursamamıştı. Şimdi onun burada saçını başını yolardı. "Oo kavga başlıyor desene," dedi tezgahtar olan iki genç kız Gülay'a bakarken. "Gülay onu yollar diyorum ben," dedi kıkırdayarak. "Şimdiden kızın o halini tahmin edebiliyorum," diyerek kankasına katıldı genç kız. Gülay masum görünebilirdi ama tehlikeli kızdı, kimse onun yanına bile yaklaşamazdı. Bir de kız onu kovmuştu işte; kızın şimdi işi bitmişti. "Yazık olacak," dedi ikisi birbirine bakarken. "Bana bak, yolarım seni kız!" deyip Gülay'ın saçından tuttuğu gibi çekince, bacağına yediği tekme ile yere düştü. Gülay şimdiden kızı haşat etmişti. "Oyy kurban olduğuma bak, nasıl da güçlü," dedi ikisini izleyip keyiflenirken. Oysa ortada tek bir suçlu vardı. Kulaklarım yediğim azarlar için kızarırken ben öylece oturuyor, babamın yüzüne bakamıyordum; çünkü utançtan nasıl bakacağımı bilmiyordum. Resmen herkese rezil olmuştum. O kızı döverken bütün pazar bana bakıyordu, adım çıkmıştı resmen. Babam kızmakta çok haklıydı. Keşke geçip gitseydim; ne diye sinirlerim o an yükseldiyse... Çok pişmandım ya, of! Şimdi millet kim bilir babama nasıl bakacaktı; işte en çok zoruma giden bu olacaktı. "Ah Gülay ah! Kızım sen ne zaman düzeleceksin? Senin yaşındaki kızların çocukları var, sen daha çocuk gibisin," dedi adam sinirli bir şekilde. Kızı bütün köyün dilindeydi, şimdi nasıl çıkacaktı onca milletin içine? O kendini değil, kızını dert ediyordu. Bundan sonra kimse kızını istemezdi; kim kavgacı birini isterdi ki? Kızı resmen bütün köye adını çıkarmıştı, bütün köy onu konuşuyordu. "Artık zamanı geldi hanım," dediğinde, Aynur Hanım hemen atlamıştı lafa: "Ben de daha seninle bu konu hakkında konuşacaktım." "Özür dilerim," dediğinde, babası ona hayal kırıklığı ile bakıp: "Artık çok geç. Evlenmenin vakti geldi Gülay, bu akılla zor gidersin gerçi," dediğinde, sinirle odadan çıkmıştı. Arkasında ise bir çift gözü yaşlı kız bırakmıştı. "Baba özür dilerim," deyip gözyaşlarını tutamamıştı. Annesi de arkasından bir ton laf edip gidince koltuğa uzanıp öylece ağlamaya başlamıştı bile. Bileti kesilmişti; bundan sonra onun işi tamamen bitmişti. Ağlasa bile boştu. Elini kafasına vurup kendine saydırmaya devam etti. Salak kafa! Neden bütün belalar onu buluyordu? Başına bunların geleceğini bilse evden çıkmazdı. Keşke çıkmasaydı... Bütün gece yakınıp durdu, pişmanlıktan geberdi. Sonunda annesinin istediği oluyordu; babası artık onu verecekti. Bu yaşta gidip kocasının dizinin dibinde oturacaktı. Üstelik Sinan gibi bir şerefsiz ile evlenecekti. Sinan eğer babasına söylediyse babası onu verirdi. Elini alnına koyup düşünmeye başladı. Ölse o puşt ile evlenmezdi. Onun dışında herkes ile evlenirdi ama ondan olmazdı. Babasına söyleyecekti; o adamla evlenmek istemiyordu. Ondan başka herkesle evlenirdi; gerçi bu olaydan sonra ona görücü gelirse isterdi. "Salaksın yemin ederim salaksın! Neden kendini rezil ediyorsun kızım neden?" deyip dert yakınmaya başladı; ama boşa söylediğini biliyordu. Bundan sonrası Allahu Teâlâ'ya emanetti. Koltuktan kalkıp aynadan kızarmış yüzüne baktı; feci halde görünüyordu. Gözleri ağlamaktan kızarmış ve küçülmüştü; ama müstahak olmuştu. "Kavga senin neyine, bu kaçıncı?" dedi kendi kendine. "Yandım kızım! Sen eğer Sinan sapığı ile evlenirsen her gün şiddet, taciz, tecavüz yaşayacaksın," dediğinde aynadan bir daha kendine bakıp ağladı. Ne kadar ağlarsa ağlasın, kaderi annesinin babasının elindeydi. Belki de bundan on gün sonra evlenecekti, hem de o adamla... Yatağına yatıp yorganını kafasına kadar çekti ve uyumaya çalıştı. Kulağıma annemin sesi geliyordu ama öyle güzel bir uykudayken uyanmam biraz zordu. Uyanmak falan istemiyordum; şu anlık sadece ölü gibi yaşayıp gitmek istiyordum çünkü dün gece yaşadıklarımdan sonra ölmek en güzel tercih olabilirdi. Neden diye hala sorguluyordum; "Senin derdin ne? Hey, senin derdin ne? Neden o kızı dövüyorsun cahil Gülay? Onun yüzünden senin hayatın karardı cahil Gülay!" diye kendimi tokatlamayı o kadar istiyordum ama Allah'ın verdiği bu güzelliği dövmek tam bir aptallık olurdu. Zaten adım çıkmıştı; şimdi bir de bu güzellik elden gitseydi öylece maymun gibi etrafta kalırdım. Sonra da ömrümün geri kalanı iş güç yaparak geçerdi çünkü ben çirkin biri olarak kendimi düşünemiyordum. "Gülay kızım, sende utanma yok mu? Dün neler yaşadık, sen hala burada fosur fosur yatıyorsun. Helal olsun!" dedi Aynur Hanım sinirli bir şekilde; ama istediği şey olmuştu. Eninde sonunda olacaktı ama şimdi Gülay mecburdu, sevgili kocası da mecburdu. Bundan iyi aday yoktu çünkü zaten gelecek olan görücü karşı köyden geliyordu, bu rezaleti duymamışlardı. "Anne lütfen hatırlatma Allah aşkına. Dün neler yaşadığımı bir ben bir Allah bilir," dedim ve yataktan kalktım. Moralim sıfırdı, hiçbir şekilde bir şey yapmak istemiyordum ama mecburdum. "Elini yüzünü yıka, sofraya gel. Baban seninle konuşmak istiyor," dediğinde; yataktan kalkmış, saçlarını bağlayan kızına dikkatle baktı. Yüzünde gözünde bir morluk falan yoktu; demek ki onun suçuydu. Diğer kızcağız kim bilir ne haldeydi... "Tamam," dedi. Başka ne diyebilirdi ki? Utançtan adamın yüzüne bakamıyordu. Eğer Sinan'dan başka bir adamsa kabul ederdi ki bundan zaten başka bir şansı yoktu. Tek dileği; en azından evleneceği kişinin ahlaklı, terbiyeli ve biraz yakışıklı olmasıydı. Elini yüzünü yıkayıp kıyafetlerini değiştirdikten sonra salona geçmişti. Kapıyı açtığında sobanın sıcak ateşiyle hemen ısınmıştı. Başı aşağıda iken utanç duygusu ile sofradaki yerini almıştı. Annesi önüne geçen gün yaptıkları tandır ekmeğini vermişti. Canı hiç istemese de bayılmamak için mecburen yiyecekti. Tarlaya yine gitmesi gerekiyordu; işleri çoktu, kafası karışıktı. Sobanın çatırdayan sesi odadaki kasvetli havayla boğuşurken, adamın sesi salonda tek ses oldu: "Karşı köyden biri; iyi aile, Çeliklerden... Güvenilir insanlar, mutlu huzurlu olursun. Yarın görmeye geliyorlar," demişti adam tek çırpıda. Zor bir karardı ama olması gereken buydu. Yalova küçük, üstelik onların yaşadığı kasaba daha küçüktü. Kızı pazarın ortasında bir kıza saç baş dalmıştı ve şimdi bütün köy onu konuşuyordu. Daha fazla adının çıkmaması için baba evinden bir an önce evlenip gitmeliydi. İyi bir kısmetti; kızını ite kopuğa vermezdi. Az çok tanırdı Çelik ailesini; iyi insanlardı, varlıklı bir aileden geliyorlardı, maddi durumları da iyiydi. Kızı orada yokluk, cefakarlık çekmezdi. Boğazı düğümlendi, bir şey diyemezdi; babası karar vermişti zaten. Bir şey diyecek yüzü kalmamıştı. Bir kere bir aptallık yapmıştı, şimdi de cezasını çekiyordu. "Sen nasıl istersen babacığım," dedi boğazından zorla çıkan ses tonu ile. Sofradan kalkıp koşar adımlarla kapıyı açtı. Tam gidecekken arkasından babasının sesini duydu: "Gülay kızım..." demişti Aziz Bey; ama olan olmuştu, çok geçti. Bir kere kalbi kırılmıştı kızının. "Akşam gelsinler ver baba, fikrimi bile sorma!" dedi dudaklarının arasından kaçan hıçkırık ile.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD