Yıllar birbirinin üstüne bindikçe, Frankfurt’un sokakları bizim için artık sadece bir coğrafya olmaktan çıktı; bir tür canlı hafıza deposuna dönüştü. Her köşe, her köprü, her dar sokak, bir zamanlar korkuyla geçtiğimiz yerlerken şimdi nazik birer tanık haline gelmişti. Sabahları uyanıp perdeleri araladığımda, Main’in üzerindeki sis bazen hâlâ o eski günlerin nemli ağırlığını taşıyor gibi görünüyordu ama artık o ağırlık bizi ezmiyordu; sadece hatırlatıyordu. Hatırlamak ise, zamanla, bir yük olmaktan çıkıp bir hediyeye evrildi. Travis’le birlikte geçirdiğimiz her mevsim, o hediyenin katmanlarını biraz daha açığa çıkarıyordu. Bir yaz akşamı, belki de yirmi beşinci yılımızda, Zeil’in kalabalığından uzaklaşıp yine Palmengarten’e gittik. Bahçe artık bizim için bir tapınak gibiydi; cam evlerin i

