Gece çökmüş, konağın avlusu yaprak dökmeye başlamış incir ağacının altında serin bir sessizliğe bürünmüştü. Havada bir sonbahar titremesi,İnce bir ürperti. Ama Fırat’ın üstünde hâlâ o yazdan kalma, incecik tişörtü vardı. Umurunda değildi rüzgar. Zaten içi donmuştu. Sıcak diye bir şey kalmamıştı onun için. Elinde sigarası, başı yukarıda, Gökyüzü yıldızlarla doluydu, ama o, bir yıldız seçemiyordu. Hepsi birbirine karışmış gibiydi, tıpkı abisiyle olan anıları gibi. Dağıldıkça içinden bir parça daha eksiliyordu. Ayak seslerini duymadı. Sadece yanı başına bir sıcaklık oturduğunu hissetti. Göz ucuyla baktı. Mevâ’ydı. Hiç konuşmadan oturdu Mevâ.. Ne “geldim” dedi, ne “iyi misin ” dedi. Sadece var oldu yanında. Ve bir sessizlik doldu aralarına. İyileştiren cinsten bir sessizlik. Derman o

