Kar fırtınası dinmişti ama Frankfurt’un kışı hala dişlerini göstermeye devam ediyordu. Main Nehri’nin donmuş yüzeyi artık çatlamaya başlamıştı; buz tabakası altında suyun hafif uğultusu duyuluyor, köprülerin ayaklarında buz sarkıtları gün ışığında kristal mızraklar gibi parlıyordu. Gökdelenlerin cam cepheleri eriyen kar sularıyla ıslanmış, sokak lambalarının sarı ışıkları ıslak asfaltlarda uzun, titrek yansımalar yaratıyordu. Hava hala keskin soğuktu, ama artık o boğucu beyaz sessizlik yoktu – şehir yeniden nefes almaya başlamıştı. İnsanlar sokaklara dökülüyordu; kalın montlar, atkılar, botlar, ellerinde kahve bardakları, nefesleri buğu olup yükseliyordu. Ama gözlerde bir tedirginlik vardı: Fısıltılar, bakışlar, gece kulüplerinin kapılarında artan güvenlik kameraları, UV lambalı tabelalar.

