3.Bölüm/ Yüzleşme

1156 Words
Üzerine çöken akşam ayazıyla hüzünlü kahvelerini dikti gökyüzüne Mevâ.. Aklında hala babasının sözleri, berdel oluşu vardı. Nasıl olacaktı, o konağa hemde Nihat Kozdağlı’ya kuma gidecekti.. Olumsuzca salladı başını iki yana, kabullenmek istemeyerek. Ardıdan açılan konak kapısıyla içeri giren abisini görüp bir umut koştu onun yanına. Tek umuduydu abisi, bir o anlardı Mevâ’yı. Bir o bozardı bu işi. Zamanında yaptığı gibi.. Yine korur kollarsa bir Azad sahip çıkardı bacısına. “Abi..” diyip boynuna sarılan bacısyla acıyla sıktı gözlerini Azad. Kardeşiyle yüz yüze gelmemek için tüm gece eve gelmemişti. Vereceği hesaptan, en çokta bacısının bir ömür gülmeyen o gül cemaline, bir acıda kendisi eklemiş olmanın mahcupluğuydu yüreğine ağır gelen. “Bacım, çavê min.” diyip uzattı acıyla elini Mevânın saçlarına.. Daha 28inde, ömrünün baharında beyazların düştüğü o saçlar.. Yaşadığı zorlukların isyanı olan o saçlar.. “Abi kurban olayım yardım et bana. Nihat abiye kuma gideceksin der babam. Kurban olayım mani ol, nasıl giderim ben o konağa, nasıl giderim Nihat ağaya..” diyip döktü yaşlarını birbir Mevâ.. Kardeşinin gözünden düşen her damla ile içine koca bir acı doluyordu Azad’ın. Oysa artık gözyaşı akmasın, canı yanmasın diye herkesi karşısına alıp çekip almıştı onu koca evinden. Ne Mardin’in diline düşmeyi umursamıştı, ne çıkacak zorlukları görmüştü gözü nede Firuz ağanın gazabı durdurmuştu onu. Şimdi ise kendi bir acı daha yüklemişti onun yaralı gönlüne. “Özür dilerim bacım..” dedi başını yerden kaldırmadan, gözleri acının esir aldığı kahveleri bulmadan eğdi başını mahçupca. “Yapma abi..” dedi Mevâ titreyen sesiyle.. “Sen bari yapma.. Gidemem ben o konağa, hele ki..” diyip yuttu diline bile ağır gelen o sözü. “Biliyorsun abim, sen şahidisin herşeyin. Nasıl gideyim..? Olur mu böyle bişey!” “Mevâ! Abim ben böyle olacağını bilemedim. Seni berdel isteyecekleri aklımın ucundan dahi geçseydi yapar mıydım böyle bişey. Ben ölümü göze ala ala kalkıştım bu işe. Ama Bapir iki seçenek sundu. Ya Nihat ağaya, yada o’na berdel dedi.” “O’na..” diyip salladı başını iki yana kabullenmek istemeyerek Mevâ. Bu seçenek diğerinden daha ağırdı belki de.. “Seni abisine karı yapacak kadar şerefini kaybetmemiştir Fırat bacım.” “Abi olmaz, o olmaz abi..” “Başka yol kalmadı bacım, vallaha bir yol olduğunu bilsem, bir dakika bile düşünmem ama yok bacım yok..! Hakkını helal bana ne olur, ben böyle olacağını bilemedim.” diyen abisiyle çaresizce eğdi başını kadın. Çıkmazların ben büyüğü vardı şimdi içinde, nereye dönse koca bir duvara çarptığı bir çıkmazdı içine düştüğü durum. Tek kelime edemeden kaldı öylece avlunun ortasında.. Azad ise daha fazla sebep olduğu enkazı görmeye dayanamayıp hızla girdi içeriye. Bir süre kaldı avlunun ortasında Mevâ, omuzları çökmüş, gözünden akıtmaya bile mecali kalmamıştı o incileri artık. On senedir kurmuştu artık göz pınarları . “Abla iyi misin?” diye yanına gelen kardeşine çevirdi başını, yalandan bir tebessüm kondurup yüzüne. “İyiyim ablam. Sen Ardil’in yanına çık, uyanırsa korkmasın, ben gelecem.” “Nereye abla bu saatte, babam duyarsa gebertir bizi.” “Sen idare et anamı babamı. Gelecem ben.” diyip hızla çıktı konaktan. Aradan geçen yarım saatte uzun uzun baktı ayaklarının altında ki Mardin’e.. Öylesine muhteşemdi, öylesine aşık olunasıydı Kızıl şehrin manzarası. İçinde onlarca acı, gözyaşı , onca âh barındırmıyormuş gibi büyüleyiciydi manzarası.. “Napıyorsun burada..!” diyen tanıdık sesle irkilip sendeledi Mevâ.. Arkasını döndüğünde çatık kaşları ile kendisine bakan bir çift mavi irisle istemsizce yutkundu. Cevap vermeyi bırak, dilinden dökülecek tek kelime bile yüktü Mevâ’ya. Tek kelime etmeden kaçar adımlarla adamın yanından uzaklaşacağı sırada, kolundan tutan adamla kalmıştı olduğu yerde.. “Ne işin var burada dedim..!” diyip dikti keskin bakışlarını kadının üzerine Fırat ağa. “Sanane Fırat ağa.. Bırak kolumu..” diyip adamın ellerinden kolunu kurtarmak istesede, başarılı olamamıştı kadın. “Bu saatte, bu ıssızda ne yapıyorsun..! Laftan sözden de korkmazsın belli, ama çıkan hükmü öğrenmişsindir Mevâ hanım. Madem haneme gireceksin attığın adıma dikkat edeceksin bundan sonra.” diyen adamla Mevânın kahvelerini büyük bir öfke kaplamıştı anında. “Hanene girmeyecem Fırat ağa..!” “Emin ol bende buna meraklı değilim, ama hüküm çıktı.. Mecbursun..!” diyen o soğuk, duygusuz ses tonuyla yüreğine oturan acı, gözlerini doldurmuştu Mevâ’nın.. Ama o yaşlarını yine içine akıtıp, tüm gücüyle başını kaldırıp baktı adamın gözlerinin içine aynı duygusuzlukla. “Nihat ağaya karılık etmeye mi mecburum Fırat ağa..!” diyen kadın ile bu defa dolmaya meyillenen gözler, acı çöken yürek Fırat’a aitti.. “Kan kardeşime karılık ettiğini gördüm ya Mühürlü..! Abime görsem koyar mı ?” dedi buz kadar soğuk, ateş kadar yakıcı sesiyle. Diline dökülen, ama yüreğini yakan o sözler ile dikti masmavi gözlerini, kadının acıdan titreyen gözbebeklerine.. Bir zamanlar yere düşen kirpiğine bile kıyamadığı Mühürlü’sünün, şimdi ettiği sözler ile bile isteye canını yakıyordu.. Fırat’ın ağzından dökülen sözler ile seslice yutkundu Mevâ.. “Sanmak insanı ziyan edermiş, ben seni adam sandım Fırat ağa, sandım da ziyan oldum..” diyip adamın ayaklarının dibine tükürüp hızla uzaklaştı o mavi irislerden. “Mevâ.!” diye ardından seslenen adamla durdu olduğu yerde arkasını dönmeden.. “Ben sana kıyamazdım Mühürlü, ama sen bana kıydın, bize kıydın.. Sen beni , seninle sınadın lan.. On sene önce sırtıma bıraktığın bıçağın izini taşıyorum ben. Sen hala utanmadan, neyini savunuyorsun..! Kardeşim dediğim adamın koynuna girip, ne yüzle adamlığımı sorguluyorsun ulan..!” diye bağırıp inletti Fırat ağa gür sesiyle dağı taşı.. Sesinde on sene evvelki hesaplaşmanın haklılığı var gibi yüksekti sesi.. İşittiği sözler ile acıyla sıktı gözlerini Mevâ.. “Kardeşim dediğim adamın koynuna girdin..!” Onca lafın arasında bir o cümle yankılanıyordu kulaklarında.. Bir o söz delmişti sanki ciğerini.. Ardını dönüp bir kaç adımda girdi adamın dibine, dikti hüzünle kaplı kahvelerini, alev alev yanan, öfkeden deliren mavilere.. Ve yine yankılandı aynı sözler kulaklarında.. “Kardeşim dediğimin koynuna girdin..!” diye durmaksızın yankılanıyordu Fırat’ın o sözü beyninin içinde.. Suratına inen sert tokatla yana düşen yüzünü kaldırmadan, öfkeyle sıktı dişlerini Fırat ağa; “Gerçekler canını mı yaktı Mühürlü.!” diyip kaldırdı başını ve alayvari bir gülüş belirdi yüzünde.. “Yakar Mevâ hanım, gerçeklerle yüzleşmek çok yakar insanın canını.. Tıpkı seni gelinlikle, belinde kırmızı kuşağınla, o it soyunun yanında gördüğüm gün yüzleştiğim kalleşliğinizle canımın çıktığı gibi..” diyip vurdu yüzüne kadının on senenin acısını.. Fırat ağanın duygudan yoksun ettiği sözler ile acı bir tebessüm belirdi Mevânın yüzünde.. “Biz seninle bu dünyada ödeşecek bir hikaye değiliz Fırat ağa, âh’ım urgan olsun sebebim olan herkesin boynuna.” dedi sesi titreye titreye ardından da devam etti sözlerine “Var git, boz şu hükmü Fırat ağa, boz ki bu dünya ikimize de cehennem olmasın..!” diyip döndü ardını ve uzaklaştı acı öfkenin karıştığı mavilerden.. Giden kadının ardından uzun uzun bakmakla kalmıştı Fırat. On sene evvel yitirdiği, sırtına hançer, yüreğine taş olup giden o kadın ve ardından yarım bıraktığı yaralı bir sevdanın ardından nasıl bakılırsa öyle bakıp kalmıştı.. “Bana, bize kıydın diye sana bir daha sarılamadım, kimseye sarılamadım mühürlü.. Sen bize kıydın, ölen yalnız ben oldum..” diyip yüzüne düşen bir damlayı sildi elinin tersiyle.. “Yer gök şahidim olsun ki, o konağa gelin gireceksin ve yüzün bir tebessüme hasret kalacak Mevâ hanım..!” diyip acı bakışlarını yine nefret ve öfke kaplamıştı adamın..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD