Bir ömür beklerim.

3128 Words
Soru ağzımdan çıktığı an odanın havası dondu sanki. Berzan bir an olduğu yerde kaldı. Hiç hareket etmedi. Gözleri büyüdü, nefesi bir anlığına kesildi. Yüzünden bütün kan çekildi. Dudakları aralandı ama tek bir kelime bile çıkmadı. Kalbim göğsümde çarpıyordu. Evet… şimdi söyleyecek, diye düşündüm. Şimdi yüzüme bakıp “evet” diyecek. Ama demedi. Bir saniye… Sonra birden arkasını döndü. Kapıyı sertçe açtı ve çıktı. Kapının çarpma sesi odada yankılandı, kulaklarımı çınlattı. Olduğum yerde kaldım. Dizlerim boşaldı, yavaşça koltuğa çöktüm. Ellerim titriyordu. Nefesim düzensizdi. O an hissettiğim şey öfke değildi… kesinlikti. Artık biliyorum. Kaçsa da… sustuğu için bile… o. Saatler geçti. O odada tek başıma oturdum. Duvara baktım, yere baktım. Aklımda aynı düşünce dönüp duruyordu. Benden kaçabilirsin ama gerçeği değiştiremezsin, Berzan. Sonunda telefonu elime aldım. Ekrana baktım. Derin bir nefes aldım. Parmaklarım titredi ama yazdım: “Seni görmek istiyorum.” Bir an durdum. Sonra devam ettim: “Hani beni bu evlilikten kurtaracaktın?” Göndere bastım. Kalbim hızlandı. Ekrana baktım. Bekledim. Cevap yok. Bir dakika… beş dakika… on… Hiçbir şey. Telefonu yanımdaki masaya bıraktım ama içimdeki huzursuzluk büyüdü. Ayağa kalktım, odayı turladım, tekrar oturdum. Parmaklarımı dizlerimin üzerinde sıkıp açtım. Yarım saat geçti. Tam o sırada… Kapı bir gürültüyle açıldı. Sıçradım. Ayakta buldum kendimi. Berzan içeri daldı. Nefesi bozuk, yüzü bembeyaz, gözleri yanıyordu. Sanki biri göğsüne bıçak saplamış gibi görünüyordu. Arkasından Emine Hanım koşarak geldi. “Oğlum ne oldu?” diye bağırdı. Berzan bana bile bakmadı. “Anne, çık!” dedi sertçe. Emine Hanım kapıda kaldı, sesi titriyordu. “Hevin’e mi kızdın? Kıza dokunma, ne oldu söyle!” Berzan kapıyı sertçe kapattı ve kilidi çevirdi. O ses içimde bir şeyleri kırdı. Sonra bana doğru yürüdü. Ben ayaktaydım. Kalbim boğazımda atıyordu. Elini uzattı. “Telefonunu ver.” İçim buz kesti. Evet… işte bu, dedim içimden. Artık saklayamazsın. “Neden?” dedim kısık bir sesle. Bir adım daha attı. “TELEFONU VER!” diye bağırdı. Titreyerek telefonu uzattım. Aldı, ekranı açtı. Mesajı gördü. Gözleri karardı. “Bu nedir?!” “Hani beni bu evlilikten kurtaracaktın?” diye yüksek sesle okudu. O an içimde bir şey gevşedi… ama aynı anda sertleşti. Gözlerinin içine baktım. “Sen daha iyi bilirsin.” Bir an kekeler gibi oldu… sonra kendini topladı. “Cevap ver bana!” dedi sertçe. Nefesimi tuttum, ama geri adım atmadım. “Mesaj atan kişiyi soracağına… bana attığım mesajı sorduğunun farkında mısın?” Çenesi gerildi. Yüzündeki kaslar seğirdi. “Bu evlilikten mi kurtulmak istiyorsun?” dedi soğuk bir tonla. Kalbim hızlandı ama sesim titremedi. “O sensin.” Oda bir an tamamen sustu. Berzan nefesini tuttu. Gözleri karardı. “Cevap ver.” Derin bir nefes aldım. “Evet.” Bir anlık ağır sessizlik… boğucu, dayanılmaz. Sonra devam ettim: “Sen demedin mi bu evlilik bitecek?” “Sen de istemiyorsun.” Bir adım daha yaklaştı. O kadar yakındı ki nefesini hissediyordum. “Sen gidemezsin.” Kalbim tekledi. Gözlerimi ondan ayırmadım. Yüzünü inceledim; çenesi sıkı, gözleri karanlık, nefesi düzensiz. Ve daha yavaş, ama daha net sordum: “O… sen misin?” Başını hafifçe öne eğdi. Bir süre konuşmadı. Ben de konuşmadım. Sadece bekledim. Kalbim göğsümde hızlı hızlı atıyordu; hem korku, hem merak, hem de tuhaf bir beklentiyle. Sonra… sonunda konuştu. Sesi alçaktı. Sert değildi. Öfkeli değildi. Yorulmuştu. “Evet.” Tek kelime. Ama odanın içinde çınladı. Başımı hafifçe geri çektim. Bekliyordum… ama yine de duyunca sarsıldım. Berzan gözlerini kapattı, çenesini sıktı. Elini yüzüne götürdü, parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. İlk kez bu kadar dağınık, bu kadar savunmasız görünüyordu. “Evet, Hevin.” Bir adım attı ama bana yaklaşmadı; sanki yaklaşırsa kendini kaybedecekmiş gibi durdu. “Benim.” Nefesi ağırlaştı. “İki yıldır yazan… Geceleri uyuyamayan… Seni sokakta gördüğünde nefesi kesilen… Her adımını bilmek isteyen… Benim.” Gözlerini bana kaldırdı. Bakışları karanlıktı ama sert değildi daha çok acıyla doluydu. “Sana zarar vermek istemedim. Hiçbir zaman.” Bir an durdu. Sesinde ince bir çatlak belirdi. “Ama seni bırakmayı da başaramadım.” Başını iki yana salladı. “Her engellediğinde… her hesabını kapattığında… içimde bir şey parçalandı. Ama yine yazdım. Çünkü sustuğumda seni kaybedeceğimi sandım.” Bir adım daha geri attı, sanki kendi itirafından bile korkuyormuş gibi. “Beni sapık sanıyorsun, biliyorum.” Dudaklarının kenarı acı bir çizgi gibi kıvrıldı. “Belki de öyleyim.” Gözleri bir an yere kaydı. Sonra tekrar bana baktı. “Seni korkutmak istemedim. İzlemek… takip etmek… sahip olmak istemedim. Sadece… seni kaybetmek istemedim.” Göğsünü işaret etti. “Burada bir şey var, Hevin. Susturamadığım, gömemediğim, yok sayamadığım bir şey.” Sesi alçaldı. “Adını her düşündüğümde içim yanıyordu. Seni her gördüğümde nefesim daralıyordu. Ve sen başkasının adıyla anıldığında… ben dağılıyordum.” Bir an sustu. Çenesi titredi. “Ferhat meselesi… evet.” Bakışları sertleşti ama bana değil, geçmişe. “Seni incitmesine izin veremezdim. Sana bir şey olmasına izin veremezdim.” Yavaşça başını salladı. “Bunu da kabul ediyorum.” Odanın içinde ağır bir sessizlik oldu. Ben hâlâ koltuğun kenarında duruyordum; kalbim deli gibi atıyordu ama artık sadece korkudan değil… tuhaf bir şekilde, onun kırılganlığından. Berzan gözlerini benden ayırmadı. “Şimdi sor bana ne istersen.” Sesi kısık ama netti. “Kaçma. Bağırma. Sadece sor.” Bir adım daha attı ama bu kez çok dikkatli, çok yavaş. “Çünkü artık saklamayacağım.” Bakışları yüzümde kaldı. “Benim gerçeğim… sensin.” Kalbim hâlâ göğsümde çılgın gibi atıyordu ama bu kez sesim titremedi. Gözlerimi ondan ayırmadım; doğrudan yüzüne baktım, kaçmasına izin vermedim. Bir an bekledim… boğazımdaki düğümü yuttum… sonra konuştum: “O zaman… neden bu evliliğin de biteceğini söyledin?” Sözlerim odanın içinde yankılandı. Bağırmamıştım ama kelimeler ağırdı; sanki yıllardır içimde biriken bir şeyin ipini çekip çıkarmıştım. Berzan’ın yüzü bir an değişti. Çenesi gerildi, bakışları yere kaydı. Bir nefes aldı… bu kez öfkeyle değil, kendine kızar gibi. “Çünkü…” dedi, sesi kısıktı. Durdu. Sanki kelimeleri boğazından zorla çekip çıkarıyordu. “Çünkü seni korkutmak istemedim.” Başını hafifçe iki yana salladı. “Çünkü ben seni kendime mahkûm etmek istemedim.” Bir adım geri attı. Kaçmak için değil… söylediklerinin ağırlığından geri çekilir gibi. “Evet… seni istedim.” Gözleri tekrar bana geldi. “Ama seni zorla istemedim.” Göğsü inip kalktı; nefesi derinleşti. “Biliyordum ki bu evlilik senin için bir kaçıştı… bir anlaşmaydı… bir mecburiyetti.” Dudaklarının kenarı acıyla kıvrıldı. “Ben senin son seçeneğin olmak istemedim.” Elini göğsüne götürdü. “Burada yanarken bile… seni bağlamak istemedim.” Bir an sustu. Odanın içi ağırlaştı. Sonra sesi daha alçak çıktı: “‘Bitecek’ dedim çünkü… bir gün benden gitmek isteyeceğini düşündüm.” Bakışları karardı. “Ve ben seni zorla tutmak istemedim.” Gözlerini kısa bir an kapattı, sonra tekrar açtı. “Ama gerçeği soruyorsan, Hevin…” Sesi çatladı. “Benim içimde bu evlilik hiç bitmeyecek.” Bir adım daha attı. Yavaş… dikkatli… sanki aramızdaki havayı kırmaktan korkar gibi. “Daha başlamadı ama… bitmeyecek.” Oda bir anda sessizleşti. Nefesini bile duyar hale geldim. Ben hâlâ olduğum yerde duruyordum. Ne tamamen rahatlamıştım… ne tamamen kırılmıştım. Ama ilk kez, Berzan’ın duvarlarının arkasını gerçekten görüyordum. Bu adam… sandığımdan çok daha derinmiş. Ona baktım. “Neden?” dedim, sesim titremedi. “Neden gelip bana açılmak yerine uzaktan sevdin? Neden benimle konuşmadın?” Berzan gözlerini kısa bir an kapattı. Nefesini verdi. Sanki bu soru onu yıllardır taşıdığı bir yükle yeniden yüzleştirmişti. Başını kaldırıp bana baktı. “Ben kaç yaşındayım biliyor musun, Hevin?” Bir an duraksadım. “Evet… 29,” dedim. Bakışları sertleşti. “Hayır. 30.” Göğsü ağır ağır inip kalkıyordu. “Ve seni gördüğümde daha 18 yaşındaydın.” Sesi bir an çatladı. “Bundan… ne kadar utandım biliyor musun?” Kalbim sıkıştı. “Seni 18 yaşındayken gördüğümde… Sana bakmamın doğru olmadığını düşündüm. Sen korkuyordun, sıkışmıştın, yalnızdın. Benim gibi birinin sana bakmaması gerektiğini düşündüm. Ama yine de baktım… bundan utandım. Daha önce hiç kimseye böyle bağlanmamışken, küçücük bir kızın beni bu hâle sokmasından da utandım.” “Senden sonra… seni gördükten sonra… kimseye dokunmadım.” Bir an donup kaldım. Dudaklarım aralandı ama tek kelime çıkmadı. Berzan devam etti, sesi daha alçak ama daha çıplaktı. “Sen beni hiç görmedin.” Bu cümle odada yankılandı. Ne suçlama, ne şikâyet… sadece çıplak bir gerçek gibi. Berzan yavaşça başını iki yana salladı. “Sonra kader bizi bir araya getirdi… ama sırf okumak için yaptığını biliyorum.” Bakışları bir an yere kaydı. “Yine de buna mecbur kalmanı istemedim. Hâlâ da istemiyorum.” Bir adım daha attı, bu kez daha yavaş. “Ben seni uzaktan sevmeye razıyım, Hevin.” Sesi alçaldı. “Yeter ki sen mutlu ol.” Bir an boğazım düğümlendi. Sonra sertleştim. “Sürekli peşimde, bana mesaj atan, beni takip eden biri varken… seni nasıl görebilirim?” dedim, sesi keskinleşerek. “Üstelik… ben gerçekten seni hiç görmedim.” Berzan bakışlarını benden ayırmadı. Yüzünde acı, pişmanlık ve bir tür kabullenmişlik vardı. Bir an sustu… sonra yavaşça konuştu: “Sana bir şey gösterebilir miyim?” Cevap vermedim. Ama geri de çekilmedim. Telefonunu çıkardı. Birkaç dokunuş yaptı. Sonra bana doğru uzattı. Ekranda bir fotoğraf vardı. Lisenin son günü. Arkadaşımla yürürken uzaktan çekilmiş bir kare. Gülüyordum. Saçımı kulağımın arkasına atıyordum. Kalbim tekledi. Berzan ekrana dokundu. “Bak… burada hep birkaç adım gerindeyim.” Bir fotoğraf daha açtı. Sınava girdiğim gün… kapının önünde bekleyen kalabalık… uzaktan çekilmiş bir görüntü. Sonra başka bir kare. Bir düğün. Kalabalık. Işıklar. İnsanlar. Ben bir köşede duruyordum. Berzan ekrana baktı, sonra bana döndü. “Ben de oradaydım.” Gözlerim büyüdü. “Ben… hiç görmedim.” dedim fısıltıyla. Berzan başını hafifçe salladı. “Biliyorum.” Sesi yumuşaktı. “Çünkü bana o gözle bakmadın.” O an içimde bir şey çatladı. Göğsüm sıkıştı, nefesim daraldı. “Ben kimseye ‘o gözle’ bakmadım, Berzan!” dedim sertçe. Sesim titredi ama öfkeliydi. Bir adım ileri attım. “Ben 18 yaşındayken… babamın evinde nefes almaya çalışıyordum. Okula tutunmaya çalışıyordum. Korkuyla yaşıyordum. Sokakta yürürken bile arkamı kolluyordum!” Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Ben kimseye bakacak halde değildim!” Berzan olduğu yerde dondu. Çenesi sıkıldı. Gözleri karardı. Bir adım geri attım. Omuzlarım düştü. Bakışlarım yere kaydı. “Sen… uzaktan sevmişsin.” dedim daha kısık bir sesle. “Ben ise… uzaktan korkmuşum.” Gülümsedim ama bu bir gülümseme değildi acıydı. “Belki de bu yüzden seni hiç görmedim.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Çünkü ben yıllarca… kimsenin beni görmemesini umarak yaşadım.” Oda ağır bir sessizliğe gömüldü. Berzan’ın yüzündeki ifade değişti. Öfke yoktu. Gurur yoktu. Sadece… derin bir kırılma vardı. Berzan bir adım attı. Sonra bir adım daha. Yaklaşırken omuzları hafifçe çöktü; o kibirli, sert duruşu yoktu artık. Çekinerek geldi sanki bana yaklaşırken bile kendinden korkuyormuş gibi. Tam karşıma geldiğinde sesi kısık çıktı: “Bunu sana ben mi yaptım, Hevin?” Bakışları yüzümdeydi ama suçlulukla doluydu. “Seni… ben mi bu hale getirdim? Seni ben mi bu kadar korkuttum?” Bir an sustu. Nefesi bozulmuştu. Ben yerimden kıpırdamadım. Öfkem hâlâ içimdeydi ama bağırmıyordum daha tehlikeliydim, daha keskindim. “Yaptıklarının sonuçlarını hiç düşündün mü, Berzan?” dedim ağır ağır. Gözlerim onun gözlerine kilitlendi. “Ben… kendimi ne kadar kapattım biliyor musun?” Sözlerim odanın içinde yankılandı ama sert değildi daha çok yaralıydı. “Ne kadar görünmez olmaya çalıştım… ne kadar küçülmeye çalıştım…” Bir nefes aldım. “Ne kadar çirkinleşsem, ne kadar silik olsam, ne kadar ortadan kaybolsam… o kadar güvende olurum diye düşündüm.” Sesim çatlamadı ama içimde bir şey çatladı. “Gözlüğümü bir kalkan gibi taktım. Bol kıyafetlerimi bir duvar gibi giydim. Bakılmasın diye, görülmesin diye, fark edilmesin diye…” Berzan bir anda dizlerinin üzerine çöktü. Benim tam önümde… ayakta değil, dizlerimin dibinde kaldı. Başını hafifçe kaldırıp bana baktı. Gözleri kırmızı, nefesi bozuktu. Dudakları aralanıyor ama kelimeler zor çıkıyordu. Ben konuşmaya devam ettim bağırmadan, ama ağır bir tonla: “Biri beni izlerken… biri nefesimi sayarken… biri adımlarımı takip ederken…” Bir an durdum. “…sen benim karşımda durup bana ‘çocuk’ dedin. ‘Açık’ dedin. ‘Böyle sana göre değil’ dedin.” Bakışlarım sertleşti. “Ben zaten zor nefes alıyordum. Sen ise… nefesimi daha da daralttın.” Berzan’ın göğsü hızla inip kalkıyordu. Her kelimemde nefesi daha da bozuldu. Dizlerinin üstünde kaldı ama başını biraz daha öne eğdi. Bir süre sonra, yavaşça ayağa kalktı. Ben ona baktım. “Ne oldu? Yine mi gideceksin?” dedim. Sesim sakin ama delici. Berzan gözlerini benden kaçırdı. Elleri titriyordu bunu açıkça gördüm. Yutkundu. “Korkuyorsun benden, Hevin.” Bu kez ben başımı iki yana salladım. “Senden korkmuyorum. Ben bilinmezlikten korkuyordum.” Bir nefes aldım. “Artık kim olduğunu biliyorum.” Berzan kendi ellerine baktı. Parmakları titriyordu. Avuçlarını sıkıp açtı. Dudakları kıpırdadı önce duyulmayacak kadar kısık, sonra biraz daha belirgin fısıltılar çıktı ağzından: “Yüzüne bakılmayacak kadar çirkinsin dedim…” Bir an durdu, boğazı düğümlendi. “‘Kız çocuğu’ dedim…” Nefesi kesildi. “Saçlarına, gözlerine, kaşlarına, kirpiklerine… o çillerine bakarken… ölürken… sana ‘çirkinsin’ dedim.” Sözleri havada asılı kaldı. Gözleri kapanacak gibi oldu. Omuzları çöktü. Ben bir an hiçbir şey demedim. Sadece ona baktım. Ne bağırdım… ne ağladım… ne de geri çekildim. Ayağa kalktım. Yavaşça bir adım attım. Aramızdaki mesafe azaldı. Berzan başını kaldırmaya cesaret edemedi. Sesim çok alçak ama net çıktı: “Bunları söylediğinde… beni kırdığını biliyor muydun?” Berzan başını kaldırmadan fısıldadı: “Biliyordum.” Bir an durdu… nefesi bozuldu. Sonra daha kısık, ama daha keskin bir sesle ekledi: “Ve evet… seni incitmek istedim.” Kalbim bir anlığına sıkıştı ama bakışımı çekmedim. Berzan’ın çenesi gerildi. Ellerini dizlerine bastırdı. “Yüzüme bakmadığın her an…” dedi, sesi titreyerek, “öfkeyle, şaşkınlıkla… hatta korkuyla baktığın her an… daha çok öfkelendim.” Derin bir nefes aldım. “Öyleyse dinle.” Bir an sustum. “Beni incittin. Ama beni yaratan sen değildin.” Bakışlarım sertti… ama kırıcı değildi. “Ben kendimi görünmez yapmayı seçtim çünkü korktum. Ama o korkuyu sen başlatmadın.” Sonra biraz daha yumuşak bir sesle ekledim: “Beni küçülttüğün her kelime… beni koruduğun her sessizlikten daha ağırdı.” Berzan titreyerek nefes aldı. Omuzları hafifçe çöktü. Ben ise ilk kez onun karşısında küçülmeden, dimdik durdum. “Şimdi bana bak, Berzan.” Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri kırmızıydı ama kaçmıyordu. “Ben hâlâ buradayım. Kırılmış… ama yok olmamış.” Ona acımadım. Ona kızmadım. Sadece gerçeği gördüm. Ellerini yavaşça yüzüne götürdü; avuçlarıyla gözlerini kapattı, sonra ağır ağır indirdi. Omuzları ilk kez bu kadar belirgin biçimde çökmüştü. Nefesi düzensizdi, sanki söylediği her kelime göğsünden kopup geliyordu. Sesi boğuk çıktı: “Bunu… sadece mesajlarla yapmadım, Hevin.” Başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı. Ağlamak üzereydi. “Seni gördüğüm her yerde… kendimi tutmak zorunda kaldım.” Bir adım attı, sonra yine durdu yaklaşmak istiyor ama cesaret edemiyor gibiydi. “Evinin önünden geçtiğim geceler oldu,” dedi daha kısık bir sesle. “Sadece ışıklarına baktım… sonra geri döndüm.” Adem elması sertçe hareket etti. “Düğünlerde, kalabalıklarda… yanındaydım bazen.” Başını iki yana salladı. “Bir adım daha atsaydım… hayatının içine girecektim.” Bakışları benim yüzümde kaldı. “Ama girmedim.” Sesi bir an titredi. “Çünkü girseydim… geri çıkamazdım.” Göğsüne elini bastırdı. Parmakları hafifçe titriyordu. “Beni böyle görmeni istemedim.” Nefesi kesildi, sonra devam etti: “Zayıf. Takıntılı. Tehlikeli.” Dudakları aralandı; kelimeler zor çıkıyordu ama artık durmuyordu. “Ben sana sahip olmak istemedim, Hevin…” Bir an sustu, sonra daha derinden konuştu: “Seni kaybetmekten korktum ama… seni incitmekten daha çok korktum.” Bir adım daha attı. Bu kez çok yavaş. “Seni uzaktan sevmeyi seçtim çünkü… seni kendimden korumak istedim.” Gözleri gözlerime kilitlendi; artık saklanmıyordu. “Her mesajda, her bakışta, her susuşta… seni sevdim.” Sesi çatladı. “Bu yüzden yazdım. Bu yüzden izledim. Bu yüzden sustum.” Nefesi ağırlaştı; omuzları inip kalkıyordu. Sonra daha alçak, ama kesin bir sesle ekledi: “Ve bu yüzden… şimdi senden vazgeçemiyorum.” Bir an durdu. Başını hafifçe yana eğdi, bakışları yumuşadı. “Çünkü seni sevdim, Hevin.” Derin bir nefes aldı. “Ve hâlâ… seni seviyorum.” Berzan bir adım attı. Bu kez acele yoktu; daha dikkatli, daha temkinli… sanki yanlış bir hareketle her şeyi kaybedecekmiş gibi. Ben yerimden kıpırdamadım. Aramızdaki mesafe azaldı. Nefesini duyabiliyordum. Gözleri dudaklarıma kaydı ama hemen geri çekti. Elimi yavaşça kaldırdım bu kez tereddüt daha azdı. Parmak uçlarım havada asılı kaldı. “Dur,” dedim fısıltıyla, hem ona hem kendime. Ama durmadım. Parmak uçlarımla çenesine uzandım. Sakalının pürüzünü hissettim. Teninin sıcaklığı içime işledi. O an nefesi kesildi. Göğsü sertçe kalktı. Gözlerini kapattı. Bir santim daha yaklaştım. Dudaklarımız arasında neredeyse hiç mesafe kalmadı. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Berzan eğilmedi. Ama ikimiz de istedik. Nefesi dudaklarıma değdi. Benimki onunkinle karıştı. Nefesimiz birbirine karışmış halde, o ince sınırda asılı kalmıştık. Ne o yaklaştı… ne ben çekildim. Sanki ikimiz de aynı anda hem durmak hem de devam etmek istiyorduk. Çenesi gerildi; kendini tutmaya çalıştığı belliydi. Nefesi daha derin, daha düzensizdi. Ben ise kalbimin göğsümden çıkacağını sanıyordum. Parmak uçlarım hâlâ çenesindeydi. Teninin sıcaklığı avucumun altında yanıyordu. Bir an tereddüt ettim… ama bu kez geri çekilmedim. Başımı milim milim kaldırdım. Berzan’ın bakışları benimkine kilitlendi. Bir şey söylemedi. Sormadı. Zorlamadı. Sadece bekledi… ama bu bekleyiş bile yanıyordu. Elim hâlâ çenesindeydi. Dudaklarımız birbirine değdiğinde dünya bir an durdu. Önce çok hafif… neredeyse bir fısıltı gibi. Titrek, dikkatli, gerçek. Gözlerini kapattı. Sanki bir rüyadan uyanmış gibi… ya da tam tersine, yıllardır içinde bekleyen bir rüyaya düşmüş gibi. O küçük, narin öpücükten sonra başını yavaşça geri çekti. Bana baktı. Bakışında hem şaşkınlık hem de dayanılmaz bir açlık vardı. Ve o an her şey değişti. Bir saniye içinde elini enseme attı. Parmakları saçlarımın arasına girdi. Beni kendine öyle bir çekti ki nefesim kesildi. Karşı koyamadım istemedim de. Bu kez öpüşmesi yumuşak değildi. Alev gibiydi. Dudakları dudaklarımı buldu; daha derin, daha talepkâr… ama hâlâ kontrolsüz değil, bastırılmış bir özlemle. Nefesimi içine çeker gibi yaklaştı. Dudaklarım yandı; içimde bir şey çözülürken başka bir şey alev aldı. Elimi refleksle göğsüne koydum. Kalbi çılgın gibi atıyordu benimkiyle aynı ritimde, aynı delilikte. Parmaklarının ensemdeki baskısını, saçımın arasında dolaşan elini hissettim; diğer eli belimdeydi, beni kendine daha da yakın tutuyordu. Bir an için zaman yok oldu. Sonra… sanki bir mıknatıstan zorla kurtuluyormuş gibi aniden geri çekildi. Ama uzaklaşamadı. İki elini de enseme koydu, alnını alnıma dayadı. Nefes nefeseydik. Dudaklarım hâlâ yanıyordu. “Seni incitmek istemiyorum,” dedi, sesi parçalı, nefesi düzensiz. Ben konuşamadım. İlk öpücüğümü yaşamıştım... Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Başım dönüyordu, içim titriyordu; aynı anda hem sarsılmış hem büyülenmiş hissediyordum. Derin bir nefes aldı. Dudaklarını alnıma değdirdi uzun, koruyan, ağır bir öpücük bıraktı. Sonra eli omzumdan yavaşça koluma indi; neredeyse okşar gibi, dikkatle. Nefesimi toparlamaya çalışırken fısıldadım: “Yavaşlayalım… birbirimizi gerçekten tanıyalım.” Başını hafifçe geri çekti ama hâlâ çok yakındı. Bana baktı. “Ben seni tanıyorum,” dedi. Sesi sakindi ama içinde bir titreme vardı. “Ama sen beni tanıyana kadar beklerim.” Bir an durdu. “Gerekirse… bir ömür beklerim.” Göğsüm sıkıştı. Sonra daha alçak bir sesle ekledi: “Bunu doğru yapmak istiyorum. “Nasıl istersen… nasıl rahat edersen… öyle olsun.” Bir kez daha yaklaştı bu kez dudaklarıma değil. Dudağımın hemen yanına, yanağıma nazik bir öpücük bıraktı. Yumuşak, sabırlı, koruyan bir öpücük. O an içimde şunu hissettim: Bu bir teslimiyet değildi. Bu bir sahiplenme değildi. Bu… beklemeyi bilen bir sevginin, ilk kez bana doğru adım atışıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD