Celal Bey, Murat’ı da alıp sabahın erken saatlerinde gitmişti. O evde olmadığı zaman; bu ev, bahçe, içime çektiğim nefes bile daha huzur verici hissettiriyordu. Onun yokluğunu fırsat bilip Nilüfer’le müştemilatın önüne çıkmış, çimenlerin üzerine uzanmıştık. Yüzüstü yattık; kollarımızı dirseklerimize kadar yere bastırarak kendimize güç veriyorduk ve Nilüfer için aldığım boyama kitabını beraber boyuyorduk. Nilüfer sadece birkaç gündür benim yanımda olmasına rağmen birbirimize çok alışmıştık. "Anne, sen hiç mavi renk kelebek gördün mü?" Sıkıntıyla nefes verdim. "Güzelim, bunu konuşmuştuk ama değil mi?" Ona yeni isim verdiğim ve onu herkesten koruduğum için bana "anne" diyordu. Çünkü ona göre anne; doğurmakla değil, güzelce yetiştirip bakmakla ve çocuğunu sevmekle oluyormuş. Ben de ona bunu

