22.BÖLÜM

992 Words
Elif, Yusuf'un evinde tek başına dolaşıyordu. Kapı kapandıktan sonra, sanki bir ağırlık kalkmış gibi hissetti. Annesi Meryem, onu tehlikeye atmamak için dışarı çıkmıştı. "Bir süre yalnız kal, kızım," demişti. "Ben döneceğim." Ama Elif'in içi rahat değildi. Annesinin yüzündeki endişeyi görmüştü. O adamlar, Mehmet ve Hasan, hâlâ dışarıdaydılar. Elif'i arıyorlardı. Elif, Yusuf'un evini gezmeye başladı. Her şey öyle tanıdık geliyordu ki; sanki yıllardır burada yaşıyordu. Yusuf'un eşyalarına, kitaplarına, müzik koleksiyonuna baktı. Her şey öyle... Yusuf gibiydi. Sıcak, huzurlu, güvenli. Salona geldiğinde gözüne bir albüm çarptı. Eski, deri kaplı, köşeleri aşınmış bir şey. Elif merakla aldı, açtı. İlk sayfada Yusuf'un bebekliği vardı; tombik, gülümseyen, minicik bir bebek. Sonra büyüdü, okula başladı, bisiklet sürdü, futbol oynadı. Her fotoğrafta gülüyordu, her fotoğrafta mutlu görünüyordu. Elif'in gözleri fotoğraflarda dolaşırken, birden Yusuf'u düşündü. Nerelerdeydi acaba? Neden hâlâ gelmemişti? Ve neden Elif onun yokluğunu bu kadar çok hissediyordu? Kalbi bir tuhaf oldu. Sanki Yusuf'un yokluğu, evin her köşesinde yankılanıyordu. Elif, Yusuf'un fotoğraflarına bakarken, kendi duygularını anlamaya çalıştı. Neden bu kadar huzurlu hissediyordu burada? Neden Yusuf'un eşyalarına dokunmak, onun kokusunu duymak istiyordu? İçinden bir ses, "Ondan hoşlanıyorsun," diye fısıldadı. Elif'in yüzü kızardı. Hayır, hayır, bu imkansızdı. Yusuf... Yusuf sadece bir arkadaştı. Ama Elif'in kalbi başka türlü söylüyordu. Albümü kapattı, yerine koydu. Ayağa kalkıp pencereye gitti. Dışarı baktı. Hava kararmaya başlamıştı. Sokak lambaları yanıyordu. Elif'in içi bir tuhaf oldu. Sanki dünya, Yusuf'un yokluğunda daha karanlık, daha tehlikeliydi. Birden odanın sessizliği Elif'i sardı. Yusuf'un yokluğu, her şeyden daha güçlüydü. Elif, Yusuf'un yatağına oturdu, yastığına yüzünü gömdü. Sanki onun kokusunu duymak istiyordu. Ve birden hissetti. Yusuf'un kokusu vardı. Hafif, ama vardı. Elif'in kalbi bir tuhaf oldu. Birden ayağa kalkıp odadan çıktı. Salona geldi, kapıya baktı. Sanki Yusuf kapıda duruyordu. Sanki onu bekliyordu. Elif'in gözleri doldu. "Yusuf..." diye fısıldadı. "Neredesin?" Kapı sessizdi. Sadece rüzgarın sesi vardı. Elif'in kalbi bir tuhaf oldu. Birden kapıyı açtı, dışarı baktı. Koridor boştu. Sadece karanlık vardı. Elif'in içi bir tuhaf oldu. Birden kapıyı kapattı, kilitledi. Sonra Yusuf'un odasına gitti, yatağa oturdu. Ve birden hissetti. Yusuf'un yokluğu, her şeyden daha güçlüydü. Ve Elif biliyordu ki, Yusuf gelene kadar, bu karanlık... bu karanlık asmayacaktı. Elif, Yusuf'un yastığına yüzünü gömdü. "Gelecek misin?" diye fısıldadı. "Lütfen... gel." Oda sessizdi. Sadece Elif'in kalbi atıyordu. Ve Elif biliyordu ki, Yusuf'un yokluğu... asmayacaktı. ••• Cezaevinin önüne geldiğinde Meryem ilk başta içeri girmedi. Kapının önünde durdu, çantasının askısını omzunda düzeltti, etrafına baktı. Gelen giden vardı ama kimseye ait değildi o an. Sanki herkes bir yere gidiyordu da Meryem olduğu yerde kalmıştı. Bir süre öyle durdu. Sonra içeri doğru bir adım attı. Güvenlikten geçerken acele etmedi. Çantasını banttan geçirirken görevliye baktı, görevli bakmadı. Ellerinin titrediğini fark etti ama durdurmaya çalışmadı. İnsan bazen titremeyi bastırınca daha çok hissederdi. O yüzden bıraktı. Görüş salonunun kapısının önünde bir kez daha durdu. İçeriden sesler geliyordu. Konuşmalar, sandalyelerin sürtünmesi, bir yerlerde ağlayan bir çocuk. Meryem kapının koluna dokundu ama hemen açmadı. İçeri girdiğinde geri dönüş olmayacağını biliyordu. Kapıdan geçince artık susmak mümkün değildi. Yusuf’u masaların birinde otururken gördü. Başını kaldırdığında göz göze geldiler. Yusuf’un yüzü tanıdıktı ama aynı değildi. Biraz daha zayıflamıştı, bakışları eskisi kadar dışarıda değildi. Yine de Meryem onu ilk bakışta tanıdı. İnsan bazı yüzleri kalabalıkta bile seçerdi. Karşısına oturduğunda Yusuf başını hafifçe eğdi. “Hoş geldin abla,” dedi. “Hoş buldum,” dedi Meryem. “Yol nasıldı?” “İyiydi,” dedi. “Bir sorun çıkmadı.” Yusuf başını salladı. “İyi,” dedi. “Sen nasılsın?” Meryem bir an düşündü. “İyiyim,” dedi sonunda. “İdare ediyorum.” Yusuf ona baktı. “Ben de öyle,” dedi. “Günler geçiyor.” Bir süre sustular. Bu sessizlik garip değildi. Sanki konuşmadan önce birbirlerini yokluyorlardı. “Buraya kadar gelmen zor olmuştur,” dedi Yusuf. “Zor olmadı,” dedi Meryem. “Gelmeye karar verince insan yolunu buluyor.” Yusuf hafifçe gülümsedi ama gözleri gülmedi. “Doğru,” dedi. Meryem ellerini dizlerinin üzerine koydu. Parmaklarını birbirine kenetledi. “Yusuf,” dedi, “ben buraya sadece seni görmeye gelmedim.” Yusuf’un yüzü ciddileşti. “Biliyorum,” dedi. “Ayhan aramıştı.” “Evet,” dedi Meryem. “O ayarladı bu görüşü.” Yusuf başını salladı. “Anladım,” dedi. “Anlat.” Meryem bir an durdu. Kelimeleri sıralamak kolay değildi. Nereden başlarsa başlasın, bir yer eksik kalacaktı. “Kızım Elif’le ilgili,” dedi. “Onu korumam gerekiyor.” Yusuf bakışlarını Meryem’den ayırmadı. “Biliyorum,” dedi. “Başına gelenleri de biliyorum.” “Bu iş sandığımızdan daha zor,” dedi Meryem. “Ve ben bunu tek başıma yapamayacağımı anladım.” Yusuf hafifçe öne eğildi. “Benden ne istiyorsun?” diye sordu. “Yardım,” dedi Meryem. “Ama bildiğimiz gibi değil.” Yusuf ses çıkarmadı. Sadece dinledi. Meryem anlatmaya başladı. Yavaş konuştu. Bazen durdu. Bazen bir cümleyi yarıda kesti. Yusuf’un yüzü önce şaşkınlıkla gerildi. Sonra kaşları çatıldı. Bir noktada bakışları sertleşti. Meryem konuşurken onu hiç bölmedi. Araya girmedi. Sadece dinledi. Dinledikçe omuzları biraz daha gerildi. Meryem sustuğunda Yusuf uzun bir süre konuşmadı. Masaya baktı. Sonra tekrar Meryem’e döndü. “Bunu beklemiyordum,” dedi. “Kimse beklemiyor,” dedi Meryem. “O yüzden buradayım.” Yusuf başını iki yana salladı. “Kolay bir şey değil,” dedi. “Biliyorum,” dedi Meryem. “O yüzden senden izin almadan hiçbir şey yapmayacağım.” Yusuf derin bir nefes aldı. “Düşünmem gerekir,” dedi. “Biliyorum,” dedi Meryem. “Zaten hemen cevap vermeni istemiyorum.” Görevli süreyi işaret etti. Meryem ayağa kalktı. Yusuf da kalktı. Meryem çantasını omzuna takarken durdu. Yusuf’a baktı. “Oğlum,” dedi, sesi alçaldı ama netti. “Benim bu dünyada Elif’i emanet edebileceğim çok az insan var.” Yusuf sessiz kaldı. “Biri Ayşe teyzen,” dedi. “Biri Ayhan. Ona abisi gibi bakıyor.” Yusuf’un bakışları sabitti. “Bir de sensin,” dedi Meryem. “Benim senden başka çarem yok. Ama ne olur, iyice düşün. Sonra bana haber et.” Yusuf başını salladı. “Düşüneceğim,” dedi. “Ama şunu bil. Elif yalnız kalmayacak.” Meryem başını eğdi. Kapıya doğru yürüdü. Bu sefer arkasına bakmadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD