KAN BORCU

1651 Words
Yorgun bir şekilde kendimi koltuğa bıraktım. Saat gece bir olmuştu ve ben eve yeni girebilmiştim. Sabahtan beri şirkette toplantıdan toplantıya koşmaktan başım çatlamak üzereydi. Şirketim; güvenlik malzemeleri üretip dünyanın dört bir yanına gönderiyordu. Çelik yelekler, telsizler, gizli kameralar, şok cihazları... Aklınıza güvenlikle alakalı gelen her şeyi üretiyorduk. Bugünlerde üzerinde çalıştığımız ürün ise bir bıçaktı; kestiği zaman kurtulma ihtimalinizin kalmadığı, dikişlerin tutmadığı bir yara açan bıçak. Tabii ki satışı konusunda çok dikkatli olmalıydım; benim silahımın bana karşı kullanılmasını istemiyordum. "Asırcığım..." Tiz sesi duyduğumda gözlerimi devirdim. "Sana kaç kere söyledim, bana sadece Asır diye hitap edeceksin diye. Hatta mümkünse hiç hitap etme." Sıkıntılı bir nefes verdim. "Bu saatte neden buradasın sen?" "Seni bekledim." "Neden?" "Belki birlikte uyuruz." Alayla bir kahkaha attım. "Birlikte uyumak mı? Funda, kendine gel artık. Bizim nişanımız gerçek değil, sadece bir formaliteden ibaret." "Biliyorum ama ben seni seviyorum Asır." "Ben seni sevmiyorum Funda. Bunu kendine yapmaktan vazgeç artık ve evine, babanın yanına git." Funda üzülse de evden gitmedi ve kaldığı misafir odasına geri çıktı. Babasıyla güçlerimizi birleştirmek adına Funda ile nişanlanmıştım ama ona da söylediğim gibi, bu sadece formaliteden bir törendi. Funda’yı sevmediğimi o da babası da çok iyi biliyordu ama bir gün ona aşık olacağım umuduyla yanımda kalmaya devam ediyordu. İstediği şey imkansızdı. Otuz yıllık hayatımda bir kere bile aşk denen duyguyu tatmamıştım, hatta yanından bile geçmemiştim. İşime ve babamın karşısında durup onu alt etmeye çalışmaya o kadar odaklanmıştım ki kalbimde nefret ve intikamdan başka hiçbir duyguya yer kalmamıştı. Umarım Funda bunu bir gün anlardı çünkü karşısında hiçbir zaman ona aşkla bakan bir adam olmayacaktı. "Ben geldim!" "Sonunda be oğlum! Neredesin bu saate kadar?" "Geldim işte kardeşim. Ne o? Yoksa Mühre beni öldürdü sanıp korktun mu?" Kahkaha attığında gözlerimi devirdim. "Sen o kızı çok hafife alıyorsun. Bak, o gün yanımda olup kızın gözlerini görseydin evden dışarıya adım bile atmazdın." "Asır..." dedi kaşlarını çatarak. "Yoksa sen bu kızdan korkuyor musun?" "Ne korkacağım kardeşim, sen karşında kim olduğunu unuttun herhalde. Sadece sana dikkatli ol diyorum. Bir haftadır Mühre’den ses seda yok, bir şeyler karıştırıyor." "Peşine taktığımız adamlar 'hiçbir hareket yok' demedi mi? Belki de senden korktuğu için intikamından vazgeçmiştir." Başımı iki yana salladım. "Öyle bir kadın değil," dedim. "Oooo, sen de birkaç kere gördüğün kadını ne çabuk tanıdın da böyle konuşuyorsun?" Karşımdaki koltukta oturan kardeşime baktım. Adam imayla bana bakıp dalga geçmeye başladığında yayıldığım koltuktan kalkmak zorunda kaldım. "Ben uyumaya gidiyorum. Sen de boş konuşmayı bırakıp uyu, yarın işimiz var." Odama çıkıp üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum ve yerine rahat bir şort tişört giyip yumuşak yatağıma girdim. Uykusuzluktan başım çatlıyordu. Bakışlarım açık kalan pencereme takıldı. Kalkıp kapatsam mı diye düşünsem de vazgeçtim. Mühre’nin duvardan tırmanıp odama girecek hali yoktu ya? Ben olayları fazla büyütüyordum. Zihnimdeki tüm sesleri susturup kendimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım. --- Mühre'nin Ağzından "Hazır mıyız?" Bedo’yu gömdüğümüz günün üzerinden tam bir hafta geçti ve ben bir haftadır hiç durmadan plan yapıyordum. Asır’ın peşime taktığı adamı fark etmeyecek kadar salak olduğumu düşünmesi beni sadece güldürmüştü. Celal Bey’in yanına gidip Asır’dan intikam almak istediğimi söylediğimde resmen gözleri parlamıştı. Hiçbir zaman Asır’ın evine baskın yapacak kadar cesur olamayacağını biliyordum ama o zarfta yazan sahte isimlerin de intikamını almak istiyordu. Celal Bey ilk defa işime yarayacaktı; en güvendiği ve güçlü adamlarını benim hizmetime sunmuştu. Murat’la yan yana durmuş, karşımızdaki ordumuza bakıyorduk. Bu gece bu işi bitirecektim ya da daha büyük bir savaşın fitilini ateşlemiş olacaktım. Bunu gidince öğrenecektik. Yemin ettiğim gibi; Asır’ın en sevdiği kişiyi ondan koparacaktım. "Herkes silahlarını kontrol etsin. Bu gece eksik hiçbir şey istemiyorum, anlaşıldı mı?" Karşımdaki ordu aynı anda hazır ola geçip "Emredersiniz efendim!" diye haykırdı. Ceketimin fermuarını burnumun ucuna kadar çektim ve şapkamı kafama yerleştirdim. Kızıl saçlarımı da topuz yapmıştım; karanlığımın içinde görünen tek renk gözlerimin yeşiliydi. Murat gür sesiyle konuştu: "Hadi beyler, gidiyoruz!" --- Asır’ın malikanesinin önüne gelmiştik. Simsiyah şatosu bu gece bizim en büyük yardımcımız olacaktı çünkü duvara yaslandığımda beni fark etmesi çok zor olacaktı. Silahların ucuna susturucuları taktık. Silahımın tekini Asır’ın bahçesinde düşürmüştüm; onu da bulabilirsem bu gece benim için mükemmel olacaktı. Sessizce bahçenin duvarına yaslandık. Birkaç işaretle kameraları gösterdiğimde, birkaç adam elindeki siyah sprey boyayla kameraları karalayarak etkisiz hale getirdi. Murat kapıyı tıklattığında bahçeden adamların sesi duyuldu: "Lan, kameralara ne oldu?" Murat tekrar kapıyı tıklattı. İçeriden silahlarının şarjörlerini değiştirdiklerine dair sesler duyuluyordu. Adamlardan biri kapıyı yavaşça aralayıp başını dışarı uzattığında, işaret verdiğim adam bahçeye sis bombası attı. Murat, adamı tek hamlede dışarıya çekip alnının çatından vurdu. Kapıya sert bir tekme attığımda demir kapı gıcırtıyla açıldı ve savaş başladı. Sis bulutunun arasında kalan adamlar sersemlemişti ve ne olduğunu anlamak için şaşkınca etrafına bakıyordu. Onların bu anlarından yararlanıp ateş etmeye başladık. Sis bulutu dağıldığında, Asır Mortem’in adamlarının cansız bedenleri de ortaya çıktı. Tek bir kurşun bile sıkmalarına izin vermemiştik, zaten amacımız da buydu; karşı taraftan patlayan tek bir silah sesi evdeki herkesi uyandırırdı. Yavaş ve dikkatli adımlarla bahçeye süzüldük. Buraya ilk geldiğimde olduğu gibi, yine dikkatim sol taraftaki büyük, görkemli söğüt ağacına kaydı. Dikkatimi toplamak için bakışlarımı hemen ağaçtan çekip eve yönlendirdim. Bahçede bir de çalışanların kaldığı müştemilat vardı ama eve olan uzaklığı ve ışıklarının kapalı olması nedeniyle içim biraz olsun rahatlamıştı. Dışarı çıkmadıkları sürece bizi görmeleri imkansızdı. Adamlar hızlıca evin etrafını dolaşıp geri geldi. "İkinci kattaki bir odanın penceresi açık, ne yapalım? Kapıyı kıralım mı?" "Olmaz," dedim hemen. Kapıyı kırarsak çıkan ses evdekileri uyandırabilirdi. "Ben açık olan pencereden eve girip size kapıyı açacağım." Murat "Emin misin?" dediğinde başımı evet anlamında aşağı yukarı salladım. Buradaki en zayıf kişi ben olduğum için en rahat da ben tırmanırdım. Adamlardan biri beni açık olan pencerenin altına götürdü. "Sen işaret verene kadar burada kalacağım," dedi. Başımı tamam dercesine salladım. Kalanlar da evin kapısının önüne gidip açmamı bekliyorlardı. Belimden tırmanmak için getirdiğim eşyayı çıkardım. Elimin içi kadar uzunluğu olan bir sopaydı; ucunda ise dört tane aşağı doğru dönmüş sivri uçları olan bir kanca vardı. Biraz geriye çekilip açık pencereyi hedef aldım ve sopanın üzerinde bulunan tuşa bastığımda kanca bir ok gibi fırlayıp pencerenin pervazına tutundu. Bir süre içeride bir hareketlilik var mı diye sessizce bekledik ama görünürde kimse yoktu. Belki de boş bir odaydı; öyle olması kesinlikle işime gelirdi. Kancaya bağlı ipi biraz çekip sağlam mı diye kontrol ettikten sonra sessizce tırmanmaya başladım. Bu ürünü Asır üretmişti ve onu kaçırmak için kullanıyordum; bu da hayatın Asır’a bir hediyesiydi. Neden kimse tek katlı müstakil bir evde oturmuyordu da devasa evlerde oturuyordu ki? Tırmanırken bana zorluk oluyordu. Seri bir şekilde iki katı da tırmanıp kendimi odanın içine bıraktım. Kancayı yerinden çıkartıp aşağı attım ve adama her şey yolunda demek için baş parmağımı kaldırıp birkaç kere salladım. Adam yere attığım kancayı da alıp uzaklaştı. Bakışlarım yine söğüt ağacına kaydı; bu odadan daha heybetli ve güzel görünüyordu. Bakışlarımı odanın içinde gezdirdim. Yatakta uyuyan biri vardı. Odanın duvarları, evin dışının siyahlığına inat bembeyazdı. Kahverengi gömme dolap, ayı postuna benzeyen bir halı ve yine kahverengi komodin... Yatağın yanında, biraz uzağına yerleştirilmiş koltuktan başka hiçbir şey yoktu. Aynı benim müştemilattaki odama benziyordu; bu kadar zenginliğe rağmen oda bomboştu. Cebimden kloroform döktüğüm gazlı bezi çıkardım ve sessiz adımlarla yatakta yatan adamın yanına yaklaştım. Sırtı bana dönük olduğu için kim olduğunu göremiyordum ama iki seçenek vardı: Ya Asır ya da kardeşim dediği kişiydi. Bildiğimiz kadarıyla evde sadece üç kişi vardı, onlardan biri de nişanlısıydı. Yanına yaklaşıp yavaşça üzerine eğildim. Gördüğüm yüz Asır’a aitti. Bu benim için daha iyiydi çünkü önemli olan Asır’ın uyanmamasıydı. Elimdeki bezi yüzüne yaklaştıracağım sırada yattığı yerde hareketlendi ve sırtüstü uzandı. Hızla elimi geri çektim. Biraz bekledikten sonra tekrar elimdeki gazlı bezi burnuna yaklaştırdım; aralarında sadece birkaç santimlik mesafe vardı. Asır derin nefesler çektiğinde ciğerlerine sadece oksijen değil, bezdeki ilacı da çekiyordu. Sonra bir şey oldu; Asır sanki hissetmiş gibi bir anda gözlerini açtı. Hızla elimdeki bezi ağzını ve burnunu kapatacak şekilde yüzüne bastırdım. Sertçe bileğimi yakaladığında gözleri şaşkınlıkla büyüdü; beni görmeyi beklemediği belliydi. Elini çekmeye çalışsa da başarılı olamadı, çoktan ilacın etkisine girmeye başlamıştı. Gözlerinin kapanacağını fark ettiğimde kulağına yaklaştım ve "Azrailin geldi," diye fısıldadım. Bileğimi kavrayan sert tutuşu gevşedi ve kolu cansız bir şekilde yatağa düştü. Sonunda bayılmıştı. Mendili cebime atıp Asır’dan uzaklaştım. Bu gece yaptığının bedelini ödeyecekti. Hızlı ama sessiz adımlarla odadan çıkıp alt kata indim. Evin kapısını bizimkilere açtım. Hep beraber evin içine daldılar. "Çabuk olun, evden çıkmak için sadece on dakikamız var," dedim. Adamlar üst kata çıktığında ben de evi incelemek için fırsat bulmuştum. Evin kapısından girdiğinizde tam karşınızda üst kata çıkan görkemli merdivenler sizi karşılıyordu. Bulunduğunuz holden birkaç basamak aşağı indiğinizde büyük ve geniş oturma odasını görüyordunuz. Büyük olmasına rağmen burası da tıpkı Asır’ın odası gibi boş sayılırdı. Siyah renkte bir oturma grubu, ortada küçük bir sehpa, sehpanın hemen altında büyük bir halı ve kenarda duran konsol oyunları vardı. Sağ tarafta ise aynı büyüklükte Amerikan tarzı bir mutfak vardı. Ada tezgah mutfağa ayrı bir hava katmıştı. "Hadi gidelim!" Evi incelemeye o kadar odaklanmıştım ki buraya neden geldiğimi unutmuştum. Adamlardan biri Asır’ın kollarından, diğeri bacaklarından tutarak aşağı indiriyordu. Aynı şekilde Asır’ın arkadaşını da bayıltmayı başarmışlardı ve onu da götürüyorlardı. Adamlardan biri de Asır’ın baygın nişanlısını omzuna almış aşağı iniyordu. "Hadi hızlı olun!" Son bir kez söğüt ağacına bakıp bahçeden çıktım. "Ellerini ayaklarını bağlayın, yolda bize iş çıkarmasınlar." Murat minibüsün içine atlayıp dediklerimi yaptı ve kapıyı kapatıp yola çıktık. ****** Ormanlık, boş araziye yapılıp henüz tamamlanmamış bir inşaata geldik. Buranın inşaatı bittiğinde "Rüya Evler" diye satılacaktı ama bugün birilerinin kabusu olacağı kesindi. Adamlar Asır’ı, arkadaşını ve nişanlısını alıp molozların arasına yerleştirdikleri sandalyelere sıkıca bağladılar. "Sağ olun beyler," dedim. Artık buradan sonrası bendeydi. Murat dışında herkes gitmişti. Asır, düşman olarak karşısına kimi seçtiğinin henüz farkında değildi ama bu gece öğrenecekti. Aradan sadece yarım saat geçmişti ve sonunda hepsi kendine gelmeye başlamıştı. Asır baygın bakışlarla etrafı süzüyor, nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. En sonunda bakışları beni bulduğunda öfkeyle soludu. "Sen..." dedi. Gözlerimin içine nefretle bakıyordu. "Ne o, şaşırdın mı?" dedim alayla. "Onları bırak, senin meselen benimle!" dese de tabii ki onu dinlemedim. Bedo onunla ilgili hiçbir meselenin içinde yokken canından olmuştu; aynısını yaşatacaktım ona. Silahımı arkadaşının üzerine doğrulttuğumda Asır’ın gerildiğini anlamıştım. Gerçekten yapacağımı biliyordu. Silahın emniyetini açtığımda Asır, "Ali'yi bırak! Onun bir suçu yok!" diye haykırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD