Sekiz ay… Dile kolay, sekiz koca ay geçti Cihan gideli. Günleri, geceleri birbirinden ayıramaz oldum. İçimdeki özlem bazen taşar, bazen sessizce boğazımı düğümler. Her sabah aynı duayla uyanıyorum: “Ne olur dön, Cihan… Ne olur.” Ama kapı hâlâ sessiz, avlu hâlâ onsuz. Bu sabah da erkenden uyandım. Ev sessizdi. İçimde dayanılmaz bir sıkıntı vardı. Kendimi toparlamak için başımı örtüp konağa yöneldim. Biliyordum, orada her zaman beni huzura kavuşturan bir çift göz vardı: Gülümser anne. Onun yanında biraz olsun yüreğim rahatlıyordu. Ama bir o kadar da biliyordum ki, Rojda hala yine diken gibi sözleriyle içime batacaktı. Avluya adımımı attığımda gözlerim hemen Esma’ya ilişti. Görümcem, sedirin kenarında oturmuş yün eğiriyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı, gülümsedi. “Hoş geldin abla,” d

